19. TAMAMLANAN ŞİFRENİN GÖZ ÖNÜNE GELMESİ
Selam...
Arkadaşlar birazdan mesajlaşma sahneleri okuyacaksınız. En baştan mesajı atan kişinin ismini yazmadığım için bundan sonra da yazmak istemedim. Ancak kitap hâlinde bunu düzelteceğime emin olabilirsiniz. 🙂
Şimdi işinizi kolaylaştıracak bir ipucu vereyim. Aynı saatlerde atılan mesajlar tek bir kişiye ait, yani saat değiştiğinde konuşma sırası karşı tarafa geçmiş demektir.
Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim.
Islak saçlarıma son aşama olarak argan yağını sürdüğümde tarakla iyice yaydım. Aynadan kendimi süzdüğümde banyodan çıktım. Yeni duş almıştım, üstümde sevdiğim bol pijamalarım vardı. Cilt ve saç bakımımı da yapmıştım, şimdi rahatça uyuyabilirdim.
Ama önce...
Çalışma masamın üzerinden bilgisayarımı aldığımda geniş yatağıma geçtim. Yastığı dikleştirip yerleştiğimde bilgisayarın kapağını açtım. Arama motoruna Merve Atılgan yazdığımda geri sildim. Cevahir Atılgan yazdığımda bir kez daha sildim.
Ne arıyordum? Neyi bulmak istiyordum ya da gerçekten bulmam gereken bir şey var mıydı?
Rengarenk uygulamaya girdiğimde Tanem' e mesaj attım.
"Tanem, uyudun mu?" (00.22)
"Rüyanda mı gördün diyeceğim, daha uyumamışsındır. Noldu?" (00.24) Mesajın sonuna esneyen bir emoji koyduğunda gülümsedim.
"Şimdi sana önemli bir şey anlatacağım, iyi dinle." (00.25)
"Dinliyorum." (00.26)
"Bizim okulda B şubesinde Cihan diye biri var, benim de arkadaşım. Birkaç gündür kötü görünüyordu, bugün bana siyah arabalar tarafından takip edildiğini söyledi." (00.27)
"Sen ne dedin?" (00.28)
"Mafya lideri sana aşık olmuş dedim." (00.29)
"Cihan gay mi?" (00.30)
"Yok değil, niye ki?" (00.31)
"Oğulcan' a yapalım diye dedim." (00.32) Tanem, karşıdaymışta görecekmiş gibi ekrana yandan bakışlar attım.
"Saçmala Tanem ya, ikisi de hetero. Hem Cihan' ın sevdiği biri vardı, kız da bayağı bildiğin kötü, kötü kalpli. Ben sana sonra olayları anlatırım. (00.33)
"Asıl konumuza dönelim." (00.33)
"Bir şeyler yapmak istiyorum, ama ne yapacağımı bilmiyorum..." (00.33)
"Tamam, baştan başlayalım. Şu an neyi biliyorsun, elinde ne veri var?" (00.34)
"Elimdeki verilere bakacak olursam Cihan, takip ediliyor." (00.35)
"Evet?.." (00.36)
"Başka veri yok, hepsi bu." (00.37)
"Mehir, yat uyu canım. Yarın daha sağlıklı düşünürüz. (00.38)
"Peki, iyi geceler." (00.39)
"İyi geceler." (00.40)
Sohbetten çıktığımda rengarenk uygulamanın arama çubuğunu açtım, Merve Atılgan diye arattım. Karşıma Merve Teyze olmayan bir sürü hesap çıktı. Aynı şeyi Cevahir Amcaya da yaptığımda sonuç muhtemelen değişmeyecekti.
Daha doğru bir sonucu Cihan' ın sayfasından bulabilirdim. Uzun zaman sonra hesabına girmişken biraz gezindim, son zamanlarda fazlaca hüzünlü hikaye paylaşmıştı, birçoğu da aşk acısıyla alakalıydı ya da ben hikayesini bildiğimden öyle yoruyordum. Ya Cihan' ın herkesten gizlediği acıları varsa... Tabii acısını paylaşabilen insan sayısı azdı. Çoğunluk ya sadece mutlu anlarını paylaşıyordu ya da mutluymuş gibi yapıyordu.
Cihan' ın takip ettiklerine girdiğimde gözüm, isminde atılgan olanları aradı. Çok geçmeden Merve Teyzenin hesabını bulduğumda sayfayı açtım ancak hesabı gizliydi. İstek atabilirdim ancak bana daha çabuk bir geri dönüş gerekiyordu, sayfadan ayrılıp aramaya devam ettim. Bu kez babasının hesabını bulup oraya girdim. En son paylaşımını 2010 da yapmıştı. Tam on üç sene önce...
Kiremit rengindeki kapıya ilerlediğimde üzerinde asılı olan on üç sayısı aklıma batıda uğursuzluk anlamına geldiğini ve bunun bir işaret olduğunu düşündürttü. Düşündüğüm saçmalığa güldüğümde kapıyı çaldım.
Cihan' ın evinin kapı numarası 13' tü. Ürkütücü bir rastlantı.
Fotoğrafa tıkladığımda beni şu ankinden daha genç bir Atılgan çifti karşıladı. Bir davetteydiler ve dans ederken çekilmişti. Merve Teyzenin eli kocasının göğsündeyken ikiside mutlu görünüyordu, Fotoğrafın açıklamasını baktım.
12.05.2010
Geçen on altı yıl...
Kırk yılı da deviririz inşallah.
Evlilik yıl dönümlerinde çekilmişlerdi.
Bunlar ne işime yarayacaktı ki? Cevahir Amca yıllar paylaşım bile yapmamış, aslında... Onların zamanında daha popüler bir uygulama vardı.
Mavi renkte üzerine f harfi olan uygulamayı bilgisayarıma indirdiğimde bir fake hesap açtım. Az önce hesabını herkese açık kullandığını öğrendiğim Cevahir Amcadan cesaret alarak ilk onun adını yazdım, ama ne yazık ki hesabı gizliydi.
Bu ihtimal elendiğinde diğer isimden umudumu kestim ama aklımda kalacağına deneyip yanılmak daha mantıklıydı.
Merve Atılgan, yazdığımda tek bir fotoğraf önüme düştü. Hastane odasında, yatakta uzanan Merve Teyze, kucağında tek çocuğu Cihan bebek ve hemen yatağın başında dikilen Cevahir Amca. Klasik aile tablosuydu.
Bilgisayarın kapağını kapattığımda komidinin üzerine koydum, yastığımı düzelttiğimde ışığı kapatıp uzandım.
Belki de ben saçmalıyordum hatta belkisi yok, düpedüz saçmalıyordum işte. Heyecan mı arıyorsun Mehir? Siyah arabalar takip ediyormuş, ne sandın okuduğun mafya hikayelerindeki gibi bir şey mi(!) Burası gerçek dünya ve burda mafya olsa sana mı denk gelecek? Gerçi minik meraklı burnumu her şeye sokarsam neden olmasın(!)
O zaman Merve Teyze, duyunca neden o kadar panikledi? Polis birinin bu tarz olayları fazlasıyla duyduğu için normalleştirme yaşaması gerekmiyor mu?
••••
"Cevap bin yirmi yedi hocam." Işık' ın cevabıyla Çınar Hoca keyifle başını salladı. "Çikolata senin. Seneye senden derece bekliyorum Işık, haberin olsun." Işık, mutlulukla başını salladı.
"Bu yaz ben temel yeterlilik testinin konularını bitireceğim diyenler kim?"
"Ben." "Ben." "Ben de." "Hallederiz hocam ya." "Evet dersem yalan söylemiş olurum."Birçok kafadan birçok ses çıkınca Çınar Hoca huzursuzlukla yüzünü buruşturdu. "El kaldırın bakalım." Sınıftakilerin çoğu elini kaldırdı, Çınar Hoca parmağını sallayarak içinden saymaya başladı. En son elimi ben kaldırdım. "Mehir sen de halledecek misin?" "Evet hocam." "Hadi bakalım."
"Güzel, sınıfın çoğu bitireceğim diyor, seneye bazılarınız gerçekten bitirecek bazılarınızsa bahanelerin arkasına sığınacak." Omuzlarını havaya kaldırdığında kollarını "bilmiyorum," der gibi açtı.
Öğle teneffüsünün zili çaldığında ayaklanmalar başladı. Sınıftan kendimi attığımda gözlerim koridorda gezindi.
Giray' ı gördüğümde yanına yaklaştım, beni gördüğünde gözlerini kısarak yüzüme baktı. "Sana bir şey soracağım," dediğimde elini okul dolabına yasladı, ardından dudakları yukarı çekildi. Beyaz dişleri göründüğünde ufacık gülümsedim. "Cihan' ı gördün mü?" Kaşları çatıldığında başını salladı "Cihan kim ya?"
"Üç yıldır aynı sınıfta olduğun kişi," Yüzümdeki şaşkınlık sesime yansımıştı, o ise düşünceli nidalar çıkardı "Onu bilmiyorum ya, eziklerle takılmıyorum pek." Gevşek gevşek konuşması sinirlerimi bozarken yanımıza gelen Kayra, Giray' a yumruk attı.
Giray yere serilirken baygındı. Ellerimle ağzımı örttüğümde Kayra, kolumdan tutarak beni uzaklaştırdı. Koridor boyunca ilerlerken arkamı dönüp olay mahaline baktım. İki kişi Giray' ın kollarından tutarken bir grup revirin odasına ilerliyordu.
Merdivenlerin yarısına geldiğimizde kolumu çektim. "Bırak."
"Bu merdivenlerdeyken gözlerime uzun uzun bakmıştın, hatırlıyor musun?"
Merdivenlerden iniyorduk, ikinci merdivene geldiğimizde ayağım kaydı, panikle korkuluklara tutunmaya çalıştım, titrek ellerim korkulukları bulamadı. Yere düşecektim ama koluma ve belime dolanan birer el vardı. Elin belime yaptığı kuvveti hissedebiliyor, yer çekimine uygulanan zıt kuvvetten bahsedebiliyordum. Biraz önce kendine tutunacak bir korkuluk arayan ellerimin birisi, Kayra' nın kolumu tutan koluna tutunmuştu. Öyle ki; baş parmağımın altında atan damarı hissedebiliyordum. Düşmenin eşiğinden döndüğüm için vücudum hafif eğikti ve neredeyse Kayra' nın kolları arasındaydım. Mavi gözlerim onun kahvelerine takıldı. Gözlerimizin ani gelişiyle, kanım çekildi. Beyaz tenimin daha da beyazladığını düşündüm. Gözlerimiz iç içeydi. Şaşkınlıktan ağzım aralanırken bakışmamız sürüyordu. Onun yüzünde de görebiliyordum, o da şaşkındı, onun da nutku tutulmuştu. Dişlerimin titremesiyle alt ve üst çenem birbirine hafifçe vurdu.
Doğrularak kendimi geri çektiğimde yanaklarım kızardı yani ben yanaklarımın yandığını hissediyordum, öylece durdum. Kayra ilk ne yapacağını bilemez gibi olduğu yerde kaldı.
"Hayır." Derin bir nefes aldığımda "Giray' a niye yumruk attın, düzgünce konuşuyorduk." Kaşları havaya kalktı. "Neden soruyorsun, çok mu üzüldün?" "Sen disipline gitme d... Neyse."
"Yarın karne günü hiçbir şey yapmazlar, merak etme, ediyorsan tabii. Onu bunu boş ver de sen niye konuşuyorsun onunla?" Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Cihan' ın okula gelip gelmediğini sordum." "Ona niye soruyorsun? Ben de Cihan ile aynı sınıftayım." Gözlerimi kıstığımda dikkatle gözlerine baktım. "Kıskandın mı?" Merdivenleri inmeyi sürdürdüğümüzde yüzlerimiz birbirine dönüktü. "Kıskanamaz mıyım?" Kıstığı kalın sesi kulağıma daha da çekici gelirken gülümsedim. "Kıskanabilirsin tabii, hakkındır." Dudaklarımdan dökülen her bir kelimede gülüşüm büyürken "Ama hiç kıskanmıyorum." Gülümseyişim önce duraksadı ardından yavaşça söndü.
Konuşurken fark etmesemde çoktan okuldan ayrılıp bahçeye gelmiştik. "Cihan nerde söyleyecek misin?" Başını kaşıdığında düşündü ardından yüzüme yaklaştı. "Üsküdar Karakolunda."
"Tamam." Arkamı döndüğümde okulun çıkışına doğru yürümeye başladım. Hızlı adımlarla yanıma geldiğinde "Nereye gidiyorsun?" Sessizdi. "Karakola." Başını kararlılıkla salladı "Ben de geliyorum." Omuz silktiğimde belli belirsiz başımı salladım "Gelebilirsin." Yürümeye devam edecekken kolumu tuttu. "Arabayla gidelim." Arkamı dönüp baktığımda arabası burdaydı. "Gidelim."
Arabaya bindiğimizde motoru çalıştırdı. Çok sürmeden okuldan ayrıldığımızda gaza asıldı. "Cihan neden karakolda, onu takip edenler mi bir şey mi yaptı?" Sol elim koltuğa tutunurken sağ elim torpidonun üzerindeydi. Bedenimi Kayra' ya çevirdiğimde yüzünü bana çevirdi ardından uzun bir süre yüzüme baktı. "Sen nerden biliyorsun?"
Anlamış gibi kafasını salladı. "Tabii ya sana söyledi. Sana söyler çünkü sen anlarsın Mehir."
Başımı cama çevirdiğimde üzerimdeki bakışlarını hissediyordum yine de bakmadım, çünkü bakmamam gerektiğini biliyordum.
"Geldik." Ön cama yaklaştığımda karakol binasını süzdüm, buraya ilk kez gelmiştim. Kayra, vitesi geri aldığında arabayı park etmeye başladı. Koltuğa yaslandığımda belli etmeden onu izlemeye başladım. Direksiyonu sağ avuç içiyle çevirdiğinde sağ dikiz aynasından arkaya baktı.
Arabayı park ettiğinde emniyet kemerimi çözdüm "Beni izlediğini biliyorum." Sözlerine karşılık vermeden arabadan indiğimde arkamdan arabayı kilitlediğini duydum. Kayra' yı beklemeden karakola girdiğimde çokta uzak olmayan koridorun sonunda Merve Teyzeyi gördüm, ona doğru bir adım attığımda "Boş yere ifade veriyor," karşısında duran yüzünü yetersiz ışık sebebiyle göremediğim kişiye söylediği cümle beni olduğum yere çiviledi. Ağzım kısa süreliğine aralandı ardından güçlükle yutkundum.
Kayra, yanıma geldiğinde sorgulayıcı bakışlarla yüzüme bakıyordu. "Noldu?" Başımı salladığımda "Bir şey yok," cevabımdan pek tatmin olmuş görünmüyordu. "Gel şurdaki polise soralım." Polisin yanına gittiğimizde incelediği evraktan başını kaldırıp bize baktı. "Mehir." Merve Teyze, yanımıza geldi. "Hoş geldiniz çocuklar, bir sıkıntı yok değil mi?" Başımı salladım "Yok, biz Cihan' ın yanında olmak için geldik." Yüzü durgunlaştığında "Mehir ile tanışmıştım ama seni ilk defa gördüm Delikanlı." Elini uzattığında Kayra, Merve Teyzeyle tokalaştı. "Kayra ben."
"Demek Cihan' ın sürekli bahsettiği meşhur Kayra sensin." Kayra, güldüğünde elini saçlarına götürüp başını kaşıdı. "Ama merak etme, sistemimize izinsiz girip bizleri yanılttığın kısmı bilmiyorum." Kayra' nın gülüşü söndüğünde Merve, omuz silkti, ardından arkasını dönüp hemen önümüzdeki kapıyı çaldı, yanıt beklemeden içeri girdi.
Aradan saniyeler geçmemişti ki aynı odadan Cihan çıktı, bizi gördüğünde yanımıza ilerledi.
🧩
Kayra, kıstığı gözleriyle iç dikiz aynasından yola baktı. Soldaki aynaya baktığında hızı artırdı. "Takip ediliyoruz." Düğmesine basarak camı indirdiğimde başımı dışarı çıkarıp arkamıza bakmaya yeltendim. "Mehir!" Kayra' nın yüksek dozdaki uyarıcı sesi beni koltuğuma oturtmaya yeterken ona baktım, ardından genişlemiş burun deliklerim ve hızlı soluklarım yüzüne çarpttı. "Çok tehlikeli, yapma." Camı kapattığımda başımı ona çevirdim.
"Takip edildiğimizden emin misin?"
Yavaşça başını salladığında güçlükle yutkundu. "Hızımı yavaşlattım, yavaşladı. Hızlandım, hızlandı. Durduğumda ya da biraz önceki gibi şerit değiştirdiğimde aynı şekilde..." Başını bana çevirdiğinde yüzüme baktı. "Adımın Kayra olduğunu bildiğim kadar eminim."
"Ne yapacağız?" Cihan, koltuklarımızın köşesine tutunduğunda başını öne çıkardı. Kayra' nın kaşları çatıldığında yola odaklandı. "Arkanıza yaslanın, bir şey deneyeceğim." Sağa sinyal verdiğinde hızını artırdı ardından direksiyonu sola kırarak arkadaki arabayı şaşırtmaya çalıştı. Bizi takip eden araba gözükmediğinde kurtulduluğumuz için sevinmek üzereydim ta ki araba uzaktan görünene kadar.
Direksiyonu bir kez daha sola kırdığında vitesini bir sayı daha artırdı. "Umarım karşımıza insan çıkmaz." Fısıltılı sesimde korku vardı çünkü Kayra' nın şehir içinde gittiği hız ani fren yapması durumunda bile hemen etki etmeyecek gibi duruyordu.
Daha da hızlandı, biz hızlanınca arkadaki arabada hızını artırdı. "5... 4... 3..." Kayra geri sayım yapmaya başladığında neyi planladığını anladım. Zafer yüzümde kendini küçük bir tebessüm olarak gösterirken Cihan "Niye sayıyorsun?" Olanları anlamamış gibiydi. "Yayalar için trafik lambasının ne zaman sonra yanacağını sayıyor," Yaya geçidinin üzerinden geçtiğimizde sürücüler için kırmızı ışık yandı. "Bu sayede onlara izimizi kaybettirecek kadar zamanımız olacak."
"Doğru, ama eksik." Kayra direksiyonu sola çevirdiğinde ona inanamaz bakışlar attım. "Kurtulduk işte, daha ne istiyorsun?"
"Onlara kimin patron olduğunu göstermek." Yayalar hâlâ bir kaldırımdan diğerine geçerken müsait olan yolda ilerleyerek bizi takip eden arabanın arkasına yaklaştık. Şimdi biz takip eden, onlar edilen konumdaydı. Kayra' nın yüzü gülerken üst üste kornaya bastı, önümüzdeki siyah renkteki araba bir anda geri geri gelmeye başladı. "Kayra! Kayra!" Biz de geriye gitsekte siyah araç hızını artırarak kaza yapmamıza sebep oldu.
Siyah arabadan takım elbiseli kirli sakallı dört adam çıktığında panikle başımı Kayra' nın tarafına çevirdim. "Kayra, sür. Sür çabuk!" Kontağı açsada araba çalışmıyordu. Bedenim titrerken korkuyordum.
Arabanın iki kapısını da açtıklarında Kayra ve Cihan' ı yakalarından tuttukları gibi dışarı çıkardılar, ardından ikisini de yere yatırmış yumrukluyorlardı. Kayra' nın sağa düşen başını gördüğümde dayanamadım, içimdeki acı dışarı vurduğunda çığlığım duyuldu.
Ellerimle ağzımı kapattığımda haykırarak ağlıyordum. Kapımı açmaya çalıştığımda adamlardan biri olduğum tarafta, hem ön hem de arka kapıyı tutuyordu. Biraz önce Kayra' nın oturduğu tarafa geçtiğimde dördüncüsü o iki kapıyı tutuyordu. Elimden hiçbir şey gelmiyordu, parmakların yüzlerinde bıraktığı darbe sesler canımı yakıyordu. Ellerimle kulaklarıma bastırıp sesleri bastırmak istesemde bir şeyler yapmam gerekiyordu.
155' i telefonuma yazdığımda ekranı camdan adama gösterdim. Hızla kapımı açtığında sersemlesemde dik duruşumu bozmadım. Telefonumu almaya çalıştığında izin vermeyerek cebelleştim ancak elimden aldı. Telefonu parmaklarının arasından kâğıt bırakıyormuşumcasına bıraktığında telefonum yeri boyladı. Duyduğum seslerden kırıldığına emin olduğum telefonumun üzerinde birde ayağıyla bastı.
Üzerime doğru eğildiğinde geri çekilmek istesemde sırtım çoktan koltuğa değiyordu. Yüzüme eğildiğinde "Babana selam söyle," fısıldadıktan sonra adamlarına işaret verdi, kendi arabalarına bindiklerinde gözden kayboldular.
Babana selam söyle. Babana selam söyle...
Düşünceleri def etmek ister gibi hızla başımı salladığımda arabadan indim. Bedenleri birbirlerine yakındı, yanlarına gittiğimde dizlerim üzerine oturdum. "Kayra, telefonun nerde? Ambulansı ve polisi arıyacağım." Kayra başını salladığında "Gerek yok, ayağa kalkmama yardım edersen arabanın çalışıp çalışmadığına bakacağım." Ayağa kalkmasına yardım ederken bir yandan söyleniyordum. "Gerek yokmuş, adamlar yüzünüzü dağıttı." Kayra, ayağa kalktığında beraber Cihan' ı kaldırdık.
"Kafam çok dolu Mehir, niyeleri çözemiyorum. Bugünü atlatalım sonra bakarız." Arabaya bindiğimizde kırılan telefonum elimdeydi. "Onlar mı kırdı?" Kayra' nın gözleri bir telefonu tuttuğum elimde bir yüzümdeydi. "Evet ama önemli değil, evde bir sürü var zaten."
Araba, birkaç deneme sonrasında çalıştığında arkama yaslandım. "Kurtulduğumuzda yolumuza bakıp gitseydik böyle olmazdı." Kırmızı ışık yanarken, yolun bize açılmasını bekliyorduk.
Kayra, ellerini direksiyondan çektiğinde kucağının üzerine bıraktı. Başını yukarı kaldırıp koltuğa yasladığında gözlerini kıstı ardından başını sağ omzunda çevirerek kısık gözleriyle yüzüme baktı. "Niye öyle bakıyorsun?" Derin bakışlarını gözlerimden çekmediğinde devam ettim "Bakma!" Panik içeren ruh hâlim ve telaşlı sesimle başımı cama çevirdim, gözleri öyle derin derin gözlerime bakmasın diye. Camdaki yansımasından onu görebiliyordum ancak ona belli etmeye niyetim yoktu.
"Bir eczaneye falan gidelim, yüzümüzü gözümüzü toparlasınlar. Yarın karne günü." Cihan' ın dudaklarından dökülen sözlere Kayra' nın gülüşü doğduğunda sırtımı koltuğa yasladım. Yüzümde ufak bir tebessüm uyandığında elimle ağzımı örterek gizledim. "Biz yanarken Cihan süs derdinde." Kahkahalar sürerken gülüşüm büyüdü, artık elim dudaklarımı kapatmaya yetmiyordu. Kayra ile göz göze geldiğimizde kahkahalarımız ufak bir tebessüme döndü.
Arabayı dikkatlice sağa yanaştırdığında "Şurdaki eczaneden gerekenleri alıp geliyorum." Gözlerimi kucağımdaki ellerime indirdiğimde onlarla oynadım. "Mehir." Başımı kaldırıp iç dikiz aynasına baktığımda Cihan ile göz göze geldik. "Annenleri aramak istersen telefonumu kullanabilirsin, merak etmesinler." Merak etmesinler... Ederler miydi sahi?.. Etmezlerdi. Göz bebeklerimin titrediğini hissettiğimde yutkundum. Başımı salladığımda "Gerek yok, teşekkür ederim."
Eczaneden çıkan Kayra, arabanın önünden hızla geçtiğinde yerine oturdu. Elindeki bebek mavisi küçük poşeti bana uzattığında aldım. Arabayı çalıştırdığında gözleri benim gözlerimi buldu. "Hemen eve gitmen gerekiyor mu?" Başımı salladım. "Hayır, niye ki?"
"Sahile geçip oturalım mı?"
"Olur."
••••
Sahile geldiğiimizde kurulduğumuz bankta Kayra' ya dönük oturuyordum. Ben Kayra' ya pansuman yaparken o da Cihan' a yapıyordu. "Şu düştüğümüz hâle bak arkadaş!" Cihan' ın sitemli sesine Kayra, dayanamayarak güldü. "Gerçekten. Okula ilk geldiğimde bana bunları yaşayacaksın deselerdi, inanmazdım." Gözlerimi denize çevirdiğimde derin bir nefes aldım. "Seni ilk gördüğümde gözlerine güneş vurmuştu ve bende defterime Geri Gelen Mektup şiirini yazmıştım." Gözlerimiz buluştuğunda gözlerimi Kayra' nın yüzünden çekip yıldızlara baktım.
Kayra' nın gözlerinin yüzümden ayrılıp gökyüzüne çevirdiğini hissedebiliyordum. "Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?"
O gün sınıfa yeni gelen oğlanın ben de bu kadar yoğun duygular uyandırabileceğini nerden bilebilirdim ki? Kayra, geçmişime aitti, bugünüme ve kabul etmekte zorlansamda geleceğimde de olsun istiyordum... Onun yalnızca gözleri bile beni ısıtıyordu. "Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?" Dudaklarımdan bir fısıltı ile dökülen sözlerin ardından yüzlerimiz birbirine döndü. Gözlerimiz birbirine bakarken geriye Cihan' ın dudaklarından dökülen sözler kaldı.
D...
Bölüm sonu...
Bu geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa, ilk kırılma kimde yaşanacak?"
"Babana selam söyle," cümlesi ne anlama geliyor; Mehir' in babası bu işin neresinde?
Cihan' ın sakladığı acılar yalnızca aşk acısı mı yoksa daha karanlık bir geçmiş mi var?
Sosyal medya hesaplarımı takip ederek bana destek olabilir, kitaplarım hakkındaki gelişmelerden ilk siz haberdar olabilirsiniz.
İnstagram: nazanatees
X:NazanAtes0
Hoşça kalın...
Paragraf 1
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬
Yorum Yap