10. KATLİAM ATEŞİNİN İNTİKAMI SÖNDÜRÜŞÜ
Selam...
Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim.
Hakimiyet direksiyon başındaki Kaan'dayken sağında Metin, arka koltukta Sarp oturuyordu. "Psikolog çarşamba günleri ormana gidiyor, burada ne işimiz olduğunu söyleyecek misin?" Şoförün bakışları sol dikiz aynasına kaydığında yolu kontrol etti. Arkasında, takip mesafesini koruyan gri renkli bir araç vardı, o da tali yola girdiğinde gözden kayboldu.
Kaan'ın bakışları iç dikiz aynasından Sarp'ın gözleriyle buluştuğunda güçlükle yutkundu. Sıcak ter damlasının saç diplerinde oluşmaya başladığını hissettiğinde doğal davranmaya çabaladı. "O şu anda sığınağında..." Bakışmaları sürerken öne doğru eğildi dolayısıyla gözlerinin aynadaki yansıması büyüdü. İrileşen gözlerini kıstı "Yarınki cinayet için hazırlık yapıyor." Direksiyonu sağa kırdığında arkasına yaslandı.
Gaz pedalına daha fazla kuvvet uyguladığında tekerlekler artan hızın sesi oldu. Bakışlarını iç dikiz aynasına diktiğinde Metin ile göz göze geldi. "O cinleri ile konuşurken kulak misafiri oldum." Gaza asıldı. "İlerideki benzinlikte duracağım."
Sağa sinyali yaktığında tampon hareketlerle frene dokundu. Araba yavaşlarken an itibariyle benzinliğe giriş yaptılar. "Ben biraz benzin alacağım. Bir şey isteyen var mı?" Kimseden ses çıkmadığında Kaan arabadan indi.
Tok kapı sesi duyulduğunda Kaan'ın dik tuttuğu omuzları düştü. O, yol arkadaşlarını satmıştı. Aynı şekilde Herkül'ün de ona ihanet etmesinden korkuyordu.
Bir yola çıkmıştı artık bunun geri dönüşü yoktu. Eski tip mercedes arabanın bagajını açtığında damacana boyutunda, dikdörtgen yakıt bidonunu çıkardı. Pompa adasına gittiğinde eğilerek yakıt tabancasını bidonun girişine yerleştirdi.
Otomobilin kapanan kapısını duyduğunda olduğu yerde sıçradı, gerilen dudakları aralandığında üst ve alt dişleri gözükür vaziyetteydi. Dimdik dururken başını sol omzunda çevirerek arabaya baktı. Metin yerinde yoktu. Derin bir nefes alırken gözlerini yumdu.
Gözlerini araladığında bakışları Sarp'ın kısık gözleriyle buluştu, şüphelenmiş görünüyordu. Bidondan taşan benzin yeri ıslattığında Sarp'ın bakışları süzülerek bidonu buldu. Kaan taşan bidonu gördüğünde benzini kesti ve tabancayı yerine bıraktı.
Koyu yeşil kapağı örttüğünde suç aletini aldığı yere, bagaja bıraktı. Yerine oturduğunda kemerini takmak için başını eğdi. "Metin Bey nerede?" "Markete gitti." Sarp, sağ tarafta kalan dükkânı çenesiyle işaret ettiğinde dişleri arasındaki kürdanı kemiriyordu.
Kaan sırtını koltuğa yasladığında ellerini yüzüne bastırdı. "Ne oldu, iyi misin?" Ellerini yüzünden çektiğinde başını salladı "İyiyim," derken bile yüzü kaygılı duruyordu. Yolcu koltuğu aniden açıldığında Metin elinde çikolata dolu şeffaf poşeti el freninin üzerine fırlattı.
Arabadaki yerini aldığında elinde yarısı içilmiş meyve suyu vardı. "İyi misin Dayı?"
"İyiyim, şu merette olmasa... Düşük şekerden ölüp eve gidemeyeceğim." Güldüklerinde hainde gülmek için kendini zorladı. "Çikolata falan aldım, yolda yiyelim." Büyük camdan yola baktı. "Bu akşam sığınağına misafiriz Herkül Efendi, huzurunu istemekle kalmayacağız, canını da alacağız." Sarp'ın sözleri yaşamın kısa süreliğine durmasına sebep olacak kadar kasvetliydi. Bir kelebeğin kanat çırpışı bile güç hâle gelirken arabanın içinde bayram havası vardı. Kaan kontağı çevirdi, ormana doğru yola koyuldular.
....
Herkül, içki şişesini diklediğinde art arda yudumlar aldı. Boğazı tahriş olup yanarken buna aldırış eder gibi bir hâli yoktu. Şişeyi tutan eliyle ıslak dudaklarından süzülen bir damlayı sildiğinde gözlerini yumdu. Boynunu serbest bıraktığında başı arkaya düştü.
Zihninde tonlarca düşünce aynı anda varlığını ilan ederken net olarak birine odaklanamıyor yalnızca yoruyordu. Sol bileğindeki saatin yelkovanı 12 sayısının tam ortasında durduğunda gök gürüldedi.
Cellat gözlerini araladığında oturduğu tepeden gökyüzüne baktı. Şimdi saatin çıkardığı sessiz tik takların yerini sarkaçlı duvar saati almıştı. Herkül, yüksek binalara baktı. Rezidanslara ve gelir seviyesine göre büyüyüp küçülen evlere...
Bir taraf refah içinde yaşarken diğer taraf kıt kanaat geçiniyordu. İkisi de iç içe bulunuyordu ve işte buna dünya deniliyordu.
Üst bedenini serbest bıraktığında sırtı çimenlerle buluştu. Avucundaki şişeyi de kendiyle beraber yatırmıştı, sıvı hızla akıp yere dökülürken bunu umursamadı.
"T, l ve a harfleri bende de var." Boğazına takılanlardan dolayı sesi pürüzlü çıkmıştı, takılanlar içselleştirme ve yetersizlik duygusuydu. Sağ gözünden bir damla yaş süzüldüğünde saç diplerine karıştı. "Beni seçmesini dilerdim."
"Herkül..." Marcus bu sefer her zamankinden farklı olarak sessiz, güçlükle konuşmuştu. "Gitmemiz gerek."
"Biliyorum." Ardı arkası kesilmez öksürükler Herkül'ün yakasını bırakmadığında boğazının fazlasıyla yandığını hissetti. Acı, yüzünü buruşturmasına neden olduğunda doğrularak oturdu. "Neden böyle düşünüyorum? Çok içtim, ondan herhalde." Ayağa kalktığında şehir merkezine değil, ormanın, ıssızlığın içerisine sızdı.
Ne kadar içsede sarhoş olmadığını biliyordu, yinede içinde doğmaya başlayan duyguların alkolün etkisiyle oluşan yalandan ibaret olmasını istedi. İstemediğinden değil, oluruna ihtimal vermediğinden...
Ağaçların arasından geçerken üzerinde ince bir tişört olmasına rağmen sıcak hissetti. Vücut ısısı git gide artıyordu. Herkül yakasını tuttuğunda tişörtü gevşetmek, boğazını rahatlatmak istedi, pek başarılı olmasada denedi.
Bu gece bedenini saran ateş, onu yakacaktı.
Sığınağının yakınlarına geldiğinde hafiye, sığınağın kapısından bir bidon benzini içeriye döküyordu. Herkül'ün adımları sendelediğinde kaşları çatıldı. Bir ağacın arkasına gizlendiğinde olanları izlemeye başladı.
Hafiye, koca bir bidon benzini merdivenlerden aşağı döküyordu.
Herkül: "Salı gecesi saat dokuzda sığınağa gel, detayları konuşalım."
Kaan: "Tamamdır patron."
Celladın kaşları yaşadığı farkındalıkla havalandığında ihanetin detaylarını hatırlamıştı, her şey geçmişte gizliydi. Bu adam, önce iş birliği yaptığı insanları daha sonra kendisini satmıştı.
"Fırsatçı pezevenk!" Dudaklarından sessiz bir hırsla dökülen sözcükler içine doğan öfkenin kıvılcımlarıydı.
Benzin bittiğinde bidonu sığınağa fırlattı, cebinden gümüş zippo çıkardığında baş parmağıyla kapağı yukarı iterek cehennem ateşini yarattı. Çakmağı benzinin ıslattığı merdivenlere atacakken duraksadı, bakışları Metin'in gözlerine kaydığında ateşi uzattı.
"Sen yapmak ister misin? Seni cehenneme gönderecek adamın cehennemi olmak... İster misin?" Metin'in gözleri kısıldığında yanan çakmağı aldı. "Cehennemde görüşürüz Herkül..." Metin, birkaçı protez olan dişleriyle güldüğünde yoldaşları da ona eşlik etti.
Herkül'ün, Metin'in çenesine indirdiği yumruk, söyleyeceklerinin yarım kalmasına neden olduğunda beklemediği hamlenin ötesinde içeride, sığınakta bildiği Herkül'ü karşısında görmek onu şoka sokmuştu.
Bedeni yerle buluştuğunda yerde, hemen kapının yanına düşen zippoyu parmaklarının ucuyla içeri atmaya çalışıyordu. Sığınak sahibinin bakışları çakmağa kaydığında onu almaya yeltendi. Kaan bir kolundan Sarp bir kolundan Herkül'ü tuttuğunda dövüşerek onlardan kurtulmaya çalıştı.
Başarısızlığa bir o kadar yakınken gövdesini geri çekerken kollarını birleştirdi. İki düşmanının bedeni birbirine tosladığında çakmağı almak için kısa bir zamanı vardı, nitekim aldı da.
Gökten biraz önce inen Martia, iki adet tüyünü hain dedektif ve genç polisin üzerine bıraktığında oldukları yerde hareket edemez hâle geldiler. Bu, cellatın tek hedefine yoğunlaşmasına yeterliydi.
Doğrulmak üzere olan Metin'i ayak bileğini kavradığında tüm gücüyle kendine çekti. Metin sırt üstü yere düştüğünde bedeninin etrafındaki tozlar havaya kalktı.
Herkül, kurbanının göğüs kafesine oturduğunda tüm tanıkların bakışları üzerindeydi. Gözlerinin rengi mora çalarken yüzü öfkeyle kızarmıştı.
Sol elini sıkıp yumruk yaptığında parmak boğumları beyazlamıştı. Yüzüklerin dolu olduğu eliyle Metin'in yanağına sert bir yumruk attığında "Bu onu korkuttuğun için!" Tüm gücüyle bağırdığında boğazı cehennemden bir köşe olmuştu. Boğazındaki kalın damarlar varlığını gün yüzüne sunarken gözlerinin beyazlarında kırmızı ipler belirmişti.
Ağaçların gizlediği kargalar bu haykırıştan sonra seslerini duyurdular, kanat çırpışları ve tiz sesleri ormanda yankılanıyordu.
"Bu korkudan titreyen sesi için!" Sağ eliyle bir yumruk attığında normalde cinayetlerinde yapmadığı bir şeyi yapmıştı.
Sağ elini kullanmak...
Feride, tüm kuralları çiğnemeye ve yakalanmaya değerdi.
Sağ eliyle kurbanının boğazını kavradığında, beş parmağının izinin çıkma ihtimalini önemsemeden şiddetle sıktı. Sol yumruğuyla burnuna vurduğunda "Bu onu dünyadan, benden kopartmaya cüret ettiğin için!"
Metin'in burnu anında kırılırken akan kan sus çizgisine ulaştı. "Ah..." Gözleri sonuna kadar açıkken ecelinin geldiğini ve buradan dönüş olmadığını düşünüyordu. Yine de insan canı tatlı oluyordu, elleriyle Azrail’ini itmeye çalıştı. Önce göğüsünden, sonra omuzlarından... Sonuç alamayınca havaya savurduğu yumruklarıyla kendini korumaya çalıştı.
Sağ eliyle sıkı bir yumruk daha attığında Metin'in bilinci gitti, başı omzuna düştüğünde Herkül, kulağına eğildi ve ona sonu kötü biten bir masalı anlattı: "Bu beni nişan alarak onun üzerime siper olmasına neden olduğun için!"
Metin gözlerini araladığında şaşkınlığı yüz ifadesinden belli olsada ne gözlerini fazla aralamaya gücü ne de ömrü kalmıştı. Başını omzundan kaldırdığında doğrudan Herkül'ün gözlerinin içine baktı. "Beni ya şimdi öldür ya da biricik stajyerinin ölümünü bekle." Son sözlerini sessizce söylediğinde ağzına dolan kanı tükürdü ancak boynunu kaldıramadığı için kan üzerine döküldü.
Bu sözler Herkül'ün çileden çıkmasına yeterliyken bu adamı yaşattığı her saniye için pişmanlık duymaya başlamıştı. Art arda yumruklar indirmeye başladığında içindeki zehri, nefretini kusar gibi kustu.
"Bu canını yakan kurşun için!"
"Bu akıttığın her göz yaşı ve her damla kan için!"
Herkül'ü durduran Martia'nın buz gibi sesiydi: "O çoktan bayıldı."
Celladın göğsü hızla inip kalkarken ağzından sesli nefesler alıyordu. Koyu renkteki saçlarının bazıları anlına düştüğünde iğrendiğini belli eden yüz ifadesiyle ve kısılan gözleriyle kurbanının vaziyetine baktı.
Başını sol omzuna eğdiğinde boynu kıtladı, diğer yöne de aynı hareketi tekrarladığında bir ses de buradan duyuldu.
Metin'in kulağına bir kez daha eğildiğinde bu kez sessiz konuşma sırası ondaydı. "Sonuncu yumruk, ilk seferde ölmeyip ben ikincisini planlarken Polat ile Feride'nin tanışmasına neden olduğun için..." Anlatıcı gözlerini yumdu.
Feride üzerindeki lacivert balık model elbisesiyle şık bir restoranda, mumların ve kırmızı şarap dolu kadehlerin olduğunu masada, Polat'ın karşısındaydı.
Ellerinde, dirseklerinde biten eldivenler vardı.
Sohbetin keyifli geçtiği gülen yüzlerinden belliydi. "İzninle." Polat, yemeğe çıkardığı hoş kadından izin aldığında hanımefendinin sandalyesinin arkasına geçti. Pırlanta kolyeyi açık boynundan geçirdiğinden klipsini taktı.
Feride'nin ince parmakları kolyenin gerdana düşen kısmını zarifçe tuttuğunda yüzündeki tebessüm büyüdü "Bu çok güzel... Teşekkür ederim, falımda çıkan kısmet senden başkası olamazdı zaten." Polat, Feride'nin omzuna derin ve tutkulu bir öpücük bıraktığında yerine geçti.
"İyi ki Atilla' ya yardım etmeye kliniğe gelmişim yoksa seninle nasıl karşılaşırdık?" Polat aşktan kısılan gözleriyle Feride'ye bakarken arkasına yaslanmıştı. Kısık bakışlarıyla karşısındaki güzel kadının yüzüne bakıyordu.
Feride dirseklerini masaya yasladığında çenesini ellerinin üzerine yerleştirdi. "Boş ver Atilla'yı. Biz şu anda beraberiz ya, önemli olan bu." "Haklısın." Polat da tıpkı Feride gibi dirseklerini masaya yasladığında çenesini ellerine yasladı.
Bedenleri arasındaki mesafe azalırken ikisi de gözlerini yummuş, dudaklarını büzmüştü.
Gözlerini araladığında Metin'in üzerinden kalktı. Yüzünde kısılan gözleri hariç herhangi bir duygu kırıntısı yoktu, iyi olmayan bir sakinlik hakimdi.
"Hepsi tahayyül biliyorsun, değil mi?" Marcus'un tok sesi ormanda, ağaçların arasına yayıldığında amacı yol arkadaşına gerçeği gösterebilmekti.
Herkül başını salladığında sol bacağını diğerinin yanına konumlandırarak arasına aldığı bedenden uzaklaştı.
Feride kahve makinesini çalıştırdığında kupaya dökülen sıcak kahvenin kokusu odaya dolmaya başlamıştı. Atilla sağ elindeki kalemi çeviriyor, içinden eski dostlarının bir an önce gitmesini diliyordu. Feride ve Polat'ın arasındaki çekimi fark etmiş ve nedenini bilmediği şekilde bu yakınlık onu rahatsız etmişti.
"Atilla sana bir şey soracağım." Polat sessizce konuştuğunda sandalyesini Atilla'nın sandalyesine yaklaştırdı. "Feride'nin erkek arkadaşı var mı? Görüştüğü biri falan."
Atilla duydukları karşısında duraksadığında sağ elinde çevirdiği kalemi oynatmayı bıraktı. Ne diyeceğini bilemediğinden dostunun yüzüne anlamsız bakışlarla bakıyordu. Düşündüklerinde yanılmadığını anlasada ilk kez bunun için sevinemedi.
Dudakları aralandığında midesine öfkenin ilk kıvılcımı düştü.
Başta yalan söylemeyi düşündü. Yalnızca "Var," diyerek Polat'ı ondan uzak tutmak, mantıklı bir karar gibi geldi, sonra düşündü... Feride'nin ona ilk geldiği günleri, yaşadığı kötü deneyimleri...
Polat'ı üniversiteden tanıyordu, o yıllarda ilişkileri olmuş hepsi uzun soluklu ilerlemişti. Feride, onunla mutlu olabilirdi.
Başını olumsuz anlamda salladı. "Bildiğim kadarıyla yalnız, ona sormayı deneyebilirsin."
Kelimeler dudaklarından döküldü ancak midesindeki kıvılcım büyüyüp ateş olurken yemek borusunu yaktı.
"Yemeğe davet etsem kabul eder mi? Orada birbirimize soru sorup tanıma fırsatımız olur."
"Şu ilerde şık bir restoran var, sık sık giderim. Geceyi orda devam etmek ister misin?"
"Gidelim."
Geçmişin izleri Atilla'nın zihnini meşgul ederken arkadaşının söylediği fikrin ne kadar hoş olduğunu düşündü. Feride ile yemeğe çıkmak, orada birbirine soru sormak gerçekten keyifliydi.
Atilla güçlükle gülümsediğinde elini Polat'ın omzuna koydu. "Dediğim gibi Feride'ye sorman senin için daha iyi olur."
Polat da elini eski dostunun omzuna koyduğunda "Hiç yardımcı olmuyorsun, burada onu en çok sen tanıyorsun diye söylemiştim ama haklısın. Feride'ye sormak en mantıklısı."
"En iyisini yaparsın." Tebessümü söndüğünde elini indirdi ve aralarına mesafe koyarak Polat'ın temasını kesti.
Pelin ellerinde kupalarla döndüğünde dudakları hafifçe yukarı çekildi, kupalardan birini bana uzattığında yerine oturdu.
Herkül'ün yüzü ağaçlara dönükken başını omzunda çevirip Marcus'un yüzüne baktı. "Ama yemeğe çıktıkları gerçeği tahayyül değil."
Herkül zihnini bulandıran düşüncelerden kurtulmak için başını salladı. Bugüne, şu ana odaklanmalıydı.
"Madem bu sığınağın çok taliplisi var, fazlasıyla merak ediliyor, minik bir sığınak ziyareti fena olmaz," diye düşündü.
Sığınağın kapısının yanına gittiğinde cebinden zippoyu çıkardı. Kapağını açtığında yanan ateşi sığınağa fırlatacakken Martia'nın sesini duydu "Herkül ne yapıyorsun! Orası bizim buluşma yerimiz."
Herkül duygulardan arınmış yüzünü Martia'ya çevirdiğinde "Tek tek yok edecek gücü şu anda kendimde bulamıyorum. En iyisi katliam, hem bu sığınağın bir kapısı var." Sonlara doğru yüzünde bir gülüş doğsada bakışlarının tekrar sığınağı bulmasıyla yok oldu.
Çakmak, benzinle temas ettiği an yanmaya başladı, zippo merdivenin birkaç basamağında sekerek ilerlediğinde yanan ateşi de beraberinde götürdü.
Herkül, bilinçsizce yatan Metin' e eğildiğinde birleştirdiği işaret ve orta parmaklarıyla nabzını yokladı.
Nabız yoktu.
Metin çoktan ölmüştü. Onu, içini Feride'yi kaybetme korkusu saran Herkül Atilla Ayhan öldürmüştü. Her nedenin sonucu bir yumrukla cezalandırılmıştı. Ceza, intikam ateşi sönene kadar devam etmişti.
Herkül, ağır adımlarla nerdeyse sakin denilebilecek bir yavaşlıkla diğer kurbanlarının yanına gittiğinde seçenekleri arasında kararsız kalmıştı.
Bakışları iki kurbanın yüzleri arasında mekik dokuduğunda alt dudağının sol tarafının dişleriyle çekiştirdi. Şimdi sarkaç onun göz bebekleriydi, sarkaç Sarp'ın yüzünde takılı kaldığında polisin yüzünde kısa süreliğine kaygı belirdi.
Sarp yavaşça yutkunduğunda gözlerinin ucuyla yanında duran Kaan'ın yüzüne baktı. Kaan'ın yüzündeki ifade kaygıdan ziyade daha yoğun olan korkuydu. Sarp bakışlarını Kaan'ın yüzünden çektiğinde karşısındaki ölüm meleğine baktı.
"Az önce dayımı öldürerek cinayet işlemiş olabilirsin ama sorun değil, duydun mu?.." Sarp'ın ılımlı bir şefkati barındıran sesinden dökülen sözcükler Herkül'e yönelikti. Mesleğinin getirdiği yetenekle suçluyu vazgeçirmeye çalışıyordu ancak Herkül, işini yapmaya çalışan bu adamın sözlerinin altındaki niyeti daha ilk cümlesinden anlayacak kadar zekiydi.
Polise zıt gidecek birkaç kelimeyi söylemek ile onu ateşe atmak arasında kaldığında gözlerini kıstı. Sol eliyle çenesini kaşıdığında hafifçe gülümsedi.
"Bak dayımla ben sadece görevimizi yaptık, anlıyorsun değil mi? Yanımdaki adamın bir eşi ve evladı var, ben nişanlı bir adamım." Dudaklarından kısa bir nefes verdiğinde Herkül ile göz temasını sürdürüyordu.
"Bizi öldürürsen sadece bizim değil, kendi hayatını da bitireceksin. Hayatın cezaevinde geçecek, ziyan mı olmak istiyorsun?"
"Uygulanan cezaları yeterli buluyor musun?" Herkül bir anda güldüğünde tüm dişleri gözüküyordu, gülüşü aniden söndüğünde hızlı duygu geçişleri Sarp'ı germekten öteye gitmiyordu.
"İtiraf edilen bir cinayetle, polislerin bulduğu üç cinayet bir değil, ekip arkadaşlarımla en az ceza alman için sana yardım ederiz."
"Sana üç sır vereyim mi polis memuru?" Sarp, karşısındaki psikopatın fıldır fıldır gözlerine bakmayı sürdürürken çenesini sola doğru çevirmeyi istedi ama yapamıyordu. Dudakları titrediğinde yutkundu.
Herkül, sessizliği yanıt olarak kabul ederken teklifinin cevapsız kalmasına tebessüm etti zaten her hâlükârda anlatacaktı. Dudaklarını araladığında yürümeye başladı "Ben sadece danışanlarıma zarar veren, onların hasta olmasına neden olup hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam eden şerefsizleri ortadan kaldırırım. Neden biliyor musun?" Yürüdüğü birkaç adımın ardından döndü ve başlangıç noktasına ilerledi.
Sarp yanıttan yoksundu, yinede cevabı bilseydi bile söylemezdi. Karşısındaki gözü dönmüş katili daha fazla çıldırtmaya niyeti yoktu.
"Bilsen bile söylemezsin değil mi?" Dişlerini göstererek güldüğünde omuz silkti. Başlangıçtan noktasına vardığında bedenini, ayak topuğuyla tek seferde döndürdüğünde yürümeye devam etti. "Çünkü adalet denilen şey yalnızca mahkeme duvarlarında yazılı olan altın renkteki yazı. Eğer adalet denilen şey doğru düzgün işleseydi, ben bugün yalnızca Herkül olmazdım."
"Dayıcığın ilk seferim değildi ve inanır mısın, sonuncusu da olmayacak." Dudakları kapandığında adımları durdu, başını sola çevirerek Sarp'ın yüzüne baktı, dudağı yukarı çekildiğinde önüne döndü. Bir adım daha attığında topraktaki ezilen çakıl taşlarının son nefesleri duyuldu.
"İkincisine geçiyorum." Düşünür gibi sesler çıkardığında yine durdu. Bu kez bakışlarının hedefi Kaan'dı.
"Az önce onu öldürmemden vazgeçirmek için saydığın rolleri vardı ya," bedenini saran umursamazlığı göstermek için omuz silkti. "Hiçbiri sikimde değil çünkü adam yerine koyup değer verdiğin bu şahıs, önce sizi daha sonra beni sattı."
Sarp'ın dudakları yaşadığı şaşkınlıkla milim olarak aralanırken bakışları Kaan'ın yüzündeydi. Kaan ise bakışlarını kaçırıyordu. "Ederini merak ediyor musun Sarp?"
"Sarp." Genç memur yaşadığı şaşkınlığın etkisiyle bakışlarını dost sandığı ortağının yüzünden alamadı. "Sarp."
Herkül' ün seslenişleri havada asılı kalırken pes etmeye niyeti yoktu. Sabrı elverdiğince devam edecekti.
"Sarp."
Sarp durgun bakışlarla Herkül'ün yüzüne baktığında burnundan sesli bir nefes verdi, sıkılmış vaziyetteydi. "Bir milyon... Benden tam bir milyon aldı bu düzenbaz. Aslında Sarp, ortak bir tanıdığımız olmasının dışında seninle benzer çok noktamız var. İkimizin de yediği kaba tüküren, arkamızdan oyunlar oynayan bir maşası var."
"'Benim yanımda başkasını konuşan, başkasının yanında da beni konuşur.' Bak bu dikkat ettiğim prensiplerim arasındadır, anlık dalgınlıkla unutmuşum. Sen de unuttun herhalde(!)"
"Hazırsan sonuncu sırra geçiyorum. Hazır mısın?" Herkül akıl dengesini kaybetmiş gibiydi. Sarp'tan ses çıkmadığında "Sessizliğini heyecanına veriyorum, herkes senin kadar şanslı değil. Sen bir gecede hem gizli kimliğimi hem katilini, bir de bonus olarak nasıl öleceğini öğrendin. Kıymetini bil, herkese nasip olmaz."
"İki kişinin bildiği sır, sır değildir." Herkül'ün ses tonu eğlendiğini belli ediyordu. "Bu ne anlama geliyor biliyor musun Kaan?" Sesi eğlenceden arınmış hiçbir duygu barındırmıyordu.
Kaan sözcükleri idrak ettikçe gözleri, hanelerinin büyümeye zorluyordu. "Öldüreceksin."
"Hıhım." Herkül ağzını açmadan onayladığında tebessüm etti, gülümseme büyüdü ve tüm dişlerini gösteren bir gülüşe dönüştü.
Kaan'ın karşısına geçtiğinde onu üst kollarından kavradı. Kollarını gövdesine bastırdığında kurbanını etkisiz hâle getirmişti, bedenini havalandırdığında Kaan, kendini korumak adına ayaklarını can havliyle salladı. Hareketleri Herkül'e işlemiyordu.
Cehennem kapısının önüne geldiklerinde Kaan, yanmaya başlayan ayaklarını serbest bıraktı. Bedeni anestezi etkisinde gibi hareketsizken ciğerlerine derin ama yorgun nefesler dolduruyordu.
Üç yatay çizgi olan anlında oluşan ter damlaları çıkıntılara takıldığından süzülüp akamıyordu.
Kaan gözleri kapanırken güçlükle araladı ancak geri kapandı. Bir kez daha araladığında bunu sürdüremeyeceğini anladı yinede son gücünü vücudundaki en ince kası hareket ettirmekten yana kullandı.
"Sen çok zeki bir adamsın Herkül Atilla Ayhan." Dudağını aralayamadı bu yüzden ağzının içinden konuştu.
"Biliyorum. Senin gibilerin beni yenmesi için bir ordu kurması gerekiyor." Ellerini Kaan'ın kollarından çektiğinde onu Metin'in yanına yollamıştı.
Başını omzunda çevirdiğinde arkasında kalan Sarp'a baktı.
Sarp'ın yüzündeki kabullenmişliğe.
Sarp'ı serbest bırakmayı düşündü Herkül. Neticede söylediklerinde haklıydı sadece işini yapıyordu, Kaan gibi arkadan dolap da çevirmemişti, tek bir yüzü vardı.
Sadece çok fazla şey biliyordu, tıpkı Feride gibi. Feride her şeyi bilirken, bildiğini bilirken ona neden çifte standart geçiyordu?
Feride'nin diğerlerinden ne farkı vardı?
Feride, beni öldürmeyi hiç istemedi.
Sarp'ın sonu tıpkı diğerleri gibi olduğunda Herkül, Martia ve Marcus kapıyı hiç açılmamak üzere kapattı.
💊
Sol dirseğimi, mürdüm rengi orta boy bavulumun sonuna kadar açtığım teleskopik sapına yasladığımda başımı eğerek bileğimdeki gümüş saate baktım. "Sizin bavulunuzu sona sakladılar sanırım. Baksanıza aynı anda teslim etmemize rağmen bir türlü gelmedi."
Atilla çenesini kaldırıp bavulların çıkış noktasına odaklandıktan sonra bana döndü "Geliyor, gördüm."
Siyah küçük valiz önümüzden geçtiğinde Atilla, onu tıpkı benim valizimi yaptığı gibi banttan aldı. Yan yana yürümeye başladığımızda havaalanı çıkışına ilerliyorduk.
Atilla siyah wayfarer gözlüklerini taktığında gözüme fazla karizmatik görünmüştü. Benimle aynı düşünceyi paylaşan kadınların bakışlarını gördüğümde Atilla'nın yüzüne baktım. Fark etmediğini sanmıyordum, farkındalığı yüksek bir adamdı.
Peronların önüne geldiğimizde durdu, bana seslendiğinde başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Arabayı alıp geliyorum." Başımı salladığımda kiraladığı arabayı almak için yanımdan ayrıldı.
Cebim titrediğinde telefonumu elime aldım. İnstagram hesabıma takip isteği gelmişti, uygulamaya girdiğimde istek listesine girdim ve yalnızca kadın kullanıcıları hesabıma kabul ettim.
Korna sesi duyduğumda başımı kaldırdım, Atilla gelmişti. Bavulumu sürüklediğimde tekerlekleri oyuğa takıldı "Off!" Dudaklarımdan derin bir nefes bıraktığımda araba kapısının tok sesi duyuldu. Başımı kaldırıp bakmadım çünkü bavulumu oyuktan kurtarmaya çalışıyordum. Atilla, yanıma gelerek bavulumun sapına elini uzattı "Bırak bana."
Başımı sallarken yüzümü buruşturdum "Ben yaparım, siz zahmet etmeyin Atilla Bey." Kaşları çatıldığında "Bey mi?" Ağzının içinde bir şeyler gevelediğinde anlayamadım, kaşlarım havaya kalktığında "Efendim? Bir şey mi söylediniz?"
"Ben hallederim bana bırak." Bavulumu da aldığında önümden ilerlemeye başladı.
Siyah jeepin önüne geldiğimizde valizleri bagaja yükledi ardından yolcu koltuğunun kapısını açtığında gülümsedim "Teşekkürler." Yerime geçmemle kapımı kapattı ve kendi yerine geçti. Dokunmatik ekrandan anlaşmak üzere olduğum yayın evinin merkez ofisinin adını girdi.
Konum ekranda belirip bize yol gösterdiğinde Atilla gaz pedalına bastı. "Heyecanlı mısın?" Alt dudağımı dişlerimin arasına aldığımda bakışlarımı sağa, cama çevirdim. "Değilim."
"Yalan söylediğini anlayabilmem için psikolog olmama gerek yok." Neşeli sesinden dökülen sözcükler, bakışlarımı ona çevirmeme yetti. "Tamam... Biraz heyecanlıyım."
"Kabul aldığını öğrendiğin günü hatırlıyor musun?" Bakışlarını yoldan çektiğinde başını bana çevirdi ardından önüne döndü. Gözlerimi yumdum.
Bakışlarımı kemeri düz inen burnuna çevirdim, kavisi yoktu ama şekli fazlasıyla erkeksiydi. "Nasıl unuturum? Aklım gitmişti."
"İnsanın uzun süre emek verdiği eserinin karşılığını alması güzel şey. İnsanın içindeki potansiyeli görüp ona cesaret veren birinin olması ise muazzam, siz bana yol göstermeseydiniz ben asla başaramazdım." Atilla, kucağımda duran sol elimi kavradığında şefkatle destek olmaya çalışıyordu.
"Söylediğin gibi, potansiyel. Senin içinde o ışık her zaman vardı, ben yalnızca o aydınlığı görmeni sağladım." Gülümsediğimde kavradığı elimi yavaşça çektim. "Karşı cinsle temastan pek hazzetmiyorum."
Atilla başını salladığında önüne döndü "Ben bir an için unuttum, üzgünüm." Huzursuz olduğu dudaklarının kıpırdamamasından anlaşılıyorken midem kasıldı.
Arabanın ekranı, konuma vardığımızı gösterdiğinde Atilla arabayı park etti.
....
Arabadan bir kez daha indiğimizde kucağımda mor menekşeler vardı. Atilla artık yayın evi olan resmî bir yazar olmamı bu güzel çiçekler ile kutlamıştı. Şimdi beraber o çok görmek istediğim yere gelmiştik.
Galata Kulesine.
Atilla biletleri alırken ben o bitmek bilmeyecek gibi duran sıraya girdim.
Önümde yanlarında ebeveynleri olan biri kız biri oğlan çocuğu arkalarını dönüp bana baktıklarında çok heyecanlı görünüyorlardı. Burnumu çiçek demetinden çektiğimde onlara gülümsedim, bana karşılık verip önlerine döndüler.
Çocukları severdim, ilerde anne olabileceğimden endişelensem de sanırım bir bebeğin annesi olmayı isterdim.
Atilla yanımdaki yerini aldığında omzumun üzerinden ona baktım. Dudaklarım yukarı kıvrıldığında o da gülümsedi, sıranın ilerlemesiyle merdivenleri çıkmaya başladık. Katlarda oyalanmak istemediğimizden direkt en son kata çıktık.
Tüm İstanbul ayaklarımızın altındaydı.
Çiçeklerimi Atilla'ya uzattım "Biraz tutar mısınız?" Ellerimi trabzanlara bastırdığımda başımı geriye attım. Boynum, derimin gerilmesiyle acısada katlanılmayacak gibi değildi. Gözlerimi yumduğumda derin nefesleri ciğerlerime doldurdum.
Uzun zamandır nefes alamıyormuşum gibi hissediyordum. Şimdi öyle özgürleşmiş öyle rahatlamış hissediyordum ki, ciğerlerim afallamakla kalmamış burnumdaki kurumuş kılcal damarların çatlamasına neden olmuştu.
Burnumdan süzülen kanla gözlerimi araladım. Sağ elimi burnumun altına götürdüğümde kaşlarım çatıldı, burnumun kanamasına anlam vermezken şaşkın hissediyordum. "Başını kaldırma sakın. Aşağı inip görevlide peçete ya da pamuk var mı soracağım." Sesindeki endişe dudaklarımın kuruduğu fark etmemi sağladı, onları dilimle ıslattığımda "Atilla Bey çantamda peçete olması lazım."
Bir damla kan daha avucuma aktığında bıkkınlıkla sızlandım "Size zahmet çıkarır mısınız, elim hep kan oldu."
"Tabii." Sağ kolumu uzattığımda burnumun altına sol elimi tuttum. Çantamı aldığında temiz sol elimle kanlı elimi yer değiştirdim. Çantamı koluna taktığında tek eliyle içinden peçete paketini çıkardı. İçinden bir tane aldığında bana uzattı.
Başımı eğmeyi sürdürdüğümde peçeteyle burun deliklerimi kapattım.
Atilla'nın kolunda çantam, bir elinde bana aldığı çiçekler diğer elinde kanayan burnum için tuttuğu peçete paketi varken bir ses duyuldu: "Ayy! Siz ne tatlısınız evladım. Bir yastıkta kocayın, düğün ne zaman?"
Başımı sol omzumda çevirdiğimde kısa kıvırcık gri saçları olan tombul teyzeyi gördüm. "Anlamadım teyze?"
"Neyi anlamadın evladım? Sen diğer yarını bulmuşsun, resmen tamamlanmışsınız."
Peçeteyi burnumdan çektiğimde önce kendimi sonra Atilla'yı süzdüm.
"Ben de rahmetli eşimle bu kuleye tam kırk sene evvel çıkmıştık. Galata Kulesine çıkan çiftler evlenir derler, aşağı indiğimizde evlenme teklifi etmişti." Derin bir iç çektiğinde çantasını açtı. "Buraya anıları yâd etmeye geleceğim için o gün çekilen fotoğrafımızı yanıma almıştım. Bakın."
Fotoğrafı bizim de görebileceğimiz şekilde tuttuğunda kâğıdı beğeniyle süzdü. Gözünden bir damla yaş süzüldüğünde dudaklarını birbirine bastırdı. "Birbirinizin kıymetini bilin çocuklar, yıllar çok hızlı geçiyor."
Teyze yanımızdan ayrıldığında Atilla' dan çantamı ve çiçeğimi aldım. "Bu iki oldu." Gözlerimi kaçırdığımda "Bizi birbirimize yakıştıran ikinci kadın."
Bölüm sonu...
Herkül'ün psikopat karakterini daha detaylı gördük, nasıl buldunuz?
Feride ve Herkül'ü yakıştıran hanımefendiler sizce haklı mı? :D
Sosyal medya hesaplarımı takip ederek kitaplarımdan ve yeni bölümlerden ilk siz haberdar olabilirsiniz.
İnstagram:nazanatees
X:NazanAtes0
Threads:nazanatees
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın
Paragraf 1
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬
Yorum Yap