20. HAKİKATİN MEKTUBUNA AÇILAN YOL
Selam...
Uzun süre önce başladığımız bu yolda, ilk patikayı aştık. Yanımda olup bana destek veren herkese teşekkür ederim. İyi ki varsınız...
Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim.
Düzleştiricinin arasına bir parça saç tutamını bıraktığımda başlıkların arasındaki mesafeyi kapattım. Makineyi usulca aşağı indirirken saçlarımdaki kabarıklığı alıyordu.
Aynı işlemi tüm saçıma uyguladığımda düzleştiricinin fişini çekip parkenin üzerine bıraktım. Oturduğum sandalyeden doğrulduğumda donuk bir ifadeyle aynadan kendimi süzdüm.
Masamın üzerinde, şeftali tonundaki ruju dudaklarıma dokundurduğumda zıt yönlere çekiştirdim. Telefonum titrediğinde gözlerim ekrana kaydı, İbrahim Abi muhtemelen karne gününe geç kalmamam adına beni uyarıyordu. Elime aldığım telefonun güç düğmesine basarak sessize aldığımda telefon, sağ avucumda odadan çıktım. Merdivenlerden inerken elbisemin dizlerimin üzerine gelen eteği dalgalandı. Kapıdan çıkarken karnemin nasıl olduğunu heyecanla bekleyen bir ailem olmadığı için başımı eğdim. Cipin önüne geldiğimde kapımı açmayan Erdal Abiye şaşırdım, yine de ona belli etmeyeden başımı ona çevirdim. "İsterseniz spor arabayla gidelim." Dudaklarım yukarı çekilsede boş verdim, omuzlarım düştü. "Gerek yok." Kapımı açtığımda sessizce yerime oturdum. İbrahim Abi yerine oturduğunda yola çıktık. Sağ avucumu çeneme yasladığımda gözlerimi cama çevirdim. "Keyifsiz gibisiniz, karnede zayıf çok mu diyeceğim ama siz akıllı kızsınız, kötü geleceğini sanmam." Başımı camdan ayırıp İbrahim' e doğru çevirdiğimde sağ elimi yavaşça kucağıma indirdim, sol elime bir arada tuttum. Bakışlarım ellerimdeyken "Keyfim... bilmiyorum, biraz modum düşük." Başımı kaldırıp aynaya baktığımda gözlerimizi buluşturdum. "Karnem iyi, takdir alacağım." Dudaklarımı birbirine bastırdığımda bir baş hareketiyle saçlarımı geriye aldım. "Söyledin ya akıllısın diye," İbrahim' ın dudakları aralanmış karmaşık düşüncelerinin yansıdığı gözleriyle başını salladı. "Akıllı mıyım değil miyim bilmiyorum artık..." Dudaklarımın arasından yorgun bir nefes süzüldüğünde gözlerimin dolmasına engel olamadım "Hep, doğru ve iyi olanı yapmaya çalışıyorum ama hatamı ediyorum bilmiyorum. İçimden hiç gelmesede, ben... sevdiğim kişiyi ardımda bıraktım. Onu severken hem de çok severken, o da beni seviyordu ama kader bir olmamıza izin vermedi." Ağzımın içi, dilimin kuruduğunu hissederken boğazım acıyla yanıyordu. "Neden ölmüş gibi konuşuyorsun?" Şaşkınlıkla gözlerine bakarken yanan kırmızı ışık arabanın durmasına neden oldu. Bedenini bana döndürdüğünde doğrudan gözlerime bakıyordu. "Bu hayatta ölüm dışında her şeye çare vardır Mehir Hanım. Dünya döndüğü, siz ve o, sevdiğiniz çocuk yaşadığı sürece her zaman ayrılıklar, kavuşmalar mümkün. Yeter ki ölüm ayırmasın." Adem elması güçlükle hareket ettiğinde önüne döndü, yeşil ışık yanmıştı.
Sözler öylesine söylenmemiş, yazılıp çizilmemişti. Her şeyin bir yazgıdan ibaret olduğu Dünyada bu sözlerde boşuna değildi. Okulun önüne geldiğimizde kapımı açtığım gibi indim, söyleyip söylememekte kararsız kalsamda anlık bir kararla dudaklarımdan sözler döküldü: "Bir gün hikâyeni anlatmak istersen eğer dinlerim." Dudakları içeri çekildiğinde başıyla onaylayarak önüne döndü ardından burnunu çekti. Kapıyı kapattığımda okula doğru ilerledim.
Okulun bahçesinde gördüğüm yüzle kalp atışlarım hızlanıp göğüs kafesimi delecek gibi oldu ama yanıldığımı, gördüğüm kişinin yalnızca Kayra' yı andıran biri olduğu fark etmem uzun sürmedi. Ben Kayra' nın ruhunu bilirdim, bana bakarken gözlerinin içine bakardım ve zihninden neler geçtiğini adım gibi bilirdim.
Okulun arka bahçesine geldiğimde küçük topluluklara rastladım. Bizim sınıfın ağırlıkta olduğu tarafa geçtiğimde henüz Oğulcan gelmemişti. Işık bana döndüğünde belge alıp alamadığımı sormuştu, bu soruyu bana yönlendirdiğine göre kendisi kesin alıyordu. "Takdir alacağım." "Bende." Hisslerimde yanılmadığımın anladığımda zaferiyle gülümsedim fakat çabuk söndü. Peki niye bu kadar kısa sürmüştü?
İ...
••••
"Tüm öğrenciler sınıflarına göre ikişerli sıraya girsin!" Beden hocasının elinde mikrofon olmasına rağmen kendini paraladığı kızgın sesi duyulduğunda herkes daha düzenli bir sıraya geçti. Müdür eline mikrofonu aldığında hayal kırıklığıyla başımı omzuma düşürdüm. İçimden konuşmasının kısa sürmesini umarken başımı kaldırdım. "Bir eğitim öğretim yılının daha sonuna geldik, dilerim bu yılınız güzel geçmiştir. Aranızdan bazılarınızın başarılı olduğu bir yıldı, şimdi Haziran sıcağında sizi de çok bekletmek istemem, her sene olduğu gibi İstiklal Marşının ardından belgelerinizi size taktim edeceğiz. İyi tatiller." Yüksek bir alkış koptuğunda müdür yalın sesiyle bayrağın asılı olduğu uzun kalın tahta çubuğu tutması için erkek bir öğrenci istedi. Kimse gelmeyince kalabalığın arasından kendi seçti. Telefonuma gelen bildirimle ekrana baktım. Tanem, takdir almış gururla yaptığı özçekimi benimle paylaşmıştı. Ona bir tebrik mesajı attığımda sağ tarafımda, sırada olan onuncu sınıf kız öğrencilerden fısıltılar yükseldi "Ne kadar yakışıklı." "Çok yakışıklı." Hayranlıkla dudaklarından dökülen cümlelere anlam veremedim, telefonumu kapattığımda başımı kaldırıp bayrağa baktım. Bayrağı tutana baktığımda onun Kayra olduğunu gördüm. Az önceki kızlar Kayra' ya övgü yağdırıyordu. İçime derin bir nefes doldurduğumda hoparlörden marş yükselmeye başladı, törene başladık.
"Hakkıdır, Hakk' a tapan, milletimin istiklâl"
Kayra, bayrağı dikkatli bir şekilde duvara yasladığında tekrar sırasına yöneldi o sırada gözlerime bakmadı. Huzursuzca gözlerimi yumduğumda elimi karnıma götürdüm. "İyi misin?" Sol tarafımdaki Oğulcan' ın endişe barındıran meraklı sesi kulaklarıma ulaştı. "Huzursuzum, karnım ağrıyor."
Müdür yardımcısı mikrofonu aldığında "Şimdi belge merasimine başlayacağız. 11/A şubesinden: Mehir Demirel, Aycan Solmaz, Işık Özçelik, İzzet Ateş ve Birgen Yalnız. Aa bir de Oğulcan vardı." Sıradan ayrıldığımızda ileri çıkıp yan yana dizildik. "11/B Didem Karaca, Tuna Yılmaz, Kayra Güngör," Yalçın Hoca gözlerini kısarak kağıdan yaklaştığında kalabalığın arasında, az önceki kızların seslerini duydum. "Yakışıklı olduğu kadar da zekiymiş," "Çok iyi." Gözlerim istemsiz devrildiğinde hocanın sesi duyuldu. "Giray Çetiner." "Ailesi torpil yapmadıysa ben de bir şey bilmiyorum." Oğulcan sesiyle omuz silktim "Boş ver."
Bakışlarım, öğrencilerin ardındaki velilere kaydığında gözlerim pek gezinmedi çünkü orda kimlerin olduğunu bilmiyordum ancak kimlerin olmadığını... İşte onu çok iyi biliyordum. Yıllar öğretmişti.
Gözlerim, endişeli gözlerle etrafa bakan Atılgan ailesi ile kesişti, gülümsemeye çalıştığımda önüme döndüm.
"Son olarak Cihan... Cihan Atılgan." Kalabalığın arasına karıştı ses, hiçbir yanıt almadan. "Cihan Atılgan. Burda değil mi?"
"Burda!" Herkes sesin geldiği yöne okul binasının çatısına baktığında Cihan' ın bedeni boşlukta süzülmeye başladı. Gözlerim dehşetle açıldığında yere düşen bedenden sıçrayan kan anlıma bir damlasını imza gibi bıraktı.
Ş.
Bölüm sonu...
Tıpkı ilk kitabın sonu olduğu gibi.
Mevta ile ilgili gelişmeleri, instagram (nazanatees) hesabımdan takip edebilirsiniz. Kendinize çook çook iyi bakın🫂🤍
Bu bölümde sizi en çok sessizleştiren an hangisiydi?
Hikayede herkesin sırları var ise en büyük sır kimde?
Final ile ilgili tahminlerinizi merak ediyorum...
Paragraf 1
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬
Yorum Yap