9. DÜŞMANIN BİTMEK BİLMEYEN TUZAKLARININ KADERE YANSIYIŞI
Selam...
Vote ve yorumlarınız bekler, iyi okumalar dilerim...
Herkül, kaslı omuzlarını gerdiğinde daha dik bir görünüm kazandı. Bronz çıplak gövdesi soğuk havaya rağmen alev alevdi, düşük dereceler onu etkilemiyordu.
Çıplak ayaklarıyla yavaş bir tempoyla koşarken göğüs kasları gerilmişti. Pürdikkat odaklanmış toplanma alanına ilerliyordu. Üç adalet arayıcısının buluşma alanına, sığınağa gidiyordu.
İçine doğan hislerle alt dudağını içerden ısırdı. Kısılan gözleriyle arkasını döndüğünde görünür de kimse yoktu. Herkül, Feride’nin onu takip etme ihtimalini göz önünde bulundursa da buna olanak vermedi, zaten daha önceki planda yanımda olmuş ve yaralanmıştı. Bir daha cesaret edemez, diye düşünürken başını salladı ve yoluna devam etti.
Herkül altıncı hislerini reddederken doğru olanı yaptığına inanmıştı.
Hafiye lakaplı adam saklandığı ağacın arkasında, dik yaka trençkotunun yakasına eğilip dudak ve çıkıntılı burnunu gizlediğinde başındaki fötr şapka yüzünün tamamını görünmez kıldı.
Herkül her şeyden habersiz sığınağın kapısını açtığında içeri girdi. Kapıyı kapatmadan önce etrafı kolaçan ettiğinde kimseyi göremedi, omuz silkerek kapıyı kapattığında gözden kayboldu.
Hafiye, cebinden çıkardığı defterine yine cebinden çıkardığı kalemiyle not aldığında defterini cebine sıkıştırdı. El fenerini çıkardığında ağacın arkasından çıktı, parmak uçlarında ilerlerken ışıkla etrafı kolaçan etti. Etrafta geçen mevsimlerden kalan kalıntılar, dallar ve oradan oraya savrulmaktan parçalanan yapraklar vardı.
Hafiye, şimdilik hiçbir gariplik yok, diye düşündü ancak onun zoru doğayla değildi. Her hafta çarşamba günü ormana giden Herkül ve ardından ortadan kaybolan insanlardı.
Bu sefer ortadan kaybolmaktan son anda kurtulan Metin, daha önceden Ebru’nun ihbarı üzerine kliniğine gelen polis memuru Sarp’ ın dayısıydı.
Sarp o gün ikna olmuş kapıdan çıkarken aslında kafasında tonlarca soru vardı. Karmaşık olan zihni dingil bir bedene sahipti, adeta aldığı yoğun sakinleştiriciler zihninde olanları gerçekleştirmeye mecal bırakmıyordu.
Her şey Herkül Atilla’nın işiydi, onun mor gözleri, yeşile bürünürken bile manipüle edebiliyordu. İnsanları ikna etme gücü buradan geliyordu.
İkna olan Sarp, dayısının anlattıklarıyla tekrar şüpheye düştü. Bu sefer şüpheliyle bir görüşme yapmayacaktı, belli ki bu adam tatlı dili ve kelimeleri kullanmadaki üstünlüğü ile soru işaretlerini sineye çekiyordu.
Daha profesyonel, karanlık psikoloğa hiçbir şey sezdirmeyecek ve avına düşmeyecek biri lazımdı. Bir dedektif. Hafiye lakaplı adam…
Karanlık odada ortadaki kare masanın köşelerinde toplanmış üç adam; Dayı Metin, dayısıyla meslektaş Sarp ve karda yürüyüp iz bırakmayan, sessiz ama beş duyu organı sonuna kadar açık Hafiye.
Fiyatta anlaştıklarında ayaklandılar. Metin, elini uzattığında hafiye ile el sıkıştı ardından hafiyenin eli, Sarp’ ın eliyle temas etti.
Metin’ in dudakları tek taraflı çekildiğinde yüzündeki duygu sinsilikti. Bu planın hünerli psikoloğun gerçek yüzünü ortaya çıkaracağına emindi. Sarp da tıpkı dayısı gibi düşünüyordu, onun da yüzünde aynı duygular hakimdi.
Hafiyenin feneri ortalığı tararken demir kapıyı buldu. Vücudunda adrenalin yükselirken ışık kaynağını kesti ardından adımları kapıya doğru yöneldi, temkinliydi.
O kapının arkasında her şey olabilirdi, o da kaybolan ve bir daha haber alınamayan insanlar gibi olmak istemiyordu. Geri dönmeyi düşünsede bu iş için yüksek bir fiyat almıştı, paradan vazgeçmek istemiyordu.
Eli kapı kolunu kavradığında yukarı çekerek açmaya çalıştı ama kapı, sandığından da ağırdı. İki eliyle kapı kolunu kavradığında gerilerek kapıyı sonuna kadar açtı, bu süreçte sırtı kamburlaşmış, yüzü kırmızı rengine bürünmüştü.
Elinin tersiyle anlında oluşan terleri sildiğinde ağzından bir soluk verdi. Sol elini demir kapıya, sağ elini toprağa bastırdığında başını kapıdan içeri eğdi.
Gördüğü sadece uzayan bir merdivendi. Merdivenlerin sonuna bakmaya çalıştığında gördüğü sadece mavi bir enerjiydi.
Aşağıya inmeye karar verdiğinde daha fazla vakit kaybetmeden ayaklarını ilk basamağa bıraktı. Dudaklarını birbirine bastırdığında elini cebine götürdü, cebinden kare bir fotoğraf karesi çıkardığında resmi yakınlaştırdı. Fotoğraf, küçük kızı ve karısıyla çıktığı bir aile gezisine aitti. Gözleri yaşardığında bu yola çoktan baş koymuştu. Hatırayı dikkatlice cebine koyduğunda merdivenleri yavaşça inmeye başladı “Her şey senin geleceğin için küçük kızım…”
Hafiye, Herkül’ ün sırtını gördüğünde ses çıkarmadan sakladı ve dikkatle dinlemeye başladı.
“Metin herhangi bir hamlede bulunmadı ama bu yapmayacağı anlamına gelmez, her şeye karşı hazırlıklıyım.”
Herkül kendi kendine konuşuyor gibi dursada açıklama yapar gibi hâli vardı. Hafiye, boynuna astığı termal kamerayı sol gözüne getirdiğinde sağ gözünü yumdu.
Bedenini fazla hareket ettirmeden birkaç baş hareketleriyle kameranın kadrajını devamlı değiştirirken gördüğü varlıklarla gözler sonuna kadar aralandı. Dudakları her geçen saniye biraz daha aralanırken bir anlığına dilinin tutulduğu hissederek kekeme olacağından endişelendi.
Göreceğini görmüştü, artık burada işi kalmamıştı ancak sözler her zaman yetersiz kalırdı. Bu yüzden az önce hissettiklerine tezat olacak şekilde büyük bir soğukkanlılıkla kamerayı bir kez daha göz hizasına tuttu.
“Ne düşünüyorum biliyor musunuz? Onu roketsiz Mars’a yollayabiliriz.” Martia, Marcus’ un yüzüne onu aptal hissettirecek biçimde baktığında Marcus bedenini Herkül’e çevirdi. “Sons of Fire’lerle yaşar, biz ona gereken sıcaklığı gösteririz, hiç yabancılık çekmez.”
Sürenin kısalığını önemsemeden titreyen elleriyle videoyu kaydederken hızlı nefes alışverişleri ve yükselen kan akışı da videoya yansımıştı. “Kaan!” Ona seslenen hiddetli bir ses duyar gibi olduğunda kameranın kadrajını yamultmuş, videoyu sonlandırmıştı.
Arkasını döndüğünde merdivenlere yöneldi. Ciğerleri güçlükle inip kalkarken bir an önce bu mahzenden kurtulmak istiyor ama bunu sessizce yapması gerektiğini daha iyi biliyordu.
Sakin tutmaya çalıştığı temkinli adımları vardı, neredeyse kapıya ulaşmak üzereydi, yalnızca birkaç basamak kalmıştı.
Botlarının sardığı ayaklarından sol olanıyla yeni bir adım attığında ayağının ortası basamağın köşeli kısmına denk gelmiş ve bedeninin sarsılmasına neden olmuştu. Kolları geriye savrulduğunda merdivenlerden yuvarlanmak üzereydi.
Güçlü bir iradeyle ayaklarını yere bastırdığında bozulan dengeyi sağladı. Gözlerini gelen rahatlama ile yumduğunda sağ elini göğüs kafesine yasladı.
“Sanırım odada bizden başka biri var. Nefes alışını duyuyorum.” Kaan’ın kulakları Herkül’ ün kısık sesiyle dolduğunda çattığı kaşları gevşedi.
Buradan hemen gitmeliydi. Adımlarını atarken sessiz olmayı önemsemiyor, bir an önce çıkmayı hedefliyordu. Bir kez daha sendelendiğinde dizlerinin üzerine düştü, ayağa kalkmayı becerene kadar birkaç basamağı el ve ayaklarıyla aştı.
Kapıyı ittiğinde ellerini toprağa bastırarak mahzenden çıktı. Arkasına bakmadan koşmaya başladığında vücut ısısı çoktan artmıştı.
Başını öne eğerek hızını artırmayı hedeflerken dizlerinin ağrısını önemsememeye çalıştı.
Diyaframındaki oksijen bedenine yetersiz kaldığında canı fazlasıyla yanmaya başlamıştı. Olay mahalinden epey uzaklaşmıştı, ellerini üst bacağına bastırdığında soluklanmaya çalıştı.
Başını omzunun üzerinde çevirdiğinde arkasında kimseyi görmedi. Kendini toprağın üzerinde bıraktığında arkası kuru toprakla buluştu.
Yerde, geri geri giderek sırtını bir ağaç kavuğuna yasladığında sol elini başına götürdü. Avuç içi ve parmakları şapkayı kavradığında şapkayı kucağına bıraktı. Başını geriye attığında ağacın sırtına vurdu. Hissettiği duyguların yoğunluğu karşısında duyduğu fiziksel acı ona işlemiyordu.
Sağ eli saçlarını kavradığında gördüklerinin gerçek olduğunu, rüyada olmadığını kendine kanıtlamak ister gibi acımasızca çekti.
Her şey gerçekti. Uykuda değildi ya da uykusuzlukla yatakta dönüp dolanmıyordu.
Başını indirdiğinde kamerayı parmaklarının arasına aldı. Çektiği görüntüleri oynatmaya başladığında daha sakin ve dikkatli izliyordu.
Herkül’ ün sırtını çeken kamera geçen saniyelerin ardından bu gizemli adamın hemen önünde duran beyaz ışık yayan varlığı ve onun solundaki turuncu enerjiyi -ısı yayan- kayda almıştı.
“Psikolog Herkül Atilla Ayhan, gerçekte kimsin sen, medyum mu?” Baş parmağını beyaz ve turuncu enerjinin üzerinde gezindirdiğinde gözlerini kıstı. “Bu varlıklar ne, cin mi?”
Kameranın ekranına yapılı bir bedenin yansıması düştüğünde görüntü saniyeler içinde büyüdü. Hafiyenin gözleri anında irileşirken sırtı ile ağacın arasındaki bağı kesti. Avuç içleri toprakla bütünleştiğinde dizlerini kırarak kaçtı.
Herkül ağır adımlarını ileriye doğru atarken gökteki Ay’ın ışığı üst bedenini aydınlattı. Bronz teni kısa bir sürede olsa beyaz gibi görünürken tüm anatomisi belirgin hâle gelmişti.
Geniş omuzlarına yakışır belirgin elmacık kemikleri vardı. Büyük pazılarında gözüken damarlar ellerinin üzerinde bitiyordu.
Kaslı göğsünün sol tarafında, kalbine yakın yerde duran tüy dövmesinin çevresinde gri, metalik bir mürekkep belirdi. Görünmez bir kalem tenine değmeye başladığı anda çizgiler ışık gibi akmaya başladı; birkaç saniye içinde dövme kusursuzca tamamlandı.
Hafiyenin gözleri karın kaslarını bulduğunda hızla göz kapaklarını kaldırıp gizemli psikoloğun yüzüne baktı. “Bana zarar verme lütfen,” Herkül’ ün yüzündeki ifade değişmezken hafiyenin beti benzi atmış görünüyordu.
Ağaçlar arasındaki mesafe bittiğinde Kaan’ın sırtı başka bir ağaçla buluştu. Hızla nefes alıp verirken göğüs kafesi genişlemişti.
Herkül, hafiyeye eğildiğinde yüzünü korkmuş yüze yaklaştırdı. “Seni fark etmeyeceğimi mi sandın?” Ses tonu stabilken ne hissettiğini bilmek zordu.
Belirsizlikten ürperen adam uzaklaşmak istiyordu ancak kaçacak yer kalmamıştı. Yüzünü uzaklaştırmak için çenesini geriye aldığında gri renk gıdığı ortaya çıktı.
“Ben turistim, buraları çok bilmiyorum.”
“Hiç turist gibi durmuyorsun,” Herkül’ ün sol kaşı havaya kalktığında sesi sorgular tondaydı. Yüzünü mümkünmüş gibi biraz daha yaklaştırdığında gözleriyle karşısındaki baştan aşağı süzdü “Daha çok dedektif gibi bir havan var.”
Kaan, başını sallarken sırtından ecel terleri akıyordu. “Ben…” Bir süre söyleyecek bir yalan bulamadı. “Söylediğim gibi buranın yabancısıyım, sığınağınız özel ve önemli bir yer ise üzgünüm. İzin verirseniz sizi bir daha rahatsız etmemek üzere çekip gideceğim.”
Herkül’ün gözlerinde morun tonları belirdiğinde dudakları tek taraflı çekildi. Başını sallarken “Bence saklamaya değer gördüğün sığınağı kamerana kaydetmek yerine orda benimle vakit geçirmelisin.”
“Ne dersin ister misin?” Dolgun dudaklarından sorar gibi sorduğu sorunun cevabını zaten biliyordu.
Kaan, ellerini yere bastırarak destek aldığında ayağa kalktı. Atilla sarsılan adamın koluna girmesine izin verdiğinde beraber sığınağın kapısına ilerlediler.
Son zamanlar dışında fazla dikkat çeken biri değildi. Gündüzleri sıradan bir psikolog gibi kliniğine gider danışanlarıyla seanslarını gerçekleştirirdi.
Kesinlikle aptal bir adam değildi. Termal kamerayla sığınağa girip Martia ve Marcus’u dolaylı yoldan çeken, kendi tabiriyle turist olduğunu iddia eden şüpheli şahsın Metin’ in adamı olduğunun farkındaydı.
Feride’ yi vurduğu gün silah hariç tüm kanıtları el birliği ile yok etmişlerdi ama görünen o ki bu adam rahat durmayacaktı.
Herkül, kapıyı açtığında hafiyenin içeri girmesini bekledi. Hafiye, Herkül’ün dediklerini ikiletmiyor ancak yüzünde tuhaf bir ifade vardı. Bir odadan diğerine geçtikten sonra neden geldiğini hatırlamaya çalışır gibi görünüyordu.
Herkül’de içeri girdiğinde kapıyı kapattı. Merdivenleri aştıklarında Herkül, tek eliyle sırtını tuttuğu döner sandalyeyi çevirdi. “Otur.” Son harf sığınakta yankılanırken Kaan denileni yaptı.
“Kim için çalışıyorsun?” Herkül ellerini sandalyenin kollarına bastırdığında Kaan ile arasındaki mesafeyi kapattı.
Kaan başını kısa süreliğine hızla salladığında başındaki şapka düştü ve az bir ses çıkardı. Tüm bu uyaranlar hafiyenin sersemlikten sıyrıldığına işaretti.
Herkül, doğrulduğunda Kaan’ın boynuna bağladığı kamerayı tuttu. Kamerayı ileri doğru çekmesiyle boynuna bağladığı şerit kumaş koptu.
Arkasını döndüğünde ileri doğru adımladı, Kaan ile arasında bir buçuk metre vardı. Kamerayı kurcaladığında videoyu daha net izleme şansı oldu.
“Neyden söz ediyorsun? Sana turist olduğumu söyle…”
Herkül tamamıyla kolunu açtığında kamerayı gözükmeyen ancak az sonra duyulacak sesten duvara çarptığı anlaşılan yere fırlattı.
Önce hasar gördüğüne işaret birkaç kırılma sesi ardından yere tosladığına dair tek bir ses.
Sağ kolundaki tüm kaslar gerilmiş ve daha göz önündeydi.
“Yalan söyleme!” Herkül tüm gücüyle bağırdığında bir kaplanın kükreyişi arka planda çaldı, odadaki herkesin kulaklarına doldu. Cellat, gözlerini yumduğunda burnundan kısa, sert bir nefes verdi.
Gözlerini açtığında başını sağ omzunda çevirip kısık gözlerle, ona endişeyle bakan adama sertçe baktı.
Yavaş adımlarla ilerlediğinde sağında duran sandalyeyi sol eliyle tuttu. Sandalyeyi on beş derece kaldırdığında sandalyenin sadece arka ayakları yerle temas halindeydi. Az önce sinirle bağıran o değilmiş gibi sakince sandalyeyi Kaan’ın önüne koydu.
Sandalyeye ters bir şekilde oturduğunda farklı bakış açılarına sahip iki insanın arasında bir metre mesafe vardı.
Kaan, başını eğdiğinde bu tehlikeli adamın gözlerine bakmaması gerektiğini biliyordu. Başını salladığında diretmeye devam ediyordu, terden ıslanan uzun saçları zıt yönlere sallandı.
“Bana bak, gözlerime bak Kaan.” Stabil ses, sorgu odasında bir polisin şüpheliye sorduğu ilk soru gibiydi. Henüz ortalık kızışmamış, gerilmemişti.
Hafiye, sonuna kadar aralanmış gözlere sahip yüzünü kaldırdığında Herkül’ün yüzüne baktı.
Herkül’ün yüzünde çarpık bir gülümseme doğduğunda sağ işaret parmağıyla sol tarafı işaret etti, az önce kamerayı fırlattığı yere. “Kameranın şeridinde adın yazıyor.”
Kaan gözlerini yumduğunda yüzünü buruşturdu. Sona yaklaştığını hissediyordu, bu adama karşı kurtulma şansı yoktu.
“Metin, bana bak. Gözlerimin içine bak.” Atilla’nın mor hareleri ile Metin’inkiler buluştuğunda “Kolunu gevşeterek kızı bırakıyorsun.” Herkül’ün otoriter ve keskin sesiyle Metin’in boğazıma sardığı kolu gevşedi. Onu atlatarak Herkül’ün tarafına koştuğum sıra da kolum, havada asılı kalan koluna çarptı. Herkül ve Metin’in arasındaki göz teması bozulduğunda Metin, sersemlemiş gibi başını salladı. “Sen… O ucube mor gözlerinle beni hipnoz ettin. Kim yardım ediyor sana? Ne biçim bir varlıksın lan sen?!.”
“Ben seni manipüle etmiyorum. Ben de senin gibi sıradan bir insanım, bak bana. Hadi gözlerime bak.” Metin gözlerini, Herkül’ün gözleri hariç her yerde gezdirirken epey şaşkın görünüyordu.
Celladın gözlerine bakmamak için özel bir çaba sarf ediyor, tıpkı Metin gibi…
Herkül, bir yap bozun parçalarını birleştirir gibi birleştirdiği anılar, büyük resmi net bir şekilde görmesine sebep oldu.
“Ben sana kim olduğunu söyleyeyim, Metin’in tuttuğu hafiyesin ya da mesleğini kullanarak olayları büyüttüyse tuttuğu ajansın. Söylesene yanılıyor muyum?” Kaşları yükseldiğinde birleştirdiği kollarını sandalyeye yasladı.
Kaan sessiz kalmayı sürdürdüğünde Herkül başını salladı “Yerinde olsam konuşmayı tercih eder, karşımda benden katrilyonca güçlü olan adama boyun eğerdim.”
“Ben neyden söz ettiğinizi anlamıyorum, söyledim ya ben sadece ormanı keşfe çıkmıştım.” Henüz olayların ciddiyetini anlamayan casus, Herkül’ün yüzünde alaylı bir gülüşün oluşmasına sebep oldu.
Kaan’ın tek gözünün altı nabız gibi attığında Herkül’ün gülüşü aniden söndü.
“Sıradan bir insan gibi rahat görünmek istiyorsun, değil mi?” Sesi kalın tonu kısıktı, karşısındaki insanı küçümsediğini belli etmekten kaçınmıyordu. “İnsanların çoğu olmadıkları biri görünmeyi ister, bilmedikleri…” Duraksadığında dudaklarından kısa bir nefes verdi. “Bedenlerinin onları çoktan ele verdiğidir.”
Oturduğu yerden kalktığında sol eliyle sandalyeyi devirdi. Gözlerini yumduğunda dudaklarını birbirine bastırdı, sabır diler gibi bir hâli vardı. “Göz altın seyreliyor. Vücudun stres altındayım diye bağırıyor.” Gözlerini açtığında Kaan’a eğildi “Bedenin bağırırken sen neden susuyorsun?”
Sol elini kurbanının trençkotunun cebine attığında Kaan’ın çenesi yukarı kalktı. Bir direnişteymiş, koruması gereken bir şey varmış gibi…
Herkül, Kaan’ın aile fotoğrafını aldığında inceledi ardından bakışların onun yüzüne çevirdi.
“Demek birinin eşisin. Bir kızın var.” Kurbanın yüzü gergin görünüyordu, güçlü durmak ve ağlamak arasında ince bir çizgi gibi. Çizgi ince bir ipti ve şimdi ailesi olan bir adamın boynuna dolanmış acımasızca sıkıyordu.
Herkül işaret parmağıyla fotoğraftaki yüzlere daire çizdi. “Olmamalarını ister miydin?”
Zor durumdaki adamın yüzü git gide kızarıyor anlında kalın bir damar varlığını ortaya koyuyordu. “Onlara dokunamazsın. Senin işin benimle, onlarla değil.” Birbirine bastırdığı dişleri arasından güçlükle dökülen kelimler bir ikna etme çabasıydı. Herkül istedikten sonra ona herhangi bir gücün karşı koyamayacağını biliyordu.
Bilmediği, Herkül’ün blöf yaptığıydı. O masum hiçbir insana, özellikle çocuklara kıyamazdı.
“Hiç sanmıyorum.” Yüzünde hastalıklı bir gülüş doğduğunda hafiyeye istediğinde ne kadar kötü bir insan olabileceğini göstermeyi hedefliyordu.
Kaan aralıklı, tereddüt barındıran bir nefesi dudaklarından uzaklaştırdığında karşısında ona tehditler savuran adama baktı. “Her şeyi itiraf edersem onlara zarar vermeyeceksin.”
“Vermeyeceğim.” Herkül, Kaan’ın gözlerine bakarken karşılık bulamadı. Yoldaşları sıkı tembihlemiş olmalıydı. “Söz mü?”
Cellat bu durumdan sıkılmış görünüyordu, çenesini sıkarken hattı belirginleşmişti. Başımı kaldırdığında karşısındakine kibirle baktı. “Söz.”
“Ben hafiyeyim. Tahmin ettiğin gibi, beni seni takip etmem için Metin tuttu. Metin ve Sarp.”
Herkül duydukları karşısında dudakları aralandı “Sarp mı?” Gözleri kısıldı, zihni olanları iki kollu bir terazide tartıyordu.
Kaan başını hızla salladı “Evet. Sarp, Metin’in yeğeni.”
Tereddütlü bir ifadeyle Atilla’nın yüzüne baktı “Geceleri ormanda ne yapıyorsunuz?”
“Gündüzleri yoğunum, anca kafa dağıtıyorum. Siz gece ormana gittiğimi nerden biliyorsunuz?” Konuşma boyunca Atilla’nın sakin tuttuğu sesi, şu an da kırılmıştı.
Sarp derin bir nefesi ciğerlerinden uzaklaştırdığında önüne döndü. “Her çarşamba gecesi ormana giden birini görseniz, sizin de dikkatinizi çeker.” Odadan çıktı.
Yap boz asıl şimdi tamamlanmıştı.
“Onlar sana, beni takip etmen için ne kadar ödedi?” Kaan yutkunduğunu salgısının sesi tüm odayı doldurdu. “İki yüz elli bin.”
“Ben sana bir milyon vereceğim. Bundan sonra onlara değil, bana çalışacaksın. Kabul ediyor musun?”
Hafiye hiç düşünmeden kabul ettiğinde bunu mor gözleri değil, mor kâğıt paralar sağlamıştı. “Peki şimdi ne yapacağız?”
“Kırık kameranı alıp az önce sattığın dostlarının yanına gideceksin.” Hafiye anlık utanmış gibi görünsede aldığı fiyattan memnundu. Onun için şu anda para daha kıymetliydi.
“Onlara, Herkül’ün yanındaki varlıkların çekim yaptığını fark ettiğini ve kameranı tuzla buz ettiğini anlatacaksın.” Herkül, şiddetli kalp atışını hissedebiliyordu.
“Gizlice inine indiğin için onları çok kızdırdığını ve önümüzdeki çarşamba seni yok edeceklerini söylediklerini anlatacaksın.” Hafiyenin gözleri sonuna kadar aralandığında bunun son işi olduğunu zannetmişti.
“Korkma, ölmeyeceksin.” Herkül bakışlarını boşluğa çevirdi “Benim derdim sen değilsin. Canımı yakanın canını yakacağım.”
Kaan rahatlar gibi nefes aldığında Herkül’ün bakışlarının hedefi oldu.
“O gün geldiğinde seni, senin çevirdiğin dalavereden habersiz yalnız bırakmayacaklardır. Ben ve yoldaşlarım o gün Metin ve Sarp’ın işini bitireceğiz.”
Kaan anladığını belli edercesine başını salladığında Herkül tebessüm etti “Şimdi çıkabilirsin.”
Yeni ortak ayağa kalktığında merdivenlere ilerledi “Hafiye.” Kaan, başını omzunun üzerine çevirdiğinde Herkül’ün yüzüne baktı, hâlâ gözlerine bakmıyordu.
Herkül başını olumsuz anlamda salladığında “Kamera.” Hafiye gelen aydınlanmayla kaşları havaya kalktı, sağ tarafa koşar adımlarla ilerleyip parçalara ayrılmış kamerayı aldı.
Hafiye çekip giderken bir kez daha seslendi “İban.” Sol kolu ve gövdesi arasına sıkıştırdığı makine parçalarını düşürmemeye çalışırken cebinden kartvizitini çıkardı.
Herkül işaret ve orta parmağıyla kartı tuttuğunda Hafiye arkasına bakmadan sığınaktan çıktı.
“Onun bu planı başarabileceğini düşünüyor musun?” Herkül başını Martia’ya çevirdi. “Başka şansım yok. Baksana ben onların sonu olmazsam onlar benim sonum olacak.”
Herkül telefonunu cebinden çıkardığında mobil banka hesabına girdi. Anlaştıkları ücreti gönderirken Marcus’un sesi duyuldu.
“Bizi harcamasan olmaz mıydı? Kendini kahraman ilan etmek hoşuna gidiyor değil mi? Buna ne denir biliyor musun, ilgi o…”
Herkül alayla güldüğünde dişleri gözüküyordu. “İnsan, masum olduklarına inandıkları insanlara aldanmaya meyillidir. Bu yüzünden en beklenmedik darbe en yakınımızdan gelir.”
💊
Okuduğum kitaptan başımı kaldırdığımda sıkıntıyla bakışlarımı tavana çevirdim. Başımı sağ omzuma yasladığımda Herkül Atilla tüm heybetiyle karşımdaydı.
Birkaç saattir avuçlarımdaki kitabı okurken o da önündeki mor dosyayla ilgileniyordu. Sağ elinde mor ambalajlı dolma kalem, siyah mürekkebini ondan fazla a4 kâğıda bırakmıştı.
Önünde açık olan beş kitaptan en soldakini birkaç sayfa ileri aldı. Orta parmağıyla gözlüğünü yukarı ittiğinde kitabı avuçları içine aldı ve sırtını sandalyesine yasladı. Kitap göz hizasına kaldırdığında kitap elleri arasında küçük kalmıştı.
Tüm bir sayfayı okuması kısa sürdüğünde masaya yaklaşarak yeni birkaç cümleyi not etti.
Kalemi fırlatır gibi masaya bıraktığında dudaklarından bıkkınlık dolu bir nefes döküldü. Parmaklarını ensesinde birleştirdiğinde gözleri kapıya bakıyordu.
Büktüğü kolları beyaz gömleğinin kumaşını gerdiğinde büyük pazıları ortaya çıkmıştı. Bakışlarım gömleğini hedef aldığında üzerindeki kumaş olmadan nasıl göründüğünü hayal etmekle meşguldüm.
Bakışlarım bir saniyeliğine sola kaydığında bana baktığını gördüm. Bakışlarımı anında kucağıma indirirken utanmış hissediyordum, ona baktığımı anlamıştı. Umarım niyetimi çözmekten yoksun kalmıştır…
Kitabımda kaldığım yeri açtığımda okumaya devam ettim ama bu yalnızca birkaç sayfa sürdü. İhtiyacımın dürtüye dönüşmesi üzerine epey zaman geçmişti şimdiyse doyuma ulaştığımı fark etmiştim.
Başımı çevirmeden gözlerimin ucuyla yandan ona baktığımda zihninde bir şeyler hesaplıyor gibi yeşil gözleri kısılmıştı. Sol eliyle saçlarını karıştırdığında sırtı bir kez daha koltukla buluştu.
Kitabın kapağını kapattığımda masaya doğru ittirdim. Herkül’ün bakışları kitabın kapağına düştüğünde onu itişimi izledi ardından bakışlarını gözlerime dikti.
“Düşünceli görünüyorsunuz.” Oda sessizdi ben de ortamı bozmadan sessizce konuştum.
Gözlüğünü çıkardığında masaya bıraktı, esmere çalan ellerinin parmaklarıyla kapattığı gözlerini ovduğunda rahatlamaya çalışır gibi bir hâli vardı.
Gözlerini araladığında başını arkaya attı. Kısık harelerle gözlerime bakarken yutkundu, âdem elması hareket ettiğinde yutkunma ihtiyacı hissettim.
“Onun bu planı başarabileceğini düşünüyor musun?” Herkül başını Martia’ya çevirdi. “Başka şansım yok. Baksana ben onların sonu olmazsam onlar benim sonum olacak.”
“Atilla Bey, iyi misiniz?” Kaşları havalandığında sersemlemiş gibi başını salladı. “Bir şey mi söyledin Feride?” Üst bedenimi sağa çevirdiğimde dirseklerimi masaya bastırdım, ellerimle dirseklerimi tuttum.
“Dalgın görünüyorsunuz, iyi misiniz?” Gözlerimiz birken “İyiyim, iyi olmasına ama Leman ve Hazan’ın dosyası hakkında çözemediğim şeyler var.” Sesi sonlara doğru ağırlaştığında bakışları önündeki kağıtlara düştü. Kağıtların altında rakamlar vardı, onları sırasına göre toparlamaya başladı. “Hata mı yaptım diye düşünüyorum Feride. Seni o gece Eskişehir’e götürmem, o gece vurulman gibi.” İlk cümlesini çok net duysamda diğerlerini ağzının içinden söylemişti. Ne dediğini anlayamamıştım.
“İsterseniz dosyayı beraber inceleyim, belki gözünüzden kaçan bir detay…” Kıstığı gözleriyle yüzüme baktı ardından yorulmuş gibi başını sağa, duvara çevirdi. “Bu dosya psikolojiyi aşmış durumda, psikiyatriye başvurmam gerek ama elimdeki kaynaklar yetersiz, tekrar sınava girip tıp okuyacak kadar vaktim ve sabrım da yok.”
Dudaklarımdan düşünür gibi nidalar döküldüğünde “Psikiyatrist arkadaşınız olduğunu söylemiştiniz, ona danışabilirsiniz.”
Oturduğu yerde dikleştiğinde gülümsedi. “Feride sen bir dâhisin, bu benim aklıma gelmemişti.”
Aldığım iltifat yanaklarımın ısınmasına sebep olduğunda saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. “Teşekkür ederim…” Utançtan sesim kısık çıkmıştı. “Bazen insan problemlerle boğuşurken en kolay çözümü bile gözü görmüyor.”
“Haklısın.” Başını salladığında çekmecesinden telefonunu çıkardı. Parmakları ekranda hareket ederken bahsi geçen psikiyatrist arkadaşa mesaj yazdığını anladım.
Atilla: “Nasılsın, epeydir görüşemiyoruz.” (18.16)
Polat: “İyiyim, sen nasılsın? Nasıl gidiyor?” (18.17)
Atilla: “Sorduğun için sağ ol ama pek gitmiyor.” (18.18)
Polat: “Sen iyi misin? Bir sorun mu var?” (18.19)
Atilla: “İyiyim, geçenlerde ilk seansını gerçekleştirildiğim bir danışanım vardı. Hastalığının işin düşünce boyutunu aştığını ve tıbbi bir müdahale alması gerektiğini düşünmüştüm.” (18.20)
Atilla: “Sana yönlendirmiştim. Eğer geldilerse Leman ve Hazan adında iki hastan olması lazım.” (18.21)
Polat: “Evet, onları hatırlıyorum. Psikiyatriye yönlendirmen iyi olmuş, düşüncelerinde haklısın. Anne ve kız, detaylara indiğimde beni fazlasıyla şaşırtan vakalardan.” (18.22)
Atilla: “Benim bilmediğim neyi biliyorsun?” (18.23)
Polat: “Bunlar mesajla konuşulacak konular değil, müsait bir zamanda konuşuruz.” (18.24)
Atilla: “Ben kliniğimdeyim. Buralardaysan uğrayabilir misin?” (18.25)
Polat: “Yakınlarda bir restoranda Pelin ile akşam yemeği yemeye geldik. Birkaç saat sonra yanına gelebiliriz.” (18.26)
Atilla: “Anlaştık. Afiyet olsun.” (18.27)
….
“Atilla Bey misafiriniz var, Polat Bey ve Pelin Hanım geldiler efendim.” Sekreter kapıdan gelenleri haber verdiğinde Atilla ayaklandı. Sekreter kenara çekildiğinde ben de oturduğum yerden kalktım ama Atilla gibi öne atılmadım.
Her ne kadar Atilla’nın arkadaşları olsada ilk kez görecektim, bu yüzden çekiniyordum.
Atilla kendisinden biraz kısa olan adamla tokalaştığında birbirlerine gülümsediler. “Uzun zaman…” Polat elini geri çektiğinde beni ilk kez görmüştü. Yüzünde anlam veremediğim bir şaşkınlık, durgunluk oluştuğunda dudakları kıpırdadı “Oldu.”
Atilla, Pelin’i karşılarken Polat’ın kehribar gözleri gözlerimin içine bakıyordu. İçime gözlerimi kaçırma isteği doğsada bunu isteyen tarafımı güçlükle bastırdım.
Bana bir adım attığında elini uzattı. Bakışlarım, gözlerinden eline kayarken fazlasıyla zarifti. Uzatılan eli sıkmamak kabalıktı, yine de karşı cinsin elini hafifçe ya da parmaklarının ucunu sıkardım.
Kalbimin ortasına düşen yıldırım tüm bu duvarları yıkmamı ve Polat’ın elini tutmamı söylüyordu. Kalbimi dinlemek istedim.
Elimi, uzattığı eliyle buluşturduğumda sıcak tenlerimiz birleşti. Gözlerimiz bir kez daha birbirine tutunduğunda gülümsedi. Dudaklarımda tıpkı onunkine benzer bir tebessüm doğduğunda “Ben Polat İnanır.” Başını sol omzunda çevirip arkadaşına baktı “Atilla’nın üniversiteden arkadaşıyım.”
“Biliyorum,” heyecanlı çıkan sesim beni dumura uğrattığında sesimin desibelini düşürdüm. “Yani anladım. Atilla Bey sizden söz etmişti.” Gözlerim patronuma kaydığında pot kırmış gibi hissediyordum, vücuduma tuhaf bir sıcaklık bastığında tenim ateş gibiydi.
“Bey?” Polat’ın sol gözü kısılırken yüz ifadesi sorar gibiydi. Atilla’nın dudakları aralandığında ondan önce davranarak konuşmaya başladım “Ben Feride, Feride Saral. Psikoloji okuyorum, Atilla Bey benim patronum.”
Polat’ın yüz hatları gevşediğinde rahatlamış görünüyordu. Benim de amacım buydu, olası yanlış anlaşılmaların üstünü çizmek.
Polat’ın gözlerinde hissettiğim sıcaklık, samimi hissettiriyordu. Benimkilere kıyasla açık renk gözleri iyi hissettiriyorken bakışlarım bir saniyeliğine Atilla’nın yüzüne kaydı. Çatık kaşlarının altındaki yeşil gözlerini kısılmış, avını izleyen bir yırtıcı gibi Polat ile bir olan ellerimize odaklanmıştı.
O an hâlâ el ele olduğumuzu fark ettim. Elimi geri çektiğimde utançla gözlerimi kaçırdım.
“Feride, seni kardeşimle tanıştırayım. Pelin İnanır, kendisi işinde şahane bir veterinerdir.” Siyah blazer ceketli, benim boylarımda sarışın mavi gözlü kadın elini uzattığında seve seve elini sıktım. Saçları muhtemelen boyaydı, kahverengi gelen dipleri tonun açıklığından dolayı sırıtmazken boyatmakla iyi bir iş yaptığını düşündüm. Ayrıca Polat’ın özellikle kardeşim diye açıklaması beni yanlış anlaşılmalardan korurken bunu düşünecek kadar zarif olması beni etkilemişti.
“Memnun oldum.” Gözlerimin ışıldadığını düşündüğümden iyi hissediyordum.
Gerçekten çok memnun oldum.
Dudaklarımı birbirine bastırdığımda sağ yanağımda belirgin bir çukur oluştu.
“Polat, vaka masamda geçelim mi?” Polat, masa önü sandalyelerinden soldakine oturduğunda dirseğini iki sandalyenin birleşen kollarına bastırdı. “Biraz soluklanalım Atilla, acelen ne?” Pelin güldüğünde abisinin yanındaki sandalyeye oturdu.
Atilla koltuğundaki yerine geçtiğinde suratı ifadesiz görünüyordu ama içimden bir ses, onları buraya çağırdığı için pişman olduğunu fısıldasada saçmaladığımı düşündüm. Polat’ın karşısındaki sandalyeye oturduğumda onun gibi dirseğimi sandalyenin koluna yasladım.
“Nasılsın, nasıl gidiyor?” Polat’ın sevecen sesiyle sorduğu sorular Atilla’ya yönelikti. “İyiyim Polat gayet iyiyim ama bu vakayı ne kadar çabuk incelersek o kadar mutlu olacağım.” Sevecen ses, buz gibi tonla karşılık buldu. O an ikisinin ne kadar zıt olduklarını düşündüm.
Herkül, buz gibi soğukken içi magma dolu bir yanardağına benziyordu. İçindeki ateş öfkesiydi, masum insanların canının yanması ateşin yükselip taşmasına yetiyordu.
Atilla, sakindi. Beraber yağmur altında dans ederken ıslanılabilecek ardından kıyafetlerini verebilecek biriydi. Sıcak bir kahveyle ılımlı bir bakışla iç ısıtan bir adamdı.
Herkül Atilla, bunların dengeye gelmiş hâliydi. Herkül’ün öfkesini içinde barındıran Atilla sakin bir duruş sergiliyordu.
“İyi hadi başlayalım madem.” Polat oturduğu sandalyeden kalktığında masanın arkasına, Atilla’nın yanına geçti. Bakışları masa isimliğime takıldığında dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi. Sandalyemi tuttuğunda kendine çekti ve Atilla’nın yanına oturdu.
Onlar kafalarını kâğıda gömdüklerinde Pelin yanıma oturdu. İşaret parmağıyla saçlarımın bir tutamını döndürdüğünde “Saçların çok güzel.” Gelen iltifat beni mutlu ettiğinde hiç düşünmeden gerçeği itiraf ettim. “Ben de seninkilerin rengini beğendim.” Gülümsediğimde mesleğim hakkında soruları sormaya başladı.
Sohbet ilerledikçe veterinerlik ve patili hastaları hakkında konuşmaya başladık. Hayvanları seviyordum özellikle tavşanları… Ürkeklerdi, korktukları için her zaman kendilerini korumaları gerekiyormuş gibi gelirdi.
Tıpkı benim gibi.
Sözcüklerimiz sessizdi, önemli bir vaka üzerinde çalışan Atilla ve Polat’ı rahatsız etmek istemiyorduk. Aynı şekilde onlar da çok ses çıkarmıyordu.
Polat’ın bakışlarını ara sıra üzerimde hissetsemde fazla bakmamaya çalışıyordum, hevesli gözükmek istemiyordum. Gerçi kendimi kaptırmam iyi olmazdı, dış görünüşü temiz ve ılımlıydı. İyi bir insana benziyordu, yine de onu tanımıyordum.
Polat’ın bakışlarını bir kez daha üzerimde hissettiğimde göz kapaklarımı kaldırıp bana bakan gözlerine baktım. Kehribar gözleri içimi ısıtırken kahvelerimin onunkilerin yanında sönük kaldığını düşündüm.
Pembe aydınlatıcı sürdüğüm dudaklarımdan hafif bir gülümseme oluştuğunda onun şeftali rengindeki dudakları da kımıldadı. Hissettiğim utançla gözlerimi kaçırdım, göz kapaklarım gözlerimi örttü. Birkaç saniyenin ardından bakışlarımı Polat’ın gözlerine tuttuğumda bakışları masadaki kağıtlardaydı.
Bakışlarım bu kez Atilla’ya kaydığında yeşil gözlerini kısmış, bana bakıyordu. Ateşe dokunmuş gibi irkildiğimde Pelin’e döndüm.
….
Atilla elindeki kalemi bıraktığında arkasına yaslanarak gerildi. Polat avuç içini Atilla’ya uzattığında ellerini tokuşturdular. “Üniversitedeki gibi.” Polat’ın gözleri geçmişin hatırasıyla parladığında “Üniversitedeki gibi.” Atilla gülümsedi.
“Feride, misafirlerimize kahve yapar mısın? Kendine de yap.” Başımı salladığımda sandalyemden kalktım. Paravanın arkasına geçtiğimde kupaları dolaptan çıkardım.
Pelin yanıma geldiğinde fıldır fıldır gözleriyle etrafını inceledi. “Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?”
“Gerek yok, ben hallederim.” Kapsülü makineye yerleştirdiğimde ilk kupayı hazır olan kahvenin akacağı yere bıraktım. İçeride erkeklerin fısıldamalarını gelsede ne konuştukları net duyulmuyordu.
Gözlerim beyaz paravana takılı kaldığında ne burnuma dolan kahve kokuları ne de seramiğin çıkardığı kısık sesler beni sarstı.
Şimdi içim ısındı ama sevebilir miyim? Ya o sevebilir mi beni? Yine hayal kırıklığına uğrar mıyım? Umarım uğramam…
Toy bedenim okul koridorlarında dolanmaya başladı.
Yalnız bir el, omzuma dokunan Pelin’in eli beni tahayyül dünyasından çıkarıp buraya, kliniğine getirdi.
Dolan kupayı alıp yenisini koymak için elimi uzattığımda kupalar doluydu. Pelin, benim için halletmişti. “Ben hazırlardım, niye zahmet ettin?”
“Ne demek aşk olsun.” İki kupayı aldığında başıyla paravanın arkasını gösterdi. “Gel, içeri geçelim.” Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdığımda kalan kupaları aldım.
Masaya yaklaştığımda Atilla’nın kahvesi önünde Pelin’inki kucağındaydı.
Sağ elimdeki kupayı Polat’a uzattığımda göz kapaklarım gözlerimi örtüyordu. Kupayı tutan parmaklarıma temas ederek kahveyi aldığında bakışlarımı anında gözlerine diktim.
“Feride benimle akşam yemeği yer misin?” Gözlerim büyüdüğünde ne diyeceğimi bilemedim. Beni beğendiğini hissetmiştim ama bunu bu kadar çabuk söyleyeceği aklımın ucundan geçmemişti.
“Abi bu böyle mi söylenir ya! Kabul etmezsen haklısın Feride.” Pelin kaşlarını çatmış kollarını birbirine bağlamıştı.
“Yerim.” Ortam git gide garipleşirken yüzümü buruşturdum “Yani… Seninle bir akşam yemeğine gelirim, evet.” Yerime oturduğumda kahvemden bir yudum aldım. Henüz sıcaklığını koruyan kahve dilimi yaksada bunu kimseye belli etmedim.
“L ve… A.” Aradaki bağlacı uzatabildiğince uzatmıştı, gözlüklerinin numarası biraz büyüktü sanırım. “Birde t harfi, var mı hayatında böyle biri.” İyice hatırlayabilmek için gözlerimi tavana çevirdim, bir süre düşündüğümde kimseyi bulamadım. Bakışlarımı indirdiğimde Atilla’yla göz göze geldik.
“Hayır yok.” Meliha şefkatli gözlerle bana baktığında “O zaman hazır ol, nasibin çok yakında.” Başını Atilla’ya çevirdiğinde dudaklarının çekildiğine şahit oldum.
Meliha Hanım’ın falı tutmuştu.
Bölüm sonu...
Sizce Herkül, hafiyeye güvenmekte hata mı yaptı? Hafiye, planı başarıyla uygulayabilecek mi yoksa eline yüzüne mi bulaştıracak?
Polat İnanır hakkında düşünceleriniz?
Feride ve Polat hakkındaki düşünceleriniz?
Meliha Hanım'ın falı hakkındaki düşünceleriniz?
Instagram:nazanatees
X:NazanAtes0
Sosyal medya hesaplarımı takip ederek yeni bölümler hakkındaki detayları ilk siz öğrenebilirsiniz.
Sizleri seviyorum...
Paragraf 1
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬
Yorum Yap