0 %

1.TAŞAN SIRLARIN GÜNYÜZÜNE ÇIKMASI

Yazı Boyutu
100%

Herkese merhaba.

Bu benim yayımladığım 4'üncü kitabım. Bu süreçte ilk günden beri yanımda olan veya sonradan aramıza katılan herkese teşekkür ediyorum. Yazmayı çok seviyorum. Yazdıklarımın sevildiğini görmeyi daha çok seviyorum. İyi ki varsınız!..

Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim.

Müslümanların inandıkları ve iman ettikleri Kur' an-ı Kerim'e göre kâinatta yedi varlık vardır. Bunlardan beşi belliyken diğer ikisi gizli kalmıştır.

Şimdiye dek...

Bazı hikâyeler hayal olamayacak kadar güzeldir. Hayallerden bile öte, aklın şuurun erişemeyeceği yüksek, beyaz toz bulutlarına aittir. Benim hikayem de oralarda bir yerlerde, benimki de gökyüzünde...

Çalan telefonumu ceketimin cebinden çıkardığımda kimin aradığına baktım. Arayan annemdi, parmağımla telefon ekranındaki yeşil simgeye doğru kaydırdım ancak su damlalarının eşlik ettiği telefonum ıslaktı, amacıma ulaşmam biraz zaman almıştı.

Bana doğru stabil hızla yaklaşan otobüsün ıslak ve su içindeki camı, silecekler tarafından siliniyordu. Gözlerim merakla kısıldığında ve sileceklerin yarattığı kuru camın bir saniye kadar süren etkisiyle, otobüsün gideceğim yere ait olduğunu gördüm. Araç yanımda durduğunda içerdeki direkten destek alarak iki basamağı çıktım. Kartımı okuttuğumda arkalara doğru ilerledim.

Koltuklara göz attığımda hepsinin dolu olduğunu gördüm çoğunlukla benim gibi öğrenciler vardı. Tek fark onlar ilk ve ortaöğretim öğrencisiyken ben üniversite öğrencisiydim. Sarı el askısını tuttuğumda açıkta olan telefonu kulağıma yaklaştırdım. "Kusura bakma Anne beklettim." Esnediğimde sarı el askısını bıraktım ve elimle açılan ağzımı kapattım, anlık olarak dengemi kaybeder gibi olsamda sağ elim hemen el askısını buldu. "Ne kusuru kızım, birkaç saniye için." Kaşlarım çatıldı.

Birkaç saniye, bana daha uzun gelmişti.

"Gittin mi psikoloğa?"

Gözümün kadrajında olan camdan dışarıyı seyrederken ilettim. "Gidiyorum şimdi, yağmur bastırınca biraz geciktim." "Yağmur mu yağıyor orda?" Annemin sorusuyla bir sonraki söyleyeceklerini tahmin etmek pek zor olmadı, küçüklüğümden beri süregelen bir âdetti. "Benim kızım... Yağmur kızım, güzel kızım..." Kısık sesini yumuşatmış bebek Feride'ye söyler gibi söyledi.

Çünkü benim adım Feride. Feride Saral.

Gülümsediğimde sadece annemin duyabileceği şekilde eşlik ettim. Şarkımız bittiğinde söze ilk o girdi. "Kaça kadar dersin vardı?"

"Dörde kadar. Dersten geri kalmadım yani." Gözlerim camdan ilk kez geldiğim sokakları tararken zaten adresini bildiğim, yine de fark etmeden geçmekten korktuğum kliniği arıyordu.

Gördüğüm sokaklar, bir hafta önce arama çubuğundan aradığım sokaklar kadar tanıdık gelince butona bastım...

Kol çantamın sapı omzumdan sıyrıldığında onu düzelterek yürümeye devam ettim. Az önce sağanak şeklinde yağan yağmur durmuş yerini kasvetli bir havaya teslim etmişti. Gri gökyüzü içinde bulunduğumuz mevsimden dolayı birazdan kararırdı.

Karanlık havada, gece sayılan bir saatte sokakta yalnız başına yürümek bir kadın için korkunçtu. Benim içinse daha korkunçtu, bugün soğuk esen bir rüzgâr, geçmişte bedenim ve ruhumda açılan yaralara çarpıyor adeta soğuk ısırıyordu, soğuk yakıyordu.

Geçmişin hep olmamasını istedim başarılı olamayınca silmek, bir daha hatırlamamak veya çekip gitmek istedim. Başarılı olduğum yalnızca çekip gitmekti.

Olay mahalinde yaşarken tanıdığım sokaklar, tanıdığımı sandığım yüzler bana yalnızca acı veriyordu. Bana tüm bunları yapan kişiyse ne yazık ki çok yakınımdı, yüzünü görmek istemesem de başaramadığım -bir süre- terk edemediğim o sıfattı.

Ruhuma açılan yarayı bir ben biliyordum bir de annem. Beni Yağmur Kızım diye seven annem ne küçükken ne de şimdi bir damla gözyaşıma kıyamazdı. O ne kadar üstüme düşse de şımarık bir çocuk olmadım, olamadım. Yine de annemin bana kıyamayışını bilirdim. Bu yüzden ondan tek bir şey istedim: Doğup büyüdüğüm memleketim Artvin yerine başka bir şehirde üniversite okumak...

İsteğimin onda gözyaşı uyandırdığını biliyordum ancak yanımda akıtmadı. Gecenin bir yarısı lavabo ihtiyacıyla kalktığımda odasından hıçkırıklarını duymuştum, onu anlıyordum. Babamı henüz bana hamileyken kaybetmişti, bana kardeş yapıp yuvamızı büyütme hayali gibi birçok hayal de babamla birlikte bu dünyadan göç etmişti.

Annecim kendimi bildim bileli üzerime çok düşmüş babamın yokluğunu hissettirmemeye çalışmıştı. Gitme isteğime her ne kadar gönülsüz de olsa otogarda otobüs gözden kayboluncaya dek izlediğini biliyordum, ne de olsa anne yüreğiydi.

Artvin'in sisli dağlarından kopmuş, sisinde gizlediğim sırrı oracıkta bırakıvermiştim. Şimdi sırrım bir bulutta, gökyüzünde.

Gri gökyüzü yerini daha koyu bir tona bırakırken gözlerimi bordo ojeli tırnaklarıma çevirdim ardından elimi saçlarımın arasından geçirdim. Saçlarım eskisi kadar ıslak değildi ancak nemi üzerinde bulunduruyordu, hafifçe kabarttım.

Yürümeye devam edecekken yandaki binanın dikkatimi çekmesiyle durdum. Gelmiştim işte burasıydı.

Kapıyı itmemle kısık bir zil sesi eşlik etti. Muhtemelen sekreter olan kadın, okuduğu kitaptan başını kaldırdı, beni görmesiyle Mevta 1 kitabının kapağını kapatıp masanın üzerine koydu.

Masada beyaz kare kâğıt, kalem ve eksik bir cümle vardı.

Cihandan…

"Merhaba Herkül Atilla Ayhan ile görüşmek için gelmiştim."

"Feride Saral'dı değil mi?" Garipti, ismimi henüz söylememiştim. Usulca başımı salladım. Siyah renkte, üzerinde kelebeklerin olduğu ajandasından bugünün tarihini açtı. El hareketleri fazlasıyla yavaş olduğundan sayfada yazanları okuyabilmiştim.

13 Şubat 2026

Feride Saral

Koskoca sayfada sadece benim adım yazıyordu, şaşkındım. Bu psikoloğun mu yoksa insanların mı tercihiydi öğrenecektim. "Buyurun hemen yandaki oda."

"Teşekkürler." Başımı sol omzumda çevirdiğimde tereddütle kapıya baktım.

Neden karnıma kramp girmişti?

Yavaş adımlarla odaya ilerlerken topuklu botlarımın sesi, nefes sesleri dışında ses çıkmayan binada yankılanıyordu. Kapının kolunu tuttuğumda bir sayfa sesi duydum, başımı bu kez sağ omzumda çevirdiğimde sekreterin ajandasına bir şeyler yazdığında şahit oldum. Önüme döndüğümde nefesimi tuttuğumu fark ettim. Gerginliğin anlamsız olduğunu düşündüğümde dikleştirdiğim omuzlarım düştü, içime derin bir nefes doldurmamla kapı kolunu aşağı indirdim.

İçeriye ilk adımımı attığımda odayı incelemeye koyuldum. Hayli geniş olan odaya açık gri hakimdi, kapının arkasına koyulan yapay bitki, kapının tamamen açılması durumunda bile çarpmayacak konumdaydı. Bitkinin karşısındaki kitaplık geniş sayılırdı buna karşıt olarak içindeki kitap sayısı bir hayli azdı, derste hocamızın mutlaka okumamızı istediği, bizi de sorumlu tuttuğu Freud'un kitapları da vardı. Tüm bu kitaplar boyutlarını da baz alarak alfabetik sıraya dizilmişti.

Kaşlarım hafifçe çatıldığında önüme döndüm; karşımda gördüğüm, Psikolog Bey'in L şeklindeki çalışma masasından başkası değildi. Masanın tonu yine soğuk bir griye eşlik ederken masanın üzerinde altı dosya yan yanaydı. Mor dosya kapakları acaba hastalarına mı aitti? İçim merakla doldu.

Masanın köşesinde birçok defter vardı yine büyükten küçüğe üst üste dizilmişti. Yanında duvarla simetrik koyulmuş dizüstü bilgisayar gri renkti. Masanın önünde tekerlekleri olan bir sandalye, sandalyenin arkasında bir paravan vardı. Bakışlarımı tekrar masaya çevirdiğimde masa isimliğini gördüm.

Uzm. Klinik Psikolog Herkül Atilla Ayhan

"Hoş geldin Feride." Duyduğum kalın, otoriter ses olduğum yerde irkilmeme sebep olunca sesin geldiği yöne baktım.

Ses, masanın arkasındaki paravandan geliyordu, beyaz paravan adeta odayı ikiye bölüyordu.

"Hoş buldum." Heyecandan sesim titremişti ve bu olduğum yerde daha çok utanmama sebep oldu. Musluktan akan soğuk suyun sesi dışında kısık bir gülme sesi işittim.

Asık yüzüm iyice çökmeye başladığında kendimi gittikçe kötü hissetmeye başlamıştım. Burayı terk etmeyi bile düşündüm ancak ücreti önceden ödemiştim.

"Mor koltuğa geçebilirsin, hemen geliyorum." Psikolog masasının hemen solundaki ikili mor koltuk; sırtını duvara, köşesini kitaplığa yaslamıştı. Koltuğa yerleştiğimde çantamı kucağıma koydum içerisi çok sıcak değildi ancak ben şimdiden terlemiştim.

Muhtemelen utanmanın etkisiyle yanaklarım kızarmıştır bile... Bu huyumu hiç sevmediğimden biraz rahatlamak adına çantamdan çıkardığım sudan biraz içip suyu yerine koydum. Ceketimi çıkarıp yanıma, koltuğa koyduğumda kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Saçlarımı geriye aldığımda ellerimle yüzümü yelledim.

Yere bakan bakışlarımı kaldırdığımda onunla göz göze geldik. Psikoloğumla... Herkül Atilla Ayhan'la... Ağzım şaşkınlıkla azıcık aralandığında nedenini ben de bilmiyordum.

Etkilenmiş miydim? Neyinden etkilenecektim ki?

Kömür karası saçlarından mı yoksa yemyeşil gözlerinden mi? Boyu bir doksanlarda mıydı yoksa ben oturduğumdan mı çok uzun duruyordu?

Üstündeki siyah yelekli takım elbise, cüsseli fiziğini öne çıkarmıştı. Gözlerim onda takılı kalırken o çoktan sandalyesine oturmuş, yönünü bana çevirmişti. Daldığım düşüncelerden çıktığımda, bakıştığımız anlarda bulamadım onu, gözlerim odayı tararken karşımdaydı.

Mor A5 boyutundaki kâğıtlardan oluşan defteri açmış, ortalarda bir sayfada durmuştu. Masaüstü kalemliğinden koyu mor ambalajlı kalemi aldığında lacivert mürekkeple bir şeyler not etti.

"Daha önce hiç yardım aldın mı Feride?" Masasının çekmecesinden çıkardığı ince, kare çerçeveli gözlüğü takınca kemikli yüzü iyice ortaya çıkmıştı. Onun hafif sakallı yüzüne bakarken gözlüğün etkisiyle gözlerinin biraz daha keskinleştiğini fark ettim.

"Hayır almadım, ancak terapi seanslarının nasıl işlediğine dair bilgim var." Anladığını belli eden nidalar çıkardı. Defterden başını kaldırdığında doğrudan gözlerimin içine baktı. Kahve gözlerimin içine bakarken aklımı okuyor gibiydi, tırsmıştım. "Peki bu heyecanının tek sebebi mor dosyalarımı okuma isteğin mi?" Vücuduma hızla yayılan şaşkınlığın etkisiyle gözlerim büyüdü.

Mor dosyaları merak ettiğimi nerden bilmişti?

Üzerimdeki şoku atlattığımda gözlerimi, gözlerinin esaretinden kaçırdım. Boğazımı temizlediğimde güçlükle konuştum "Ben de psikoloji okuyorum, dördüncü sınıfım. Deneyimsiz olduğum için merak ettim."

"Terapi görebilmen için deneyimli olmana gerek yok ancak istersen stajını burada yapabilirsin, sana birçok şey öğretmekten memnun olurum."

Mor dosyaları atlamıştı, neden?

"Olabilir, mor dosyalarınız..." Henüz cümlem bitmemişti ki söze girdi "Dosyalarım şahsıma aittir ve yalnızca beni ilgilendirir." Başımı usulca salladım çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum.

Sağ eliyle saçlarını arkaya ittiğinde sağ işaret parmağıyla burnunun ucundaki gözlüğü yukarı itti. Kalemi tekrar sağ eline aldığında "Bana biraz kendinden bahseder misin Feride?"

"Adım Feride Saral. 20 yaşında Artvin doğumluyum. Psikoloji öğrencisi dördüncü sınıfım. Babamı..." Yine cümlem yarım kalmıştı ama bu kez beni bölen o değil: boğazımdaki yumruydu. Boğazımdaki yumrudan yutkunarak kurtulmaya çalıştığımda başarılı olamadım ancak yine de konuşmaya başladım, şimdi sesim bir hayli kısılmış, ağırlaşmıştı. "Babamı hiç tanıyamadım maalesef. Kendisi ben henüz anne karnındayken vefat etmiş... Annem her ne kadar babamın beni çok istediğini ve fazlasıyla sevindiğini söylesede ne yazık ki aramızdaki o bağ oluşmadı. Ne de olsa John Bowlby'nin de dediği gibi..."

"Bir çocuğun sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi için sadece fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması yeterli değildir; ona duygusal güven ve sevgi de verilmelidir." Heyecanla onayladığımda bana gülümsedi. "Bağlanma." Dedim gülümseyerek. "Attachment."

Sözümü yine kesmişti; fakat bu sefer beni tamamlamıştı.

Konunun babam olduğunu hatırladığımda, bir psikologla aynı düşünceleri paylaşmanın verdiği heyecan söndü. Kesinlikle buraya geldiğim hâlimden daha rahattım, psikolojinin yabancı olmadığım konular olduğunu hatırlamak bana iyi gelmişti ancak keyifsiz olduğum gerçeğini değiştirmiyordu.

"Babamın yokluğunu ilk başlarda pek anlamamıştım ancak..." Derin bir nefes aldığımda gözlerimi, psikoloğumun gözlerinden ayırarak not aldığı defterine indirdim. Yazmayı sürdürsede, nedeni belki öğreneceklerimden korktuğumdan... Hiç merak etmedim.

Gözlerini defterinden ayırarak bana çevirdi.

Gözlerime bakarken gözlerindeki gerçekten şefkat miydi yoksa ben yine mi yanılıyordum?.. Sekizinci sınıftan itibaren hayatıma bazı erkekler dahil olmuş, sevildiğimi sanmıştım.

Lisedeki ilişkilerimin birçoğu kimseye yüz vermeyişimden etkilenmiş erkeklerden oluşuyordu. Tanımadığım bu insanlara hiçbir duygu hissetmezken ansızın hayatıma girip dahil olmaya çalışıyorlardı. Kendilerine alıştırıp sevildiğimi sandığım an da ise terk etmeye başlıyorlardı. Bunu başta anlayamamıştım, ilkte sorunun ben de olduğunu zannetmiş, daha çok ilgimi sevgimi vermiştim karşılığında aldığımsa yalnızca terk edilişlerdi.

Bana verilen o değer ben karşılık verdiğimde yok oluyordu.

İkinci ilişkim yani lisedeki ilk ilişkim bittiğinde döngü tekrarlanmaya başladı. Dikkatini çeksin, ilgi al, karşılık ver ve bam! Üçüncü kez yaşadığım ayrılık ikincisi gibi olduğunda karşı cinse olan ilgimi kaybetmiştim. Hâlâ erkeklerden hoşlanıyordum ama bu sefer ördüğüm duvarlar daha sağlamdı, küçük bir ilgiye kansamda, yenilgiye düşmüyor etkilendiğimi belli etmiyordum. Bu sayede hayatımda kimse dahil olmasada üzülmüyordum.

"Dediğim gibi hepsi bu." Psikoloğum tekerlekli sandalyesinden kalkamadan yanıma yaklaştı. Onun hareketlerini dikkatle izlerken gözlerimi hafifçe kısmış, kaşlarımı çatmıştım. Sağ elimi tuttuğunda onu kalbimin üzerine koydu. Sol eliyle dokunmadan göz kapaklarımı kapattığında elini çekti ve sol elimi diğer elimin üzerine koydu. "Yaklaşık on beş dakikadır zihninle, kalbinle konuşuyorsun." Göz bebeklerimin titreyişini kapalı göz kapaklarıma rağmen hissettim. "Derin nefes al ve rahatla. Şu anda orda değilsin. Burada ve güvendesin."

Başımı salladığımda tekrarladım. "Burada ve güvendeyim. Bana artık kimse zarar veremez." Tekerleklerin kısık sesini duyduğumda gözlerimi açtım. Atilla sol elini yumru yapıp çenesine dayamış, sağ kolu masaya yaslı halde bir şeyler yazıyordu. Dudaklarımı huzursuzlukla birbirine bastırdığımda defterini kapatıp yeşil gözlerini ve yönünü bana çevirdi. "Bugünlük sana ayırdığımız sürenin sonuna geldik. Her ne kadar babandan dem vursanda sende daha derin şeylerin olduğunu seziyorum Feride, doğru mu anladım?"

Bu adam benim zihnimi mi okuyordu?

Başımı belli belirsiz salladım.

Tebessüm ederek "Zamana bırakalım diyorsun yani?.." Dedi. "Zaman nelere kadir." Diyerek doğruldum. Çantamı koluma taktığımda ceketimi kolumla gövdemin arasına sıkıştırdım. Bana elini uzattı, hafifçe sıktığımda "Tanıştığımıza memnun oldum Herkül Atilla Bey."

Biraz garip bir adamdı ancak ön yargıları bırakarak ona bir şans vermeye karar verdim.

"Seni tanımayı gerçekten istiyorum Feride. Yine gel olur mu?" Kahve gözlerim ve yeşilleri arasındaki mesafe azdı. "Geleceğim, henüz aklımda çok soru var." "Benim de." Kapıya kadar bana eşlik etti.

Sekretere gülümsedim, ancak başını kitaptan kaldırmadığı için beni görmedi.

Binadan ayrıldığımda yavaşça yürümeye başladım telefonumdan taksi çağıracaktım ki, ilerde gördüğüm taksi durağı buna engel oldu.

Normalde geldiğim gibi yine otobüsle gidecektim ama üzerime çöken yorgunluk eve daha çabuk varma isteği uyandırdı.

💊

Islak saçlarımı, duştan sonra beyaz bir havluya sarmıştım. Şimdiyse elektrikli cezveye bir fincan suyu, iki çay kaşığı kahveyi ve bir çay kaşığı şekeri attım. Çay kaşığıyla birkaç tur karıştırdığımda kaynaması için bekledim.

Öğrenci evimin mutfağındaki minik televizyonda haber kanalı açıktı. Arkadan uğultular gelsede aklım kaynama noktasını kaçırmak istemediğim kahvedeydi aksi hâlde köpüksüz olurdu.

"İstismara uğrayan küçük kızın, psikolog raporu aynen şöyleydi…"

Beynimdeki kan fokurdamaya başladı. Balon balon olan kanın şişmesinin ardından sönüşünü duyabiliyordum. Az önce duştan çıkardığım bedenim serin ve rahatken, şimdi tekrar sıcak olmuştu. Ruhumun anormal tepkisine bedenim normal bir tepki verdi. Yavaşça televizyona yaklaştım -zaten evim çok küçük olduğundan bu fazla zaman almadı- gözlerim televizyon ekranını bir saniye kadar taradığında görmek istediğinden fazlasını görmüştü. Ani bir hareketle televizyon fişini çektim, artık televizyon kapalıydı. Başımı soluma çevirdiğimde taşan kahveyi gördüm, hızla ilerleyip fişini çektim. Haznede bir damla bile kahve kalmamış hepsi dökülmüştü.

Beynimdeki balon çıkaran kanın sebebi şimdi anlaşılmıştı.

Makineyi sudan geçirdim…

Bölüm Sonu...

Psk. Herkül Atilla Ayhan hakkındaki düşünceleriniz?

Feride Saral hakkındaki düşünceleriniz?

Instagram: nazanatees

X:NazanAtes0

Sosyal medya hesaplarımda yeni bölümler hakkında alıntılar yapıyorum. Gelişmelerden haberdar olmak için takip edebilirsiniz.

Hoşça kalın, öptümm 💝