9. YANILGILARDAN YANILGILAR BEĞENİLEN GECE
Selam.
Bölümlerin önümüzdeki süreçte daha hızlı geleceği haberini verdikten sonra sizleri bölümü okumaya davet ediyorum.
Vote ve yorumlarını bekler, iyi okumalar dilerim...
Yavaşça yutkunduğumda bakışlarımı babama çevirdim hiç olmadığı kadar sinirli duruyordu. Zihninden geçenleri çözmem de hiç zor olmadı, gözleri "sen dua et Giray burada" dercesine bir ifade taşırken gözlerim umursamazlıkla titredi. Hiçbir şey olmamış, sıradan bir günmüş gibi tekli koltuğa oturdum "Annem nerde?" "Arkadaşlarıyla poker oynamaya gitmişti daha dönmedi." Zehra' nın yanıtıyla biraz daha yayılarak bacak bacak üzerine attığımda her ne kadar zorlansamda rahatmış gibi konuşmaya başladım "Babamın gelişi ona da sürpriz oldu desene." Giray oturduğu koltuktan hışımla kalktı "Her şey normalmiş gibi davranmayı bırak Mehir! O dans ettiğin şerefsiz kimdi, bizim nişanlı olduğumuzu bilmiyor mu? Nasıl seni benden çalmaya cüret edebilir!" Terk edilişin etkisiyle oluşan ve tüm gece içinde kumbarada biriktirir gibi biriktirdiği öfkesini kusan Giray' ın, hedefindeki kişinin ben olması sinirlerimi germişti. Asla kendinde suç bulmuyordu.
"Şerefsiz falan değil." Ellerimi uzatarak maskesini tuttuğumda çekip çıkarmak istedim. Maskesinin üzerindeki ellerimi tuttuğunda buğday teni beyaz tenimi sarmalamıştı. Sol avucumun içine bir öpücük bıraktığında verdiğim nefesim titredi. Ellerimi maskesinden uzaklaştırdığında hışımla ellerimi kucağıma çektim. "Benden neden saklanıyorsun anlamıyorum?.." Kim olduğunu söylemesede onun yanında cidden kendimi iyi hissetmiştim. Mehir gibiydim. Rol yapmama gerek yoktu. Yaşadıklarımızın bir kesidi gözümün önünden saniye sürmeyecek bir hızla geçtiğinde bir an gerçekte nerde olduğumu unutmuştum, neyseki Giray' ın sesi beni bulunduğumuz ortama, kaosa getirmişti. "Bana onu savunma!" Dişleri arasından zar zor konuşurken öfkeden kırmıza dönmüştü. "Onu savunmayayım da seni mi savunayım? Seni istemediğimi bilmene rağmen, her fırsatta gözüne sokmama rağmen benimle olmaya çalışıyorsun? Bana hesap sormaya kalkma sakın." "Mehir kendine gel." Öfkelerin birbiriyle yarıştığı diyaloğa babamda dahil olmuştu. "Ne yapayım Mehir, nerdeyse beni aldatmışsın susup oturayım mı, ne istiyorsun!"
"Gitmeni istiyorum... Git burdan." Ablam dudaklarını şaşkınlıkla kocaman araladığında bunu bilerek yaptığını adım kadar iyi biliyordum, bilmeme gerek yoktu zaten yüzünde yine sadece benim görebildiğim gülme ifadesi, herkesin bana karşı sinirli olmasına dahası benim zor durumda olmamdan ne kadar keyif aldığının işaretiydi. "Aşk olsun Mehir, nişanlın bu hâldeyken onu kovuyor musun? Ne yanlış." Zehra' nın dudaklarından onaylamaz nidalar dökülürken babama baktım. "Peki ablacığım, nişanlın Almanya' dayken yaptıkların ne kadar doğru?" Sesimde ima falan yoktu, açık açık söylesemde, Giray burda olduğu için bazı şeyleri gizlemek zorundaydım. "Kemal Abi Almanya' dayken ne yaptınki?" Giray, sesiyle burda olduğunu herkese hatırlatırken şu anda kimse onun varlığıyla ilgilenmiyor, rolu ana karakterden yan karaktere düşüyordu. Zehra' nın yüzü anında ciddileşirken babam ise bir şeyler döndüğünü anlamıştı. Giray' ın omzuna elini koyduğunda baba gibi -bize yapmadı- onu sarıp sarmalamıştı. "Oğlum şimdi herkes gergin yorgun, sen yarın sabah bize kahvaltıya gel damadımla şöyle karşılıklı yemek yiyelim. Ben Mehir' le konuşacağım bir daha böyle şeyler yapmayacak." "Peki Oktay Amca. Hoşça kal Mehir." Giray kapıdan çıkarken babam onu yolcu ediyordu. "Peki Oktay Amca." Yüzümü buruşturarak ve sesimi biraz kalınlaştırarak Giray' la alay etmiştim, ancak Zehra buna haddinden fazla gülmüştü. Ona dönüp baktığımda gülümsemesi silindi, az sonra yaşanacakları tahmin etmiş olacakki, yüzünü endişe kapladı.
Babam salona geldiğinde anlamaz gözlerle bir bana bir ablama bakıyordu. "Gece geç geldin baba, yorgunsundur uyu istersen yarın konuşuruz." Babam, Zehra' ya hak verircesine arkasını dönüp gideceğinde "Hayır Baba." Babam koca cüssesiyle bana döndü. "Kaç haftadır nelere susuyorum bilmiyorsun." Zehra' ya döndüm, bana "Lütfen yapma." der gibi bakıyordu. Oysa ben içimde kaç haftadır zehir biriktiriyordum... Daha fazla yapamazdım, taşıyamazdım.
"Zehra, Kemal eniştemi aldatıyor. Üstellik aldattığı kişi..."
Babam, Zehra' nın üzerine yürüdüğünde tahmin ettiğim şeyi görmemek adına gözlerimi kapattım, ancak her ne kadar yaşanmamasını dilesemde umudumun olmadığı şiddetin yankısı kulaklarımda çınlamadı. Hissettiğim yanılma duygusuyla gözlerimi açtım. Gerçeği görünce tam olarak yanılmadığımı anladım, el kalkmıştı ancak beni yanılgıya ve şaşkınlığa sürükleyen Zehra' nın babamın kolunu tutmasıydı. Zehra' nın yüzünde hiç gitmeyecek bir kararlılık varken babamı tamamiyle bir şaşkınlık kaplamıştı. İlk kez karşı çıkıyordu ya da bunu ilk kez gizlemiyordu.
"Sen bana nasıl karşı gelirsin?" Babam hiddetle parlarken olanlara hâlâ aklı sıra ermediği açıktı. "Hep karşı geldim ama senin sevgini kazanabilmek uğruna sustum, aslında düşüncelerimiz çok farklı. Hayattan beklentilerimiz, onu yaşayışımız ve kavrayışımız..." Zehra, babamın bileğinden elini çektiğinde babamın eli birkaç saniye havada asılı kaldıktan sonra indi. "En başından beri Kemal' i istemiyordum." "Hiç istemiyorum demedin." Babamın kendini savunma çabası asılsızdı ne de olsa aynı hata ikinci kez yapılmazdı. "Demedim çünkü seni memnun etmek istedim. Bir şeyden memnun ol istedim, değişir senin istediğin gibi bir evlat olursam beni seversin zannettim. Ama yanılmışım aileler çocuklarını oldukları gibi severler, oldurmaya çalıştıkları hâllerini değil."
"Nankör. Neyinizi eksik ettim bugüne kadar."
"Bizi..." Zehra' nın gülüşünde alay vardı. "Ben on altı yaşımdayken bir sabah kahvaltıda Hollanda' dan getirttiğin peyniri tabağıma koymuştun." Babamın yüzü duyduklarının saçmalık olduğunu ve bundan çok sıkıldığını ifade edercesine buruştu. "Ne var bunda, protein al istemişimdir." Zehra' nın göz kapakları umut duygusundan yoksunlukla kısıldı. "Baba benim peynire alerjim var. Senelerdir bir kahvaltıda bile ağzıma peynir sürmedim." Babamın yüzü şaşkınlıkla gerilirken Zehra devam etti. "O gün tabağımdaki peyniri yemedim diye bir hafta boyunca her kahvaltıda masada oturdum ama yemek yememi yasaklamıştın." Zehra, babama inat, hayata inat gülümsüyordu.
"Hiç hatırlamıyorum." Babam kollarını birbirine kavuşturduğunda çenesini dikleştirdi. "Hatırlamazsın tabii, ama ben çok iyi hatırlıyorum. Bir keresinde sınavdan yüz almıştım o gün ilk kez beni tebrik edip saçımı okşamıştın. O günden sonra tüm sınavlarda yüz almaya çalıştım, seksen veya doksan değil, tam yüz puan. Mehir, benden daha başarılıydı o daha çok yüz alırdı onu daha çok severdin." "Ben evlat ayrımı yapmam." Zehra dikleşti "Doğru yapmazsın çünkü sen bizi hiç sevmezsin, senin tüm kalbin yine yalnızca kendine ait." Zehra, salonun ortasındaki masanın üzerinden aldığı bibloyu hızla cama fırlattı. Cam anında tuzla buz olurken olanları gözümü kırpmadan izliyordum.
"Terbiyeli ol, karşında baban olduğunu unutma."
"Niye terbiyesizlik olsun, ben burda gerçekleri söylüyorum. Sen baba, Oktay Demirel, sen bizim fikirlerimizi hiç sormadın, yalnızca kendi kuralların kendi doğruların... Bana hiç sormadın 'Kemal' i seviyor musun?' diye bugün Mehir' e de sormuyorsun. İstediğimiz kişilerle olmak talebimiz en temel hakkımız değil mi zaten?"
"Kimi seviyorsun, babasını tanıyor muyum?" Babamın tüm odağı Zehra' daydı, ben ise salonun bir köşesinde olanlara yalnızca şahitlik ediyordum. "Tanımıyorsun." Babam, yavaşça koltuğa oturduğunda ayakta durmayı sürdüren Zehra' ya baktı. "Ya babası vefat etti demek ki, şirketi oğlu yönetiyor. Ortaklarımızdan biri mi?" Zehra çıldırmış gibi saçlarını avuçlayarak çekiştirdi. "Ne şirketi ne ortağı ya! Ben Erdal' ı seviyorum." Babamın yüzü anında ciddileşirken bembeyaz kesildi, oturduğu koltuktan yavaşça doğrulduğunda ifadesiz bir suratla konuştu: "Ne dedin sen?" Bir kitap karakteriymişimde kitabın akışını değiştiren olayı yaşıyormuşum gibi hissediyordum, oysa gerçek hayattaydık ve ben bu sefer kitaplarıma sığınamıyordum. "Duydun işte..." Zehra' nın sesi gücü kırılmışçasına kısıldı, ama bu düşünce yanılgılıydı. Asıl olay Zehra' nın sırlarını peş peşe dökmesinin ardında yatan yorgunluktu. "Deniz Hanım!" Hizmetlimiz ve bu evde yaşayan hemen hemen her dadıya, olaya tanık olmuş Deniz Abla içeriye panik hâliyle gelmişti. Kopan kıyamettin o da farkındaydı ki, titriyordu. "Buyrun Oktay Bey." Önce babamın yüzüne baktıktan sonra korku ve mahcuplukla başını eğdi. Dudaklarını yara yapacak kadar ısırırken gelecek cevabı bekliyordu. "Bana Erdal' ı çağır çabuk." "Baş üstüne beyim." Hızla odadan ayrıldığında, babam salonun etrafında dönmeye başladı.
"Beni çağırmışsınız." Babam hızla yürüyerek Erdal' ın burnuna yumruk attı. Erdal, hızla yere düştüğünde elini burnuna götürdü, burnu kanamaya başlamıştı. Ayağa kalktığında hiçbir şey olmamış gibi babamın karşısında dikildi durdu. Babam, Erdal' ın yakasını tutup çekiştirdiğinde Erdal, hiçbir şey yapmıyor babamın sinirinin geçmesini bekliyordu. Burnundan akan kanlar şimdi kırışmış beyaz gömleğini kırmızıya boyamaya başlamıştı. "Benim evimde, benimle çalışırken beni nasıl kandırabilirsin." "İzah edeyim." "Neyi izah edeceksin, düpedüz kandırmışsınız beni."
"Biz birbirimizi seviyoruz, ayrılmaya da hiç niyetimiz yok." Yüksek sesin hızla yayılmasıyla salondaki herkes dikkatini sesin kaynağına, Perihan' a çevirmişti. Başta çok dikkat çekmesede babamın talebi üzerine gelen Erdal' ın, peşinden gelmişti. Çıkan ses ise elinde tuttuğu tepsiye aitti ancak tepsi boştu, bir zamanlar tepsinin üzerindeki su bardağı şimdi görünürde yoktu, tuzla buz olmuştu. Dağılmıştı, dağılmıştık.
"Nasıl?" Perihan' ın irileşmiş gözleri ve aralanmış dudakları şaşkınlığını anlatırken titreyen bedenine ait elleri anlamsız geliyordu. Kriz anında kilitlenmiş gibi başını usulca Erdal' a çevirdi. "Ne söylüyor Zehra Hanım?.." Erdal, hiçbir şey söylemeden yere bakarken Perihan, gözlerini bana, yüzüme çevirmişti. "Zehra' yla ilişkisi varmış, beraberlermiş yani..." Güçlükle konuştuğumda Perihan' ın titreyen gözleri dolmuştu. Hızla ilerleyerek Erdal' a sert bir tokat attı. Hiç kimsenin olanlar hakkında bilgisi yokken anlamak çokta zor değildi. "Yıllardır evleneceğiz diyerek oyaladın beni, senelerce seni bekledim." Alçak sesi titrerken zorlukla konuşuyordu. "İkimizi birden nasıl idare edebilirsin!" Güç gelmişçesine sesi yükselmişti, Erdal' ın yakasını tutarken onu sarsttı. Erdal' ın gözleri yere bakarken cevap bekliyordu. Her şeye rağmen olanların kâbus olmasını istiyordu. Adamın gözleri yavaşça yükselirken kendisini sarsan ve cevap bekleyen, hesap soran kadına odaklandı. "Özür dilerim," Duyulan kısık sesle kadının elleri anında dururken gömlekten ellerini çekmesi birkaç saniye aldı. Duydukları onu tatmin etmemişti her şeye rağmen bir yanlış anlaşılma olmasını dilemişti.
Babam kahkaha attığında üzerinde şişelerin olduğu masaya ilerleyip bir kadeh viski koydu, gülmeden duramıyordu. Yüzünü bize döndüğünde yüzü ciddileşti içkisinden bir yudum aldı. "Seviyormuş." Umursamazlıkla omuz silkti. "Herifin aynı anda kaç kişiyi idare ettiğini gördük. Hâlâ onu bırakmamakta kararlı mısın?" Zehra usul usul başını salladığında babam konuşmaya devam etti. "Onu kovacağım başka yerde iş bulabilecek mi sanıyorsun? Diyelim ki buldu, o parayla geçinebileceğini mi sanıyorsun?" Zehra ağır ağır yutkunduğunda zorlukla konuştu "Benim param var, ikimize de yeter." Babam o gece evde yankılanan en büyük sesi kahkahasıyla çıkardı. "Senin değil benim param. Demirel şirketini büyütmek için neler yaptım bugüne kadar."
"Kızlarını pazarlamak gibi."
"Nankör, o şoför parçasıyla ilişkini hemen bitirecek ve İngiltere' ye gideceksin." Zehra' nın gözleri dolmuştu ve gözlerinden yaşlar akıyordu. Başını hiç durmaksızın olumsuz anlamda sallıyordu, gitmek istemiyordu. "Gitmem mi diyorsun?" Zehra inatla ret etmeye devam ediyordu. "O zaman seni evlatlıktan reddederim. Tek kuruş alamazsın mirasımdan." Babam başka bir şey söylemeden kapıdan çıkıp gidince Erdal' da babamın peşinden salondan ayrıldı.
Zehra dizleri üzerine yere düştü. Halının üzerinde olsada çıkan tok sesi duymamla benim canım yandı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı, sesini bastırmadan kimsenin duymasından endişe etmeyip bağıra bağıra ağladı. Yavaş adımlarla ona yaklaşıp yanında, yere oturdum. Kollarım bedenini sardığında "Abla." dedim. Benimde yaşlarım süzülüyordu yalnız bu sefer ben ablama zıt olarak sessizdim.
O gece ablamın ve Erdal' ın son planından -Oktay Demirel' i öldürmek- bahsetmemiştim çünkü ablamın bir gecede yaşadıkları yeterince zorken üzerine evlatlıktan reddetilmesi ona bile fazlaydı. İlahi adalet onu yol arkadaşıyla hizaya sokarken benim bir şey yapmama gerek yoktu.
N.
Bölüm sonu.
Bu bölüm biraz kısaydı itiraf edecek olursam...
10' uncu yani bir sonraki bölüm hacker' in kim olduğunu öğrendiğimiz bölüm olacak. Hazır olun.
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Zehra Demirel hakkında?
Erdal karakteri hakkında düşünceleriniz?
Oktay Demirel hakkında?
Sizce Hacker kim? (Bu size son soruşum, bunu özleyeceğim...)
Sosyal medya hesaplarımı takip ederek kitaplarım hakkındaki süreçlerden ilk siz haberdar olabilirsiniz.
İnstagram: nazanatees
X:NazanAtes0
Hoşça kalın, kendinize çoook iyi bakın🥹🤍
Paragraf 1
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬
Yorum Yap