0 %

10. GEÇMİŞTEN GELECEĞE UZANAN MERDİVEN

Yazı Boyutu
100%

Herkese selam...

Bu bölümde Hackeri öğreneceğiz, sizi daha fazla tutmayayım.

Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim.

Boylarımızı eşitlemek adına eğilen dadım, beni dizine oturttu. Kollarımı boynuna sardığımda yanağında bir öpücük kondurdum, ardından yüzlerimiz birbirine yakınken "Dadı lütfen parka gidelim," dedim. Beş yaşındaki bana kıymak istemesede güçlükle başını olumsuz anlamda salladı. "Üzgünüm küçüğüm, parka haftada bir kez gitme hakkın var. O da bugün olmaz, dışarda biraz işim var." Duygularını ifade eden üzgün yüzü üzgün sesiyle birlikteydi ve benim bunu algılamamla dudaklarım büzülerek alt dudağım üst dudağımın önüne geçti. "Akın Barlas Abiyle mi buluşacaksın?" Meraklı kocaman gözlerle, gözlerine bakıyordum. Bana banyo yaptırırken veya beni uyumaya yatırdığında ondan ilişkisini anlatmasını isterdim, o da beni kırmadan birazını anlatırdı. Erkek arkadaşının ismini duymasıyla yüzünde bir gülümseme doğdu. "Evet, ancak şimdi müsait." "Lütfen beni kırma. Hem gelince erken uyurum, olmaz mı?" Dadım Anastasia' nın hoşuna gitmesi adına onun önceki dadımdan devraldığı İngilizceyle konuştum.

"Seni nasıl kırabilirim ki... Peki gidelim ama iki saat sonra döneceğiz, anlaşıldı mı Küçük Hanım?" Sevinçle aralanan ağzım tamamlanmış süt dişlerimi meydana çıkardı, keyifle gülerken çocuklara özgü nidalar çıkarıyordum keyifle ellerimi birbirine çarpttım. "Anlaştık." Sol avucunu havaya kaldırdığında "Çak bakalım." Ellerimiz birbirine değdiğinde beni kucağına aldı, doğrulduğu gibi merdivenlere yöneldi. Merdivenleri çıktığımızı fark edince gülen yüzüm düştü tamamen somurtuyordum hatta neredeyse ağlayacaktım. Anastasia, sol eliyle sırtımı sıvazladığında konuştu: "Önce üzerini değişelim sonra yanımıza alacağımız ara öğünü hazırlayalım ardından gideceğiz tamam mı Mehir?" Gülümsediğimde başımı sallayarak onu onayladım. Odama girdiğimizde beni yatağımın üzerine koydu. "Bakalım dolabından ne seçeceğiz bugün için?" Ellerimi minik kalçamın yanlarına, yatağa bastırmışken keyfile başımı sağa sola çeviriyordum. Asılı olduğu demirden askıyı çekip çıkardığında bana pembe bir elbise gösterdi, heyecan içinde başımla onayladım. Elbiseyi şöyle bir süzdüğünde başını olumsuz anlamda salladı. Demirden başka bir askıyı çekip çıkardığında bu seferki elbise bebek mavisi rengindeydi ve sanki benim için yapılmış gibiydi. Her ne kadar dolapla yatağım arasında mesafe olsada alabilecekmişim gibi kollarımı uzattım. Dadım, beğenmediğini ifade eden bir mimikle yüzünü buruşturdu. Kollarım eski yerini aldığında dolaptan çekip çıkardığı elbiseyi görmemle gözlerim kocaman oldu, içerisinde dilek mumlarının yanan ateşi varmış gibi kırmızı kırmızı ışıldıyordu üstelik. Minik elimin ufacık parmaklarını yanaklarıma yasladım. "Anastasia, bu olsun lütfen, lütfen..." İkinci lütfeni öyle uzatarak söylemiştimki, beni tatlı bulmasını umuyor ve elbiseyi giymeme izin versin istiyordum. "Benim de içime sindi, bu olsun." Önce altıma beyaz kilotlu çorap giydirdi, Eylül ayında olduğumuz için endişeliydim ama neyseki çorap çok inceydi. Elbise takım olarak iki parçadan oluşuyordu, kahverengi eteği dizimin üzerinde biterken beyaz üstü minik çiçeklerle kaplanmıştı, yakası tıpkı bir okul formasını andıracak şekildeydi.

Yataktan zıplayarak indiğimde etrafımda döndüm "Nasıl olmuşum?" Elimi avucunun içerisine aldığında bir tur daha döndürdü "Çok güzel olmuşsun." "Teşekkür ederim." Elini bırakmadım beraber odadan çıktığımızda ona öncülük ediyordum. Merdivenleri inip sonuna geldiğimizde Anastasia, mutfağa yöneldi, onun peşinden gideceğim sıra da tok bir ses duydum. Her ne kadar alışık olsamda ansızın duyduğumda korktuğum kalın ses... Babama aitti. "Benimle salona gel Mehir." Başımı salon kapısına çevirdiğimde babamın kapının pervazına yaslandığını gördüm. "Peki babacığım." Boyu çok uzun olduğundan çenemi epey kaldırmam gerekiyordu. Yanıtımı duyduğunda beni beklemeden salona girdi, onun peşinden salona giderken adımlarım ağırdı, yavaş yavaş ilerliyordum.

Başımı kaldırdığımda babam tekli koltuğa kurulmuştu, bir bacağı diğerinin üzerindeyken gazetesini okuyordu. Onu rahatsız etmem hoş olmazdı, ceza almamak için sessizce koltuğa oturdum.

Kısa bir süre sonra gazeteyi katlayıp sehpanın üzerine koydu. "Dadınla parka mı gitmek istiyorsun?" Yüzü çok ifadesizdi ama yanlış bir şey dersem düzgün kaşları çatılacakmış gibiydi. "Evet babacım, dadımla dil dersimi bitirdim. Eve gelince de piyano dersimi de yapacağım." Memnuniyetle başını salladı. "Her hafta bir kez parka gitme hakkın var biliyorsun, değil mi?" Öndeki iki süt dişim birer pirinç tanesiymiş gibi alt dudaklarımın üzerine geçti. "Biliyorum, yarın keman dersim var onuda biliyorum." Kaşları çatıldığında başını olumsuz anlamda salladı. "Hayır." Yılan gibi tıslıyordu. Babam beni onaylamadığında çok korkuyor ve üzülüyordum. "Yarın at binmeye gideceksin, keman ertesi gün." Minik ağzım aralandığında çekingenlikle sesim kısılmıştı, şaşırdığımı belli eden bir nida döküldüğünde boğazımdan cümleler peşi sıra geldi "Haklısın babacım, unutmuşum."

"Dadın gelinceye kadar konuşalım biraz bakalım." Dizlerini birleştirdiğinde sağ elini bacağına vurdu. "Gel bakalım." Yanına gittiğimde dizine oturdum. "Biliyorsun önümüzdeki hafta anaokulun başlıyor, heyecanlı mısın?" Ellerimi kucağımda birleştirmiştim başımı eğik, gözlerim ellerime bakıyordu babamın sesini duyuncaya dek. Gözlerimi, yüzüne, gözlerine diktim. "Evet, yeni arkadaşlar edinmek için sabırsızlanıyorum." Dirseklerime gelen saçlarımı okşadı "Giray' la anlaşamıyor musunuz?" "Pek değil, saçımı çekip kaçıyor." Babamın tok sesi bir kahkahayla kendini duyurdu. "Seni sevdiği için yapıyordur." Kaşlarım çatıldı. "İstemiyorum öyle sevecekse sevmesin. Sarılmasına izin veriyorum ama canımı yakacaksa istemem babacım." Konuşmak için ağzı açılmıştı ama konuşmasına engel olan içeriye giren dadımdı. "Pardon konuşuyor muydunuz, böldüm." Babam beni dizinden kaldırdığında koltuktan kalktı. "Ara öğününü hazırladın mı?" Anastasia başını salladı. "Evet efendim." "Güzel... Çalışma odasında olacağım, gelince yanıma uğra şu izin işini konuşalım olur mu?" "Tabii olur."

Babam salondan çıktığında Anastasia' nın elini tuttum beraber bahçeye çıkığımız gibi Mercedes Benz' in arka koltuğuna oturduk. Erdal, henüz yarısında olmasına rağmen sigarasından son, derin bir nefes çektiği gibi onunla işi kalmamışçasına yere attı, ardından ayakkabısının tabanıyla ezdi. Arabaya bindiğindeyse hız kesmeden motoru çalıştırdı.

Araba yolda akıp giderken başımı dadımın koluma yasladım, o da sağ elini sırtımın üstüne koydu ve ara sıra sıvazladı.

Parka geldiğimizde çok heyecanlıydım ancak Erdal Abinin arabayı müsait bir yere park etmesini beklemek zorundaydım. Nihayet araba tamamiyle durduğunda Erdal Abi kapımı açtı, tüm dişlerimi göstererek gülümsedim "Çok teşekkür ederim Abi." Sesim heyecandan olduğundan daha tiz ve hızlı çıkmıştı. "Ne demek Küçük Hanım." "Teşekkürler Erdal Bey." Anastasia' yla beraber parka doğru ilerlerken koşup bir an önce gitmek istiyordum ama kararsızdım, kızar mıydı? Başımı kaldırıp dadıma baktığımda bana gülümsedi, kendimce evet konumunu aldığım için hızla koşarak parkın merdivenlerini çıktım. Eteğime dikkat ederek kaydıraktan kaydığımda istediğim bu olmadığını fark ettim.

Salıncağa oturduğumda sallanmaya çalışıyordum ama çocuk kemerinden dolayı eğilemiyor, boyum yetmiyordu. Çaresizlikle dadıma baktığımda bankta, yanında oturan kadınla sohbet ediyordu. Yanına gidip onu çağırmak için kemeri kaldırmıştım ki, bir anda öne doğru savruldum. Kemeri olması gereken yere bıraktığımda şaşkınlıkla ve hatta bilememenin yarattığı öfkeyle çattığım kaşlarımla omzumda döndüm. Beni, benden biraz daha uzun bir oğlan sallıyordu. "Niye sallıyorsun beni?" "Sanki kendin sallanabiliyordun!" Kaşlarım gevşediğinde minik ağzım şaşkınlıkla aralandı. "Nerden biliyorsun sallanamadığımı, ben sallanacaktım..." Kırmızı salıncağı iterek beni dahada hızlandırdı, ardından yanımdaki mavi salıncağa bindi. "Madem sallanabiliyorsun gel yarış yapalım, var mısın?" Hırsla başımı salladım. "Varım!" Tutunduğum zincirleri itip çekerek sallanmayı sürdürdüm.

Başımı sağa, yanımdaki oğlana çevirdiğimde benden hızlı sallanıyordu. Önüme döndüğümde hızlanmaya çalıştım, panik olmuş hâlimi görmüş olacak ki, yavaşlamıştı. Geçmek üzereydim hatta nerdeyse kazanacaktım. Onun salıncağı neredeyse durma evresine geldiğinde ben hızla sallanıyordum. "Kazandım kazandım!" Mutlulukla ellerimi çırptığımda ona baktım, bana gülümseyerek bakıyordu. "Tebrik ederim." Sallanmaktan sıkılmıştım, salıncağım yavaş yavaş dururken merakla konuştum: "Kumda oynayalım mı?" "Oynayalım." Salıncaktan indiğinde inmem için yavaşlayan salıncağı durdurdu, indiğimde beraber kum havuzuna doğru yürüdük. Gözlemimde yanılmamıştım boyu benden biraz uzundu, onun omzuna geliyordum.

Kum havuzuna oturduğumuzda orda olan kutuya oyuncak küreklerle kum doldurmaya başladık. Kutunun içi zamanla kum alıyordu.

"Ben yakında okula başlayacağım biliyor musun?" Kumlara bakan bakışlarımı

kaldırdığımda yüzüne baktım. Bana değil kumlara bakıyordu. "Ben de başlayacağım." Gözlerim tekrar kumlara odaklandı. "Hangi okula gideceksin?" Gözlerimi yüzüne çevirdiğimde bana baktığını gördüm, gülümsedim. "Bilmiyorum henüz annemler karar vermedi." Gülümsemem büyüdü ve kocaman bir gülüşe evrildi "Şu arkadaki anaokulunu biliyor musun?" Sağ elini kaldırarak kabarık kahve saçlarının arasından başını kaşıdı, ardından hatırlamışçasına elini indirdi. "Evet orayı duymuştum ama gelebileceğimi sanmıyorum." Gülen yüzüm düştü. "Neden peki?.." Dolan kum kovasınının üzerindeki fazlalıkları eliyle düzeltti, ardından kovayı ters çevirerek ilk kaleyi dikti. İkinci için tekrar kum doldurmaya başladık. "Orası özel okulmuş, sanırım sadece özel insanlar gidebiliyor ve ben çok sıradan bir insanım." Güldüğünde, düşen yüzüme baktı. "Nasıl özel okul?" Hayret ediyordum tüm okullar aynı değil miydi? Okulun da özeli mi vardı?

"Sadece özel insanların gidebildiği okullar, mesela senin saçların çok güzel, bu seni özel yapar. Bu yüzden o okula gidecek olmalısın." Dolan kovanın üzerini elimle temizledim ardından kutuyu ters çevirerek kuleyi diktim. "Ben de senin gözlerini çok beğendim, bu seni özel yapmaz mı, benimle o okula gelemez misin?" "Özel mi yapar?" Şaşkınlıkla ağzı aralandığında kendini toparladı ardından kocaman güldü, gülüyorduk. "Kesinlikle."

"Gelecek misin?"

"Kesinlikle."

• • • •

Evin kapısından çıktığımda bahçeye doğru adım atmak üzereydim ancak duyduğum ses beni arkaya dönmeye itti, adım zikrediliyordu. "Mehir." Başımı kaldırarak dadımın yüzüne baktım, "Beslenmeni almadan nereye?" Gülümsediğimde beslenme çantamı almak adına kapıya ilerledim. Dadım ise boylarımızı eşitlemek adın dizleri üzerine çöktü, kocaman sarıldığımızda sırtımı sıvazladı. "Al bakalım." Çantamı aldığımda doğruldu, bahçeye doğru yürürken ona el salladım. Arabaya belini yaslayan Erdal Abi, beni görünce arka kapıyı açtı. Kendi şoför koltuğundaki yerini aldığında konuştu: "Nereye Küçük Hanım?" "Okuluma, okula gideceğim." Arabayı çalıştırdığında yola çıktık. "Biliyordum sadece takılıyorum. Heyecanlı mısın bakalım?.." Çenemi kaşıdığımda işaret parmağımı düşünüyormuş gibi alt dudağıma dokundurdum. "Hayır." Parkta konuştuğum oğlan, geleceğini söylemişti acaba sözünü tutacak mıydı? "Aslında..." Öndeki koltukların arasından öne yaklaştığımda iki koltuğun köşelerine tutunuyordum. "Biraz heyecanlıyım evet. Yeni arkadaşlar edinmek için sabırsızlanıyorum." Erdal Abi, güldüğünde başını sağa sola salladı. "Giray' ı hiç sevmiyorsun, değil mi?" Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Pek değil ama ondan başka arkadaşım yok, mecbur onunla oynuyorum." Yaya geçidinin önüne geldiğimizde yayalara yol verdik. "Belki bugün yeni arkadaşlar edinirsin." Sanırım bir tane buldum bile. "Belki."

Okulun önüne geldiğimizde Erdal Abi, kapımı açtı beraber okula ilerledik. Okul kapısında kendini öğretmen olarak tanıtan iki kadın tarafından içeriye alınmadan da gitmedi. "Buraya çantalarımızı asıyoruz Mehir' cim."

Beslenme çantamı ve boş sırt çantamı askıya astım. "Adımı nerden biliyorsunuz? Henüz demedimki?" Alttan alttan ona bakıyordum. Öğretmenim güler bir ifadeyle "Sizi tanımayan mı var Canım?" Ailemin bahsettiği ün meselesiydi sanırım, zamanla alışacakmışım öyle dediler, ama sevmedim.

Sınıfa geldiğimizde merak duygusunun verdiği baskınlıkla gözlerim sınıfı taradı. "Ne zaman oyun oynayacağını mı merak ediyorsun tatlım? Bu haftayı alışma ve tanışma süresi olarak değerlendirdiğimiz için istediğin kadar oynayabilirsin." Başımı salladım. "Teşekkürler." "Hadi oyna bakalım." Yanımdan ayrılmadın son sözleri bu oldu. Oğlan gelmemişti acaba gelecek miydi? Beklemekten başka çare yoktu.

Rafta gördüğüm yapbozu aldığımda yere, halının üzerine oturdum. Parçaları birleştirmek için birbirinden ayırdım.

D...

Yapbozu nerdeyse bitirmek üzereydim sadece yedi parça kalmıştı, onları da yerine koyduğumda işim bitecekti. Kafamı kaldırıp duvardaki saat baktığımda okuyamama rağmen büyük çubuğun ilerlemesinden dolayı zamanın geçtiğini anlamıştım. Yapbozuma döndüğümde öğretmenimiz sınıfa seslendi "Çocuklar bir dakika bakar mısınız? Bu yeni arkadaşınız..." Öğretmen, zaten tanıdığım oğlanın arkasında ellleriyle iki omzunu tutmuş, onu tüm sınıfın ilgi odağı yapmıştı. Oğlanın kulak hizasına doğru eğildiğinde "Affedersin oğlum adın neydi?"

"Benim ismim..."

"Tanıştığımıza memnun oldum. Hadi arkadaşlarına katıl bakalım." Oğlanın ifadesiz yüzü beni görünce değişti, gülümsemeye başlamıştı. Ben ise ona kocaman parlayan gözlerle bakıyordum. Sözünü tutmuş, gelmişti.

Yanıma geldiğinde hiç düşünmeden yere oturdu. "Nasılsın Mehir?" "İyiyim... Sen?"

"Ben de iyiyim. Çağırdın geldim. Şimdi ne oynayacağız acaba?"

"Acaba?.." Gülüştüğümüzde parmağımı dudağıma götürdüm, aklıma gelen oyun evcilikti. "Evcilik oynayalım. Ben anne olayım sen baba."

"Olur ama nasıl oynayacağız daha önce hiç oynamadım." Üzgün duruyordu, elini tuttuğumda beraber kalktık. Mutfak oyuncaklarının olduğu tarafa giderken konuştum "Önce beraber yemek hazırlayalım." Plastikten meyve ve sebzeleri yine plastik olan süzgece koydu. "Ben bunları yıkayayım hayatım." Hayatım mı?

Gelen gülme isteğiyle elimle ağzımı kapattım yinede kıkırtılarım duyuluyordu. "Tamam hayatım ben de pilav yapayım." Oyuncak mutfak tezgahının önünde mutlu bir aile gibiydik.

"Mehir!" Arkamı dönüp baktığımda Giray öfkeyle duruyordu. "Niye benimle evcilik oynamıyorsun, bu da kim?" Oğlanın yanına hızla ilerlediğinde onu göğsünden itti. Üzerimdeki şaşkınlığı atabildiğimde oğlanın önüne geçtim. "Giray ne yaptığını sanıyorsun sen, ona zarar vereceksin." Umursamazlıkla omuz silkti. "Eskiden benimle oynardın." Alt dudağı büzüldü. "Yine oynayalım sen bizim oğlumuz ol, olur mu?" Önce kararsızlıkla gözlerini kaçırdı, ardından dayanamayarak kabul etti.

Oğlanın ailesinin özel okula verecek parası yoktu, bu konu evde hiç açılmamıştı. Ancak bir gün oğulları özel okula gitmek istediğini söyledi. Aile, bunu nereden duyduğuna şaşırsa da oğullarının bitmek bilmeyen ısrarına karşı koyamadı ve deneme sürecinde oğullarını sınıfa sokmayı başardılar. O gün aynı anda gidilen park tesadüf değildi. O denk geliş, gelecek için uzatılan merdivenin yalnızca bir basamağıydı. Oğlan, o bir haftalık kısa sürede Mehir'le çok eğlenmiş, tüm seneyi birlikte geçireceklerine inanmıştı. Hem haklı çıkmış hem de yanılmıştı. Mehir'in özel biri olduğu doğruydu ama tüm yılı onunla geçireceği konusunda yanılmıştı. Belki Mehir de yanılmıştı, sandığı kadar özel değildi. Özel olmak gibi bir derdi yoktu ama oğlan, Mehir'i çok sevmişti. Tüm yılı onunla geçiremeyeceğini zor da olsa kabullenince, böyle kalmaması için elinden geleni yapmaya karar verdi.

🧩

"Mehir, biraz konuşabilir miyiz yavrum?" Deniz Ablanın sesi bugün kaçıncı kez kapımı aşındırmıştı emin değildim. Sessizliğimle ses olarak gitmesini istedim, neden sadece beni yalnız bırakmıyordu? Göğsüme gelen yorganı biraz daha çekip burnuma değmesini sağladım. Odamın, lambası yanmıyorken perdeleri sonuna kadar açıktı. Odanın içi koyu mavi renkte hatta neredeyse lacivertti, aynı zamanda kasvet ve yalnızlığı hissettiriyordu. Tıpkı benim hissettiğim gibi...

Üzerimdeki yorgan beni darlattığında nefes alabilmek adına onu aşağıya doğru ittim. Başımı soluma pencereme çevirdiğimde lacivert gökyüzünü gördüm. Derin olmasını dilediğim ama yalnızca ızdırap veren nefesim, ciğerlerimi açmaktan çok tıkamıştı sanki. Sırt üstü uzanmayı sürdürürken sağ kolumu anlıma yasladım, sol gözümden bir damla yaş süzüldü geçti.

Yılbaşı balosunun üzerinden bir gün geçmişti, bugün takvim ikisini gösterirken ben keyifsizce odamda uzanıyordum. İzole olmak istiyor, babamların yanıma yolladığı Deniz Ablayla konuşmayı reddediyordum.

Uzaydaki karadelikler çevresindeki her şeyi içine çekermiş, bugün ben de yatağımın bir karadelikmiş gibi beni içine çekmesini istiyordum. Beni içine, derinlerine hapsetmesini ve herkesten, her şeyden saklamasını diliyordum.

Yorgun hisseden bedenim yaşadığım hayal kırıklığının etkisiyle bitap düşmüştü. Algılarımın birçoğu çoktan kapanmış kalanlarsa kapanmak üzereydi, bedenim kendini savunmaya alıyor, zalim dünyadan uyuyarak kaçıyordu.

Mayışan bedenimin uyuşan algılarını harekete geçiren, dikkatimi çeken bir kapının kapanış sesiydi. Sessizdi ama gürültülü hissettiriyordu. Kapalı kapıların arkasındaki gerçekleri çözme yeteneğim çocukluktan gelen travmaydı, bugün yine çocuk oldum ve yalnızca kulak kesildim. Kapanan kapının yankısı duvarlara henüz yeni sinmişken sessiz adımlar atıldı, sanırım ablamdı. Yapılan nefes alışverişini hissederken onun kapımda olduğunu hissediyordum.

"Hoşça kal Mehir, görüşeceğiz." Duyduğum tanıdık sesle yanılmadığımı, kapımdakinin ablam olduğuna emin oldum. Kilitli kapıyı açmaya yeltenmedi, ben de kalkıp açmaya cesaret edemedim. Yinede kalktım yataktan, kapının karşısına dikildiğimde kulağımı kapıya yasladım, tüm uzuvlarım kapıya temas ederken bütün gibiydik. "Abla." Dudaklarım hareket etsede sesim çıkmadı. Zamanın ileriye akmasıyla adım sesleri kısıldı, adımlara eşlik eden tekerlek -yüksek ihtimalle bavulu- seside...

Kapıya sırtımı dayadığımda başımı yorgunlukla sağa doğru eğdim, yüzüm acıyla buruştuğunda yavaşça süzülerek yere oturdum. Dizlerimi yukarıya çektiğimde anlımı dizlerime yasladım.

Hayata her zaman olumlu bakmaya çalışan genç bir kızım, ancak benim de gücümün bittiği yorgun düştüğüm anlar oluyor, şu an o anlardan biri. Hayata, insana ve hatta geleceğe dair umutlarımın tükendiğini hissediyorum. Bu yaşıma gelene kadar her zaman iyi olanı yapmaya çalıştım, iyi olmaya iyi kalmaya çalışıyordum. Ne yazık ki bariz şekilde can yakana, bencil olana hatta iyilerin üzerine çıkanlara açılan kapıları görünce ve elimden yalnızca ağlamak gelince, elimden geleni yaptım. O gece ağladım. Uğradığım haksızlığa ve geleceğine inanmadığım mutluluğuma...

• • • •

Kollarımdaki yumuşak şeyle gözlerimi açtım, ancak gözümün önüne gelen perçemlerim görüşümü engelliyordu, başımı biraz sallayarak onları yanlara dağıttım. Başımı kaldırdığımda yatağın ortasına uzandığımı yastık kullanmadığımı hatta yorganımı kocaman bir rulo pasta gibi sıkıştırıp kolum ve bacağımla sarıp sarmaladığımı gördüm. İyide yatağıma nasıl gelmiştim?.. Gözlerimi hatırlamak, anıları canlandırmak ister gibi yumdum. "Hoşça kal Mehir, görüşeceğiz." Duyduğum tanıdık sesle yanılmadığımı, kapımdakinin ablam olduğuna emin oldum. "Abla." Dudaklarım hareket etsede sesim çıkmadı. Kapıya sırtımı dayadığımda başımı yorgunlukla sağa doğru eğdim, yüzüm acıyla buruştuğunda yavaşça süzülerek yere oturdum. Dizlerimi yukarıya çektiğimde anlımı dizlerime yasladım. O gece ağladım. Tabii ya, dün uzun süre ağladıktan sonra olduğum yerde uyuyakalmış ardından gece sularında uyanmış kendimi yatağa bırakmıştım.

Güneş doğmuş olsada saat kaç bilmiyordum, Deniz Abla vasıtasıyla babam da çağırmamıştı. Telefonumu almak için komidini uzandım ancak telefonum yoktu. Ya ablam aldıysa Ressamı ve hatta nişanın iptal olma sebebini öğrendiyse yükselen adrenalinle iyice panik oldum, gözlerim fıldır fıldır telaşla her yeri talan ediyordu. Yorganı kaldırıp yatağıma yastığım altına kadar baktım. Gözlerimi yumduğumda burnumdan derin bir nefes aldım ardından içimde biraz tuttuğumda ağzımdan verdim. Sakin ol Mehir, telefonunu en son nereye koydun düşün bakalım. Gözüm makyaj masamın üzerindeki telefonuma ilişti ancak yanıma almayarak odadan çıktım. Doğru, partiye gitmeden önce makyaj masamın üzerinde bırakmıştım. Önce dizlerimin üzerinde doğruldum ardından yataktan kalktığım gibi makyaj masama ilerledim, neyse ki telefonum burdaydı.

Telefonumu aldığımda çalışma masamın sandalyesine oturdum, tekerlekleri sayesinde yüz seksen derece dönerek bakış açımı pencereye çevirdim. Telefonumun güç düğmesine bastığımda kapalıydı açılmıyordu, ardından şarja takmam gerektiğini gösteren görsel çıktı. Masamın yanındaki prize şarja taktığımda banyoya elimi yüzümü yıkamak için gittim.

Aynadan yüzümü gördüğümde gözlerim büyüdü kaşlarımsa yukarı kalktı. Balo gecesi için yaptığım makyajım ağlamaktan ve vaktinde silmemekten akmış, göz altlarım şişmişti. Makyaj temizleme suyu ve pamukla silme işlemine başlasamda duşa girmeden içim rahatlamayacaktı. Pamuğu çöpe attığımda yüzümü birkaç kez soğuk suyla yıkadım. Banyodan ayrıldığımda tekrar sandalyeme kuruldum.

Telefonumun şifresini girdiğim ve açıldığı an da üst üste gelen bildirimlerin hayretine düştüm. Bir sürü cevapsız çağrı ve sürüyle mesaj... Çoğunluğu Ressama aitti. Mesajlardan o kadar çok vardı ki, hepsini okumama ihtimal yoktu, bu yüzden yalnızca sonuncusunu okudum.

"Seni o gece yalnız bırakmamalıydım, gerçekten çok üzgünüm." (05.00)

"Sorun değil." (13.00)

Telefonlarını açmama sebebim sen değisin Ressam, yalnızca evde kıyamet koptu.

"Sana telefon numaramı verdiğimi hatırlamıyorum, nerden buldun?" (13.01)

"Polis karakolunun sistemine girmiş birine bunu sorman biraz absürt kaçmadı mı?" (13.02)

İstemsizce güldüm, yüzümü güldürebiliyordu.

"Haklısın. Ama sanırım... Seni hemen affetmeyeceğim." (13.03)

"Öyle mi dersin?" (13.04)

Sanki görecekmiş gibi başımı salladım.

"Öyle, benden kim olduğunu gizliyorsun." (13.05)

"Ben de geçmiş doğum günü hediyeni vereyim diyordum ama madem küsüz, konuşmuyoruz... Ne yapalım kader böyleymiş..." (13.06)

Üzülmüş gibi yapıyordu Palavracı Ressam. Hem uyanık hem palavracı. Hediyeyi nasıl da merak ettim şimdi, istediği buydu ve başarmıştı.

"Sanırım eskiye dayanan dostluğumuzu böyle saçma şeylerle bitirmemiz saçma olur, hediyem ne peki?.." (13.07)

Yüzümde öyle bir gülümseme vardı ki, geçmişteki acıları unutturacak kadar.

"Sadece dost muyuz?.." (13.08)

"Beni sadece arkadaşça mı merak ediyorsun Mehir?.." (13.08)

Tamam peki ondan etkilendiğim doğruydu ama buna aşk diyemezdim, neticede onu çok tanımıyordum sanırım basit bir hoşlantı ya da hayranlıktı. Yine de yanaklarımın yandığını hissettim.

"Hediyemi öylesine merak ediyorum ki Bay Ressam, sizin bana kim olduğunuzu söylemediğinizi bile unuttum." (13.09)

"Beni merak etmiyorsun yani?.." (13.10)

Nasıl da heyecanlandırıyordu bak. Elbette onu da merak ediyordum ama şu anda ilgimi ondan gelecek hediye çekiyordu.

"Ediyorum ama... Konumuz hediye, ona dönebilir miyiz lütfen." (13.11)

"Peki. Hediyeni sana zaten verdim Mehir." (13.12)

Anlayamadığım için kaşlarım çatıldı.

"Ne, nasıl?" (13.13)

"Şimdi herhangi bir müzik uygulamasına giriyorsun ve balo gecesi sana söylediğim şarkıyı açıyorsun, hemen çabuk." (13.14)

Ressama cevap yazmadım hangi şarkıyı söylemişti bana? İlk kez duymuştum ne demişti Mavi Kız... Şarkıdan hatırladığım sözleri yazınca en üsteki şarkıya tıkladım. Şarkının üstünde balo gecesi dans ederken çekilmiş fotoğrafımız vardı. Bana söylediği şarkıya bizim resmimizi koymuştu. Oturduğum sandalyeden hızla doğrulup bulunduğum yerde keyifle zıpladım. O kadar güzel bir hediyeydiki, bunu hayal bile edemezdim. Sandalyeme oturup hemen Ressama yazdım.

"Bu benim hayatımda aldığım en güzel hediye. O kadar mutlu oldum o kadar sevindim ki anlatamam. Çok teşekkür ederim gerçekten, tanıştığımız günden beri hep yanımdasın sağ ol." (13.17)

"Beğenmene sevindim. Şarkıyı aratırken yüz ifadeni görmeyi çok isterdim. Gördüm de..." (13.18)

Ağzım şaşkınlıkla aralandı.

"Yoksa sen... Hani telefonuma girmeyecektin." (13.19)

"Girmedim zaten şaka yaptım. Mehir beni hâlâ görmek istiyorsan eğer..." (13.20)

"Bak Ressam başlarda seni gerçekten çok merak ediyordum aslında hâlâ daha ediyorum ama seni buna zorlamak istemiyorum. Beraber aslında çok şey yaşadık: Bana mesaj attın, istemediğim bir nişandan kurtardın, doğum günümü kutladın, dahası dans bile ettik... Seni görmeden, tanımadan da anlayabiliyorum ve bence önemli olan bu. Artık seni zorlamayacağım, kendini göstermek zorunda değilsin." (13.21)

"Anlayışın çok güzel, senin gibi sabırsız bir kızdan bunları duymak beni sevindirdi ama bence artık zamanı geldi Mehir, ne dersin? Buluşalım mı?" (13.22)

"Sen ciddi misin? Artık kendini benden saklamayacaksın yani." (13.23)

"Ciddiyim Mehir, artık zamanı geldi." (13.24)

"Ben gelebilir miyim bilmiyorum, babamdan izin almam gerek." (13.25)

İşin izin kısma vardı birde, babama nasıl diyecektim? Tanımadığım biriyle buluşmama izin vermezdi. Belki yeni tanıştığım kızı bahane edebilirdim.

"Tamam sen babanla konuş, duruma göre haberleşiriz. Ben de işlerimi hâlledeyim." (13.26)

Babamı telefonumdan aradığımda açmadı belki de şirkete gitmemiştir. Kilitlediğim kapıyı açtım yavaş adımlarla babamın çalışma odasının önüne geldim. Derin bir soluk aldığımda kapıyı tıklattım. "Gir."

Kapıdan yalnızca başımı çıkardım "Merhaba baba, müsaitsen biraz konuşabilir miyiz?" Gözündeki gözlüğü çıkarıp katladı ardından masanın üzerine koydu. "Gel bakalım." Halıya bakarken ayak uclarım birbirine değiyordu. "Baba ben arkadaşımla dışarıya çıkabilir miyim?" Başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Oğulcan ile mi çıkacaksın?" Başımı olumsuz anlamda salladım ancak anında pişman oldum, keşke Oğulcan deseydim, izin verme ihtimali artardı. "Tanem diye bir arkadaşım var, iznin olursa onunla çıkacağım." Babamın yüzünde acıma vardı sanki. Başka insanlarda kendim için görsem sinirlerimin bozulacağı duygu, babamda olmadı. Sanırım yalnızca on altı yaşında olduğumu hatırladı. "Pekâlâ gidebilirsin, gitmeden bir şeyler ye ama." L şeklindeki masasını dolandım ve yanağına kocaman bir öpücük bıraktım. İkimiz de gülüyorduk, çok mutluydum izin vereceğine ihtimal vermiyordum. O da zaten Tanem' e izin vermişti Ressam' a değil.

Kapıdan çıkmak üzereyken yüzüm düştü ama sonra tekrar gülümsedim. Bugün güzel şeyler oluyordu umarım hep böyle olurdu.

"İzin verdi." (13.40)

"Sevindim, ama babanın yani Oktay Demirel' in kuralları yok muydu? Hani şu meşhur Oktay Demirel kuralları!.." (13.41)

"Babama zaten seni anlatamazdım, kız arkadaşımla buluşacağımı söyledim." (13.42)

"Tek arkadaşın Oğulcan sanıyordum." (13.43)

"Doğum günü partime kadar öyleydi sonra birkaç arkadaş edindim. (13.44)

"Bulaşacağım diye bahsettiğim kızla ise balo gecesi tanışmıştım. (13.44)

"Seni baya etkilemiş desene." (13.45)

"Haklı olabilirsin, nerde buluşacağız aklında bir yer var mı?" (13.45)

"Aslında balo gecesi gittiğimiz Üsküdar sahiline ne dersin? Orda buluşup duruma göre vakit geçiririz." (13.46)

"Olur, beni üzdüğün için seni terk ettiğim bankta buluşabiliriz." (13.47)

"Mehir..." (13.48)

"Şaka yaptım, hazırlanayım ben sonra konuşuruz." (13.49)

"Görüşürüz." (13.50)

Mesajına kalp attığımda hazırlanmak için odama girdim.

• • • •

Ressam ile oturduğumuz bankta oturuyor, onu bekliyordum. Sahile geleli beş dakikayı geçmesede bekletilmek kötü hissettiriyordu. Gelmekten vazgeçmezdi değil mi? Bu kez onu hiç affetmezdim. Sonuçta onu ben zorlamamıştım, buluşmak isteyen oydu.

"Ben geldim ve seni bekliyorum." (15.00)

Mesajımın sonuna gülen bir yüz koysamda, gerçek yüz ifademle alakası yoktu.

Dudaklarımı birbirine bastırdığımda sıkıntıyla denize baktım. O sıra da görüş açım siyahlara büründü. Hiçbir şey göremiyordum çünkü biri gözlerimi kapatıyordu. Heyecanla içime çektiğim nefes, ciğerlerim dolayısıyla göğüs kafesimi büyüttü. Gözlerimi kapatan ellerine ellerimle dokundum. "Ressam." Konuşmadan sadece ağzından çıkardığı bir nidayla beni onaylamadı. Gülen yüzüm düştüğünde düşündüğümü belli eden sesler çıkardım. "Hım..."

Ellerini gözlerimden çektiğinde oluşan siyah karartılar zamanla kendiliğinden giderken görüş açıma sarı bir buket girdi.

Bunlar sarı lalelerdi.

Gülerek çiçek buketini kollarımın arasına aldığımda hemen arkamı döndüm. Gördüğüm kişiyle gülüşüm tebessüme döndü, ardından tebessümüm söndü. Banktan kalkarak biraz ilerledim ve aramızdaki son engelden kurtuldum.

"Beni beğenmediysen ve artık beni tanımak istemiyorsan bunu yapmak zorunda değilsin Mehir."

"Hayır ben sadece şaşırdım." Başımı olumsuz anlamda sallarken konuşmaya devam ettim. "Doğum günü partimde Ressam ile yani seninle konuşurken elinde telefon yoktu." Tebessüm etti. "Çünkü bana yazacağını tahmin etmiştim, bu yüzden telefonu Cihan' a verdim. O da sağ olsun gözden uzak bir yerde, lavaboda sana cevaplar yazdı." Ağzım şaşkınlıkla aralandığında esen rüzgar sarı çiçekli elbisemin eteğini hareketlendirdi. Neyse ki bacaklarımda sıcak tutacak kalın termal çorap üstümdeyse siyah deri ceket vardı. "Cihan da mı biliyor?" Başını salladı. "Evet onunla arkadaş olduk."

Elini ensesine attığında konuştu. "Ne dersin beni tanımak ister misin?" Cevap vermeden önce almak istiyordum. "Peki ya sen?"

"Parkta oynadığımız günden anaokuluna kadar, anaokulundan senin için özel liseyi kazanacak kadar Mehir, seni tanımak istiyorum." Geçmiş senelerdeki anı karelerinin fotoğraf makinesi o an da flaşlarını patlattı. Şimdi birçok şeyi hatırlıyordum olanlar anlam kazanırken başımı olumlu anlamda salladım. Çiçeğimizi aramıza alarak boynuna sarıldığımda ayak uclarımda durmak zorunda kaldım. "Seni tanımak istiyorum." Kulağına söylediğim kelimelerle kollarını belime sardı.

Ressam Kayra' ydı. Kayra Güngör' dü.

Bölüm sonu...

Mehir Demirel hakkında ne düşünüyorsunuz? Ama bu kez sizden derin bir yorum istiyorum yani tamamen içinizden geldiği gibi....

Hacker yani Kayra Güngör hakkında ne düşünüyorsunuz? Yine derin bir yorum bekliyorum haberiniz olsun...

İnstagram: nazanatees

X:NazanAtes0

Sosyal medya hesaplarımı takip ederek kitaplarım hakkındaki gelişmelerden ilk siz haberdar olabilirsiniz.

Hoşça kalın kendinize çok iyi bakın 🫂💖