
Hakkımda
Nazan Ateş
Hoş geldin, bana her zaman hoş geleceksin.
Ben Nazan Ateş. 22 Şubat 2007 Trabzon doğumlu, aslen Rizeliyim. Memleketimin taşını, toprağını, dağını ve deresini ayrı ayrı severdim. O coşkun akan dere, bir gün aynı süratle akmaya devam ederken arkadaşımı alıp götürünceye dek…
Küçük yaşlardan itibaren günlük ve şarkılar yazar, yazmaya çalışırdım. En son yoğun düşüncelerle boğuştuğumu anımsayışım on beş yaşıma denk geliyor. Ertesi gün okulum olmasına rağmen bir türlü gözüme uyku girmiyordu, telefonumu alıp birkaç yüz kelime yazıp rahatlamıştım.
O gece yazmanın bana nasıl iyi geldiğini fark ettiğim ilk gündü.
Çocukluğumdan beri yüksek bir hayal gücüm vardı, bunun farkına ta çocukken varmıştım.
Yine hayal kurduğum bir anda, uzun zamandır zihnimde aynı sahnenin canlandığını fark ettim.
Savaş mağduru bir kıza, dost elini uzatan Türk askeri…
İlk kitabım Rastlantı bu şekilde ortaya çıktı. Yaşımın küçük olması ve tecrübesizliğim ilerlediğim yolda işimi zorlaştırsa da, zihnimde canlanan sahneyi ardımda bırakamazdım.
Derenin alıp götürdüğü Nehir’in ardından hiçbir iz kalmamıştı. Ben de Rastlantı’yı Nehir’e şu sözlerle ithaf ettim:
“Sevgili Nehir, sana bir mezar nasip olmadı, olsun… Ben kitapları mezar belledim.”
Bir süre aradan sonra ikinci kitabımı yazmaya başladım, Mevta’m…
Başrol Mehir, kendimi fazlasıyla yalnız ve yanlış ortamda hissettiğimde ortaya çıktı. İkimizin de mecburiyetleri vardı, olmak isteyip de olamadıkları, konuşması gerekirken sessiz kalışları…
Mehir ile hissettiklerimizin anlaşıldığını seninle gördüm sevgili okurum/arkadaşım…
Günlük hayatta zihnimde uzun cümleler olsada, dudaklarımdan yalnızca bir kısmı dökülürdü.
İşte o zaman benim zihnimden satırlara şu sözler döküldü.
“Sessizce yaşayıp, yazdıklarıyla konuşan bir yazar.”
Şu yaşıma dek insanların sözlerinin altındaki asıl niyeti, gizledikleri ve belki de kendilerinden bile sakladıkları karakterlerini sessizce bir bulmacayı çözer gibi buluverirdim. Yine de sessiz kalırdım.
Anlaşılmamanın endişesi, kelimeleri boğazımdaki tellere sardığında söylemek istediklerimi paylaşabilmenin başka bir yolunu buldum.
Yazmak…
Rastlantı’yı yazmaya başladığımda bu kadar yüksek kitlelere ulaşacağı aklımın ucundan geçmezdi. Okuyucumun beğenisi ve yeni bölümü sabırsızlıkla beklediğini dile getirmesi içimde bir ışığı uyandırdı.
Burada anlaşılıyordum.
O zaman bunun bir anlık heves olmadığını ömür boyu yapmak istediğim eylem olduğunu anladım.
İnsanları görebiliyor, gördüklerimi yazıyorum ve sen orada kendinden bir şeyler bulabiliyorsun. Değişik yaşamlar sende farklı duygular çağrıştırsada ben bir şeyler uyandırmak istiyorum.
Her bir kitabımı binbir emekle nakış gibi işlerken bambaşka evrenlerin bambaşka dönemlere kalacağına inanıyorum. Çünkü hayattan olan, gerçeği satırlarında barındıran bu kitaplar sen, ben, o…
Yaşam var oldukça yazdıklarım insanlara dokunacak. Kim “O beni anlıyor…” deyip kitabı göğsüne bastırdığında yıldızlara bakacak olursa o benim küçük yıldızım olacak.
Kitaplarımı benim yaşımdan büyük insanlar da okusa da sözümü geri almıyorum.
Hepimiz bir zamanlar çocuktuk ve çocuk Nazan’ın boş kalan sırasının yanında oturabilir, elimi tutabilirsiniz.
Hoşça kal…