11. TAMAMLANMAK ÜZERE BAŞLANAN TUVAL
Herkese selam...
Vote ve yorumlarını bekler, iyi okumalar dilerim.
Sahil kaldırımında yürüyorduk ama nereye gittiğimize dair en ufak bir fikrim yoktu. Göz ucuyla Kayra' nın yüzüne baktım; onun da benden kalır yanı yoktu. Bir yere gidiyor muyduk yoksa sadece dolanıyor muyuz? Sorup sormamak arasında kararsız kalsamda daha fazla dayanamadım. Başımı sol omzumda çevirdiğimde omzuna geldiğim Kayra' nın yüzüne baktım. "Özel olaral seçtiğin bir yer var mı?" Başını sağ omzunda çevirdiğinde göz göze geldik, kahve gözlerinin kırmızıya çalan yansımaları beni içine çeken karadelik gibiydi. "Aslında aklımda bir yer var ama..." Kısa süreliğine önüme dönüp gittiğimiz yoldan dönenlere baktım, bakışlarım tekrar Kayra' yı buldu. "Ne ama?.." Yüzümü süzdüğünde dudağı tek taraflı çekildi. "Şimdi okula gitmek ister misin?" Sağ tarafımdan altın sarısı yetişkin Golden Rottweiler koşarak geçince istemsizce Kayra' ya yanaştım, kolum koluna değdiğinde yanaklarımın ısındığını hissettim. Köpeğin yanımızdan uzaklaşmasıyla aramıza aynı mesafeyi koydum. "Normalde hayvanları çok severim ama bu kez biraz ani oldu." Sesim kısık birazda utanmanın verdiği etkiyle incelmişti. Açıklama yapma ihtiyacı hissetmiştim çünkü ortak verdiğimiz kararla birbirimizi tanımaya başlamıştık ve beni yanlış tanısın istemiyordum. "Hayvanları ben de severim. Üstelik Giray' a ayrı bir düşkünlüğüm var." Gülerek söylediği cümleyle gülüşümü bastıramadım hatta gülüşüm kahkahaya dönerken bana eşlik etti.
"Ne diyordun en son köpek falan derken unuttum." Bana döndüğünde biraz eğilerek boyunu kısalttı "Demiştim ki okula gidelim mi?" Gözlerim gözlerindeyken bir saniyeliğine dudaklarına düştü, tekrar gözlerine baktığımda konuştum: "Okulda ne yapacağız? Hem okula da gitmedim, çıkış saatine yakın hocaları görmek istemem." Sol kolunu kaldırarak bileğindeki saate baktı. "Okulun içinde resim sınıfında olacağız, ayrıca çoktan çıkış oldu. Şu anda olsa olsa okulu temizlemek için görevliler olur." Anladığımı ifade etmek için başımı salladım. "Ne dersin gidelim mi?" Gülümsedim "Gidelim bakalım."
Yürümeye devam ettik, ara sıra konuşsakta çoğunlukla susuyorduk. Bazen dudaklarım konuşmak için aralansa da, hiçbir şey söylemeden geri kapanıyordu çünkü utanıyordum. Göz kapaklarımı neredeyse gözlerimi kapatacak kadar örttüm ama bu sadece bir kamuflajdı. Yandan yandan çaktırmamaya çalışarak onun yüzüne bakıyordum. Bana baktığını fark ettiğimde hemen bakışlarımı çektim.
"Birkaç sefer görmüştüm defterine bir şeyler karalıyordun, edebiyatı seviyorsun sanırım." Başımı ona çevirdiğimde arkadan esen rüzgar saçlarımla yüzümü kapattı. Saçlarımı ellerimle toplayıp sağ omzumun üzerine aldım. "Evet, edebiyatı seviyorum ama zaafım daha çok şiir üzerine."
"İkimiz de sanata ilgiliyiz, konuşacak çok konumuz olur. Ne güzel... Bana şimdi bir şiir söyleyebilir misin, ezberinde var mı bir şeyler?.." Önüme düşen saç tutamını kulağımın arkasına yerleştirdiğinde yüzüne baktım, gülümsüyordu. Başımı karşıya, yola çevirdiğimde gözlerim yere bakıyor, dişlerimse güldüğüm için gözüküyordu. Kendimi toparladığımda ona en çok yakışacak şiiri ezberden okumaya başladım.
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi alevden;
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu...
"Hüseyin Nihat Atsız." Yüzüme baktığında afallamış gibiydi, şaşkındı "Ne?.." "Şiir diyorum Hüseyin Nihat Atsız' a ait." Sakalsız çenesini kaşıdı.
"Bu şiiri okulun ilk günü defterime yazmıştım, sen sınıfa girdikten sonra." Okulun kapısına geldiğimizde şaşkındım çünkü okul ve sahil arasındaki mesafe epey uzundu ancak o kadar yolu yürüyerek gelmiş, bir kere bile sıkılmamıştım. "Neden?" Okulun dış kapısını açtığında önce benim geçmemi bekledi, ardından peşimden ilerledi. "Gözlerine güneş vurduğunda kırmızı gibi görünmüştü."
Okulun giriş kapısındayken kapıyı açtı beraber geçtiğimizde dudakları aralandı "Bunu diyen ilk kişisin."
Koridordan konuşan insanların sesi geldiğinde panikledim hayliyle gözlerim, yerlerindeki sınırlarına ulaştı. Kayra, kolumdan tuttuğu gibi bir kolonun arkasına çekti. Dikdörtgen şeklindeki kolonun arasındayken o hemen önümde duruyor, uzun boyu ve kaslı cüssesiyle görüşümü sadece ondan ibaret kılıyordu. Gözlerim göğüslerindeyken afallayarak başımı kaldırdım, kahve gözleri şimdi her zamankinden koyu duruyordu. Bu görünmeme işini fazla ciddiye aldığı kesindi. "Kayra." "Şşş..."
"Haklısın öğrencilerin kendilerine çeki düzen vermesi şart." Kimya hocamız Kael Demir, Tarih öğretmeni Mustafa hocaya dert yanıyordu. "Onları birçok kez ikaz etmeme rağmen hâlâ bana Mr. Demir diyorlar inanabiliyor musun?" Kolon ve Kayra' nın vücudunun boş bıraktığı minik kısımdan koridorda ilerlediklerini gördüm. Kael hocanın elinde her zaman taşıdığı evrak çantası vardı. "Bu neslin çocukları biraz garip, ama onları biz eğiteceğiz. Yanlış yapsalarda gerçeği, iyiyi doğruyu biz göstereceğiz, Kael. Bizim görevimiz bu, onlar bizim geleceğimiz." Kael Hocanın ince dudakları çekildi, gülümserken konuşmaya başladı: "Haklısınız hocam, sizin sınavınız bugündü bitti, benim yarına sınav kağıtlarını hazırlamam gerekiyor." Mustafa Hoca şaşkın görünüyordu "Sınav kağıtlarını henüz hazırlamadın mı?" Kael Hoca başını olumsuz anlamda salladı. "Aslında sadece on ikinci sınıflarınki kaldı, onu da bugün halledeceğim." Mustafa Hoca kapıyı açtı "Eve gider gitmez hallet, akşama bırakırsan zor bitirirsin." Kael Hoca güldü "Tecrübe konuşuyor diyorsun." "Kesinlikle." Kapının kapanmasıyla duyduğum son sesler bunlardan ibaretti.
Kayra etrafı kolaçan ettiğinde bana sırtını döndü. "Paspas kovası sen de mi Sevde Abla?" Ortalıkta görünmeyen görevlilerin, seslerinin duyulmasıyla elini arkaya, bana uzattı ve sessizce "Çabuk!" Dedi. Elini tuttuğumda hızlı adımlarla yürümeye başladı, ben ise ona yetişmek için koşmaya başladım. Çabucak merdivenleri çıktığımızda resim sınıfına girdik.
Kapıyı ardımızdan dikkatlice kapattığımda sol elim göğsümde soluklanırken gülümsüyordum çünkü hiç bu kadar özgür ve mutlu hissetmemiştim. Gözlerim, Kayra' nın gözlerini bulduğunda gülümsüyordu, o da mutluydu. Gözleri, gözlerimden ayrıldığında baktığı yer bir olan ellerimizdi. Odak noktamız sırayla önce eller ardından gözlerdi, elini elimden çektiğinde şövalyelerin arasında ilerlemeye başladı.
"Kelebek sistemini, tarih sınavını... Hepsini tamamiyle unutmuşum, ne yapacağım?" Moral bozukluğuyla somurturken öğretmen için ayrılan sandalyeye oturdum, dirseklerimi masaya dayadığımda ellerimi çeneme yasladım. "Off... Babam çok kızacak." Ellerimle yüzümü kapattığımda içimdeki umutsuzluk beden dilime yansımıştı.
Bileklerimi tutan iki elin sahibi, ellerimi yüzümden çekti "Hayatın hakkında çok bilgi sahibi değilim ama, zaten bunun için bugün birbirimizi daha yakından tanıma kararı almadık mı? Sınava girmedin diye başın belaya girmeyecek." Şaşkınlıkla aralanan ağzımızın farkına vardığımda buna son verip başımı olumsuz anlamda salladım. "Babamı tanımıyorsun." Sesim kısıktı. Yine harçlıklarım kesilecekti, yine odamdan çıkamayacaktım. Kısıtlı olan özgürlüğüm iyice azalacaktı. "Babanı elbette tanıyorum, Oktay Demirel. Tüm Türkiye onu tanıyor aynı zamanda bana burs veren adam. Bak... Sen telefonlarımı açmayınca ben de okula gitmedim sonra Cihan' dan okula hiç gelmediğini öğrendim. Baban okula gitmediğini biliyordu, değil mi?" Usulca başımı salladım. "Okulun sahibi baban, o gün tarih sınavın olduğunu eminim biliyordur ama sana izin vermiştir." Gözlerimi birkaç kez kırptım "Haklı olabilirsin hatta haklısın." "Bak sana söylemiştim, endişelenmen için hiçbir sebep yok." Elimi tuttuğunda beni sandalyeden kaldırdı, şövalyelerin arasından geçiyorduk. "Hatta kırk dakika boyunca aynı sınıfta sadece sen ve ben sınav olacağız, olaya o yönden bak." Pembe dudaklarım usulca çekildi, gülümsedim.
Sınıfın sonuna doğru ilerledik, orda bir şövalyenin önünde durdu. Bu birçok kez gördüğüm kızıl tabloydu "Bu tabloyu gördüm." Çenesini kaşıdı. "Evet çok uzun zamandır üzerinde çalışıyorum ama bitiremedim, bir şeyler hep eksik gibi geldi." Elimi sol göğsüne koydum "Gönlünden akıp giden renkleri kullan, ilham yürekten gelir." Kaşlarını çatarken gözlerini kıstı ardından gülümsedi "Biliyor musun bu tabloya biraz ara verebilirim." Tabloyu şövalyeden aldığında kendisine ait olduğunu düşündüğüm dolaba koydu. Boyaların yanındaki dolabın üstünde çeşitli boyutlarda tuvaller vardı, bir tanesini aldığında jelatini söküyordu. Jelatini çöpe attığında yüzüme baktı "İlhamım yürekten geldi."
Tuvali şövalyeye yerleştirdiğinde başka bir öğrenciye ait sandalyeyi tuvalin soluna, çapraz olacak şekilde ve araya mesafe koyarak yerleştirdi.
"Ne yapıyorsun?" Anlam veremiyordum. Dirseklerimin üzerinden, kolumdan tutarak sandalyeye oturttu. "Sadece bekle." Tuvalin başına geçtiğinde kurşun kalemi tuvalde gezdirdi.
"Beni mi çiziyorsun, Kayra senden böyle bir şey istemedim ki?" Tuvale yüzünü yaklaştırdığında aralarında santimler kalmıştı, birkaç çizgi daha attığında başını kaldırıp bana baktı. "İlhamım sensin, seni çizeceğim." Dudağı tek taraflı çekildiğinde oturduğu sandalyeyi biraz daha öne çekti, tuvale yaklaştı. "Okyanus gözlerin için uygun tonu bulabileceğimden şüpheliyim ama yüreğime soracağım." Yüzüme tuttuğu kalemi önce dik ardından yatay konumlandırdı. Kaşlarım saniyelik çatıldığında gülümseyerek gevşettim "Ne yaptığını sormayacağım, ressamlara özel bir şey olsa gerek." Tuvaldeki gözlerini yüzüme çevirmedi ama beyaz dişlerini ardından gülerken çıkardığı sesi duydum. "Sormadın ama seni merakta bırakmak istemem, yüzün için detaylar ve orantılar alıyorum."
"Sen resim çizerken sana bir şeyler anlatsam dikkatin dağılır mı?" Gözlerimin içine baktığında resme geri döndü. "Hayır, anlatabilirsin." "Murat hakkında konuşurken bana kızmıştın ya..." Kurşun kalem yere düştüğünde ince bir ses çıkardı, tıpkı çocuk Murat' ın henüz kalınlaşmamış sesi gibi. Neredeyse ortasına kadar açılmış kurşun kalem, dönerek ayağımın ucuna kadar ulaştı, eğilip kalemi aldığımda Kayra' ya uzattım. Kalemi almayıp sadece bana bakıyordu. Gülümsedim "Almayacak mısın?"
Kalemi aldığında resme geri döndü ama yüzü gerilmiş duruyordu. "Nerde kalmıştım, Murat olayında aslında..." "Kendini açıklamak zorunda değilsin Mehir, orda hata yapan bendim. Dinlemeden seni yargıladım ancak sonra Murat bana seninle nasıl tanıştığını, neler yaşandığını anlattı. Karakoldayken avukatınız, Murat' a 'Mehir Hanıma dua et.' Demiş. İyilik yapmak istemiştin sonuç hüsran olsada senin niyetin iyiydi. Sana ön yargılı davrandığım için özür dilerim."
Duyduklarım karşısında hissettiklerim önünde durduğum kapının şiddetle kapanması gibiydi. Üstelik çıkardığı ses hâlâ beynimde yankılanıyordu. "Giray' la nişanlanma meselesi bu olay yüzünden gündem olmuştu." Güçlü bir kız gibi gülümsemeye çalışsamda sanırım sadece buruk bir ifade taşıyordu. "Kendini feda mı ettin?" Kayra' nın gözleri gözlerimdeyken içindeki duyguyu çözemiyordum, fırtına gibiydi. "Küçük bir çocuğun karakol köşelerinde kalmasına izin veremezdim zaten çok korkmuştu..." Zorlukla yutkunduğumda "Resme devam et lütfen, sen bakarken böyle bir konuyu konuşmakta zorlanıyorum." Sesim kısıktı ancak sadece nefeslerimizin doldurduğu odada duyulmaması imkansızdı. "Dediğim gibi izin veremezdim, vicdanım beni rahat bırakmazdı ancak babam da benim vukuatlı manşetlerimden sıkılmıştı. O an da aklıma gelen en mantıklı şey, Giray' la gelecekte olan nişanımızı öne çekmekti. Demirel ve Çetiner ailesinin uzun zamandır beklenen nişan töreni, medyada büyük etki uyandıracak ve dünde kalan manşetlere gölge düşürecekti." Yutkunduğumda çıkan ses sınıfta duyuldu.
"...Ama her şeye rağmen herkese rağmen Giray' la nişanlanmak, sevmediğim biriyle olmak istemiyordum. Elimden bir şey de gelmiyordu, o güne kadar sürekli bir bahanem vardı, en son Giray' ın abisi Kahraman Abinin askerde olmasını bahane etmiştim." Kalemin ucu kırıldığında çıkan ses, dikkatimi ona vermeme sebep oldu. Çatık kaşları ve gerilen çenesi bakışlarının beni bulmasıyla son buldu, yüzü gevşedi. Oturduğu sandalyeden kalktığında boyaların olduğu masaya gitti, şimdi görüş açım geniş sırtıydı. "Sonra sen mesaj attın." Dudağım yukarı çekildi "'Nişanlanıyormuşsun.' Doğruyu söylemek gerekirse polisler gelene kadar benimle alay ettiğini düşünmüştüm, ama sen... Beni haksız çıkardın. Nişanın iptal olmasının ardından seninle uzun uzun konuşmuştuk ama ben nişan öncesini birçok kez okudum."
"O gün bana attığın mesaj isteğini kabul ettiğimde bunların yaşanacağını tahmin bile edemezdim." Elinde birçok boya tüpüyle geri dönen Kayra sandalyesine yerleştiğinde, palete mavi renk sıkmaya başladı. "Ben tesadüflere inanmam Mehir, her karşılaşmanın veya hayatımıza giren çıkan her insanın bir rolu olduğuna inanırım. Bilmem, sen ne düşünüyorsun?" Mavi boyanın yarısı kadar yeşil ekledi. "Sana katılıyorum. O isteği atmasaydın belki şu anda nişanlı bir kız olacaktım dahası seninle bu kadar yakın olmayacaktık, tıpkı tanıştığımız, parkta oynadığımız gibi..."
Araya sessizlik girdiğinde üzerindeki deri ceketi çıkardı sadece kazağıyla kaldı. Onu bekliyormuşum gibi sıcağı yeni hissettim, kalorifer petekleri dolayısıyla sınıf hâlâ sıcaktı. Ceketimi çıkardım.
"Nadiren gözlerinde gördüğüm ışıltı için, bir damla beyaz boya. Işıltıyı daha çok katmak için onu okyanus gözlerinle karıştırıyorum." Paletteki boyaları karıştırıyordu. "Resme bakabilir miyim?" Başını olumsuz anlamda salladı. "Henüz değil."
"Peki..." Dudaklarımı birbirine bastırdım.
• • • •
"Mehir rica etsem kırmızı, turuncu, sarı, mavi ve yeşil renklerini getirir misin? Ama şu büyük şişelerden." "Tabii getiririm." Sandalyeden kalktığımda boyaların olduğu yere ilerledim, her rengin birçok tonu vardı, babam okula gereken özeni gösteriyordu doğrusu. "Tonu önemli mi?" Başımı sağ omzumda döndürdüğümde yüzüne baktım, başını olumsuz anlamda salladı. "Tonu beni ayarlayacağım." Ses tonu bir garipti ama anlamamış gibi yapmayı tercih ettim.
Şişeleri kolumla karnım arasına koyduğumda sadece kırmızı renk eksik kalmıştı. Kollarımdaki boyalar düşecek gibi olduğunda almaya çalıştığım kırmızı boyayı panikle yerine koymaya uğraştım. Ellerim titrerken panik hâlindeydim. "Kayra yardım et!" Kayra, sesimi duyduğunda pürdikkat olduğu tablosunun başından kalkıp hızla yanıma gelsede artık çok geçti. Tüm şişeler ve ben yerdeydik, çok utanıyordum. Doğrulmam için elini uzattığında elini tuttum ardından düştüğüm yerden kalktım.
"Bu iki oldu." Yuvarlanarak odayı turlayan boya şişelerini toplamaya başladık. "Anlamadım?" Mavi rengi yerden kaldırdığında masanın üzerine koydu. Gözleri yüzümü bulduğunda "Sana ikinci kez yardım elimi uzattım." "Haklısın başım beladan kurtulmuyor." Yerdeki son şişeyi, kırmızı rengi almak için eğildiğimde Kayra' da eğildi, kafalarımız tokuştuğunda ağızlarımızdan birer inleme döküldü. Aynı anda "Pardon," dediğimizde gülümsememi bastıramadım. Gülüşümü gördüğünde gülümsemeye başladı.
"Aah hayır! Elbiseme boya dökülmüş." Gülümsemem yüzümden silindiğinde asık bir suratla "Bu boya çıkar mı?" dedim. Kayra başını eğerek boya lekesine baktı, ardından başını olumsuz anlamda salladı "Sanmam hızlı kururlar, çıkmaz gibi."
Kaşlarım farkındalıkla kalktığında moralim bozulmuştu ama yapacak bir şey yoktu. "Bu elbisemi severdim ama yapacak bir şey yok sanırım... Çöpe gidecek." Gözlerini gözlerime doğrulttuğunda "Aslında yapılacak bir şey var." Masadan farklı şekillerde fırçalar aldığında yanıma geldi. Kahve gözlerindeki koyu yansıma anlaşılmayacak gibi değildi. "Tezgaha çık." Sesi kısıktı ama yinede duydum. "Neden?" Dirseğini katlayarak elindeki boya fırçalarını gösterdi, ne yapmak istediğini anlamasamda ona güveniyordum. Ellerimi tezgaha yasladığımda aldığım destekle tezgaha oturdum. Önümde diz çöktüğünde "İzninle." Neden izin istiyordu? Ayakkabılarımın içinde ki ayaklarımın parmakları içe doğru kıvrıldı. Yüzüm yüzüne bakarken usulca belli belirsiz başımı salladım, ancak o anlamış gibi uzun elbisemin eteklerini tuttu. "Kumaşı güzel." Sol elinin üstüne döktüğü siyah boyaya fırçasını daldırdı.
Elbiseme resim çizmeye başladığında tam göremiyordum. Çenemi kaldırıp görmeye çalışsamda başarılı olamayınca dayanamayarak sordum "Ne çiziyorsun?" "İki tane küçük çocuk çiziyorum. Biri küçük Mehir diğeri küçük Kayra ve onlar parktalar." Ağzım heyecandan açıldığında dişlerim de görünüyordu. Ellerimle ağzımı kapattığımda gülmekten gözlerim kısılmıştı. Keyifle ayaklarımı ileri geri salladığımda yanlışlıkla Kayra' ya vurdum. "Ahh!" Dizleri de değecek şekilde yerdeyken elleri erkekliğinin üstündeydi. Hemen tezgahtan indiğimde omzuna dokundum. "Kayra iyi misin? Çok üzgünüm."
"İyi gibiyim, iyi olacağım..." Dişleri arasında zar zor konuşuyordu. "İstersen bir cama çık, nefes al." Dudakları tek çizgi olan emoji gibi hissediyordum. "Sorun yok geçti, gel resmi bitirelim." Eski yerime geçtiğimde daha sakin kalacağıma içimden söz verdim. Kayra' nın alttan bakışlarına yakalandığımda gözlerimi kaçırdım.
Telefonum titrediğinde alıp arayanın kim olduğuna baktım, arayan babamdı. Kayra' nın meraklı bakışları yüzümdeyken sol elimin işaret parmağını dudaklarıma götürdüm. "Sakın sesini çıkarma." Derin bir nefesi ciğerlerime doldurduğumda aramayı açtım. "Efendim Baba."
Babamın söyledikleriyle bugün ilk kez camdan dışarıya bakmayı akıl ettim, hava çoktan kararmıştı. "Haklısın Baba, yemek saatinde orda olacağım." Babamın söylediklerine başımı sallayarak onay verdim. "Bir daha olmayacak baba dikkat edeceğim." Sonlara doğru sesim kısılmıştı. Telefonu yüzüme kapattığında hiçbir şey olmamış gibi devam ettim. "Ben de seni seviyorum, görüşürüz." Telefonu kulağımdan indirdiğimde saate baktım, beşi biraz geçmişti. "Ne dedi baban?"
"Hava karardığı için eve çağırıyor." Ayağa kalktığında kirli fırçaları eline aldı. "Bitti zaten, ben fırçaları yıkayıp geleyim. Sen de bu sırada portrene bakma." Gülümsediğinde, gülümsemesi bana da bulaştı. "Bakmayacağım, sanatçıya saygı duyarım ben." Gülüştüğümüzde sınıftan ayrıldı.
Ceketimi giyindiğimde saçlarımı dışarıya çıkardım. Tabloya göz atmak istedim ama bakmayacağıma söz vermiştim, sözümü tutmaya niyetliydim. Sıkılmaya başladığımda kapıdan girdi, onu görünce gülümsememe engel olamadım, gülümsediğinde ıslak fırçaları masaya koydu.
Ceketini giyindiğinde elini uzattı "Gidelim mi?" Elini tuttuğumda "Gidelim," dedim. Geldiğimiz yolun tersine doğru koşmaya başladık. Kapıdan çıktığımızda kapanan kapının arkasından hizmetliye ait ses duyuldu. "Kapı çarptı Sevde Abla." Gözlerimiz buluştuğunda omuzlarım öne kıvrıldı, gülüştüğümüzde okuldan koşarak uzaklaştık.
"Taksiye binebiliriz istersen." Sol bileğimdeki saate baktım, henüz babama söylediğim vakte vardı. "Sorun yok yürüyecek kadar vaktimiz var."
Yanımızdan insanlar gelip geçiyordu tıpkı bizim yaptığımız gibi... Kim bilir kim kendi hayatında neler yaşıyordu. "Tanem. Hiçte selam vermiyorsun?" Kayra, Tanem' e elini uzattığında el sıkıştılar. "Kusura bakma dalgınım biraz." Gözlerini kaçırdı. "Normalde cin gibi olduğunu bilmez miyim?" Kayra' nın sözlerine güldüklerinde nerden tanıştıklarını kestiremiyordum. Tanem bana döndü "Mehir' di, değil mi?" Başımı salladığımda Kayra gibi elimi uzattım, elimi görmezden gelip sarıldığında bünyemi şaşkınlık sardı. Gözlerimi Kayra' ya çevirdiğimde gözlerinde tatlı bir huzur vardı. Gözlerimi kapatarak içten sarılmasına karşılık verdim.
Ayrıldığımızda bir bana bir Kayra' nın yüzüne baktı. "Neyse görüşürüz." Kayra, karşılık verirken Tanem, çoktan gidiciydi, arkasından bakakaldığımızda "Onu çok tanımıyorsun ama iyi kızdır."
"Tanem ile senden sonra, yılbaşı gecesinde tanıştık. Tanışmamız biraz garipti ama haklısın. İyi biri gibi..." "Gibisi az kalır sağlam kızdır. Ona güvenebilirsin." Anladığımı belli eden nidalar boğazımdan döküldüğünde merakla "Sen nerden tanıyorsun peki?" Tıpkı benim yaptığım gibi düşünceli nidalar çıkardı "Aynı mahallede oturuyoruz hatta benim evimin üç ev ötesi onun evi. Kendisiyle de ortaokuldayken aynı sınıfa düştüğümüzde tanışmıştık."
"Benim de Oğulcan ile dostluğum epey geçmişe dayanıyor, biliyorsun zaten."
Yürümeye devam ederken merakla "At binmeyi sever misin?" Dedim. Şu an bu soru saçmaydı, belki ne yeri ne zamanıydı ama aramıza sessizlik girince huzursuz oluyordum. Eskiden evimizde sessizlik olduğunda mutlaka bir tatsızlık çıkardı.
Başını usulca salladı "Severim, sen?" Anıların yad edilmesiyle gülümsedim "Ben de severim. Küçük yaşta dersler alırdım." Kayra bana döndüğünde boyunu biraz kısaltarak eğildi "Şimdi diyorsundur, ata nasıl biniyordun, o kadar zengin misin?.." Başımı olumsuz anlamda salladım, böyle bir şey demezdim. "Çok zengin olduğumuz söylenemez ama yoksul da değiliz, orta gelirli demek doğru olur." Gülümsedim "At peki?" Niyetim tamamen ona ayak uydurmaktı. Gülümsediğinde devam etti "Dayımın ben küçükken at çiftliği vardı, o yüzden hem binmeyi biliyor hem de çok seviyorum." Olduğumuz kaldırım son bulduğunda yaya geçidinden geçtik, yeni bir kaldırıma geldiğimizde evime az kaldığını fark ettim. "Beni dayının at çiftliğine götürürsün o zaman." İsteğim beni teklif etmeye göstersede ondan duymak istiyordum.
"Güldüğünde "Çok isterdim ama dayım yıllar önce battı." "Hadi ya. Neden?" Başını salladığında gülümsemeye devam etti "Çiftliğin içinde geniş bir odada kumar oynatıyormuş, bir iş
adamı tüm servetini birkaç hafta içinde bitirince, polise şikayet etmiş. Ordan da mühürlediler çiftliği." Sesli güldüğümde elimle ağzımı örttüm. "Çok üzgünüm... Sadece böyle bir şey anlatmanı beklemiyordum." Omuz silktiğinde dişlerini göstererek güldü "Boş ver, ben de gülüyorum. Bence de komik."
Nerdeyse evime gelmiştik dahası sınırı aşardı "Burda ayrılalım, korumalar görür de babama iletirse kötü olur." Başını salladığında gülümsedi "Ben güzel bir gün geçirdim umarım senin için de geçerlidir bu." Çenemi kaldırıp yüzüne, gözlerine baktım. "Ben de mutluydum hele çi... Çiçeklerim... Resim sınıfında unuttum." Elimi anlıma yasladığımda ciğerlerimdeki nefesi ağzımdan verdim. "Merak etme yarın erkenden gidip onları ordan alacağım." İstemsizce yüzümde gülümseme oluşurken kendimi şanslı hissettim. "Hoşça kal Mehir." Elini uzattığında uzattığı eli tutup sıktım. "Hoşça kal Kayra."
Yürüyüp eve yaklaşırken arkamda bıraktığıma baktım, hâlâ beni bekliyordu. Şaşırmıştım ama göstermeye fırsat bulamadım çünkü bana el sallıyordu. Elimi yukarıya kaldırdığımda birkaç saniye bekledim ardından usulca yanlara çevirdim.
Demir kapıdan geçtiğimde bahçedeki korumaların farkındaydım, ama gözüm çocukluktan beri gördüğü yüzü görmedi, Erdal' ı.
Evin kapısını çaldığımda kapıyı Feyza açtı. "İyi akşamlar Mehir Hanım." "İyi akşamlar."
Oturma odasını es geçerek merdivenlere ilk adımımı atmıştım ki babamın sesini duydum. "Yemek saatindeyiz Mehir." Gözlerim oturma odasının kapısına iliştiğinde girmeye niyetim yoktu çünkü masadan eksilen servisi görmek istemiyordum. "Ellerimi yıkayıp geliyorum." Ne yazık ki bana fikrimi soran yoktu, elim mahkumdu.
Ellerimi sıvı sabunla yıkarken gözlerimin önüne özel anlarımız geldi. Son şişeyi, kırmızı rengi almak için eğildiğimde Kayra' da eğildi, kafalarımız tokuştuğunda ağızlarımızdan birer inleme döküldü. Aynı anda "Pardon," dediğimizde gülümsememi bastıramadım. Gülüşümü gördüğünde gülümsemeye başladı.
Musluğu kapattığımda asılı olan havluyla elimi kurulamaya başladım, gözlerim aynadan kendimi bulduğunda beyaz dişlerimin meydanda olduğunu gülümsediğimi fark ettim. Yüzüm anında ciddileşirken havluyu yerine asıp oturma odasına indim.
Masadaki yerimi aldığımda solumdaki boş sandalyeye anlam veremedim. "Ablam yemek saatlerini kaçırmazdı, nerde kaldı?" Annemin yüzüne baktığımda babamın yüzüne imayla baktıktan sonra tabağındaki yemeği bıçak ve çatalla ufaladı. "Mehir. Yemeğini ye." Solumdaki boş sandalyenin sahibi ablam, İngiltere' ye gönderilmişti. Başımı eğdiğimde tabağımdaki trüf mantarlı risotto' yu yemeye başladım.
"Yemeğini ye Mehir' miş!.." Annem alayla babamın taklidini yaptığında babam annemin yüzüne kararlılıkla baktı. "Çocukların nasıl nefes alacaklarına da sen karar ver istersen!" Babam tabağındaki risottodan çatalına yetecek kadar aldığında "Tabii ki burundan alıp ağızdan vermeliler yoksa çene hatları görünmeyecek kadar kötü bir görüntü olur." Sözlerinin ardından çatalına hazırladığı payı yedi. "Kime göre kötü? Sana mı?" Annem histerik ve sinirleri gerecek türden uzun, kadınsı bir kahkaha attığında babam da kaşlarını çatmıştı. "Yeter! Bugüne kadar sustum sustum ama burama kadar geldi." Annem elinin kenarıyla çenesini gösterdi. "Zehra da Mehir de benim çocuklarım, sadece sen karar veremezsin. Benden izinsiz habersiz İngiltere' ye yollamak nedir?" "Sana niye soracağım, sen kimsin!" Babam oturduğu sandalyeden hızlı kalktığında sandalye yere düştü. Annemin yüz ifadesi korktuğunu gösterirken geri adım atmaya niyeti yoktu. "Sen ister kabul et ister etme, ben senin karınım çocuklarının da annesiyim!" Ses desibelleri öyle yüksekti anında başım ağırmaya başladı. "Mehir hemen odana!" Babam öfkeyle konuştuğunda kendisi için açılmış servisi, yemeği elinin tersiyle yere itti.
Masadan yavaşça kalktığımda salonun kapısına ilerledim. Yine sofradan aç kalkmıştım yine huzurla yemek yiyememiştik... Kapının ardından duran Deniz Abla dolu gözlerle bana bakıyordu. "Geç odana kızım, ben ortalık durulsun sana yemek getireceğim." Başımı sallayarak onayladım. "Sağ ol."
Odamın kapısını açtığımda yavaşça kapıyı kapattım. Yatağımın sol tarafına geçtiğimde uzanmak yerine yere oturdum ardından yatağa sırtımı yasladım. Açık pencerem kararmış kocaman gökyüzünü gösterirken yıldızlar bana göz kırpıyordu. Dizlerimi kendime çektiğimde elbisemin üzerindeki çizimleri gördüm. Küçük Kayra ve küçük Mehir... Hep benimleydiler. Gülümsediğimde başımı gökyüzüne çevirdim, yıldızlara bakarak içimden dilekler diledim.
🧩
Okulun merdivenlerini indiğimde uzun kantin sırasına baktım, bu kalabalığın arasına karışmaya niyetim yoktu ancak guruldayan karnımı da görmezden gelemezdim. Sıranın sonundaki yerimi aldığımda ellerimi hırkamın ceplerine koydum. Etraftaki masalarda oturan öğrenciler kendi aralarında konuşurken duyulan tek ses uğultulardı. Gözlerim direkt karşıya bakarken Aycan' ın sesi dikkatimi çekti.
"Ben de çok beğendim bu çantayı..." Sesindeki yoğun arzuyu hangi çanta şekilendiriyordu, bilmiyordum. "Aslında almak isterim ama aileme nasıl diyeceğimi bilmiyorum, bu hafta istediğim marka çantayı zaten aldım. Ama yok, bu çantayı alacağım." Sude ile yüzleri telefon ekranına öylesine yakındı ki nerdeyse içine düşeceklerdi.
Aycan, telefonunu kendi önüne çektiğinde ekrana hızlıca dokunmaya başladı. "Aslında bak ben bu ruju almak istiyorum." Ekranı Sude' ye tuttuğunda Sude' nin ağzı aralandı: "Oha kızım, uçma bu kadar." Önümde kimse kalmayınca Ceylin Ablanın yüzüne baktım "Ben bir zeytinli poğaça alayım. Şey... İki tane olsun." Gülümsediğimde kartlığımdan gerekli ücreti çıkardım ve siparişimin hazırlanmasını bekledim.
"Şu anda herkesin ağzında bu marka, nasıl alacaksın?" Sude, şaşkınlıkla Aycan' a bakarken Aycan gayet rahat hatta fazla bir öz güvenle "Abartma sende, babamların önümüzdeki iki hafta vereceği harçlıkla alırım." Uzatılan poşetle gereken parayı verdim, Aycan ve Sude' nin sohbetini dinlemeye devam edecektim ama üslupları hoşuma gitmemişti. Merdivenlere ilerlediğimde yavaşça çıkmaya başladım, Giray' ı görmek istemediğimden etrafa bakmıyordum. Gördüğüm görüyordur mantığıyla...
Sınıfa girdiğimde gözlerim anında Kayra' ya odaklandı. En arka sırada yerine oturuyor, siyah hırkası üzerinde eskiz defterine bir şeyler karalıyordu. Poşetteki poğaçalardan birini aldığımda poşeti masasının üzerine koydum. Gözlerini gözlerime diktiğinde "Ne bu?" Poğaçamdan bir ısırık aldım, sol yanağım şiştiğinde "Poğaça. Zeytinli." Dedim, poşeti bana uzattı "Teşekkür ederim ama zeytine alerjim var." Ağzım şaşkınlıkla hafifçe aralandığında uzattığı poşeti aldım. Yerime oturduğumda şişmiş yanaklarımla usulca fısıldadım "Zeytin teorisi..."
Poğaçamı hep zeytinli alırdım ancak onun zeytine alerjisi vardı. Birimize iyi gelen diğerine zarar veriyordu. Zıtlık, aramızdaki mükemmel dengeyi sağlayan hâldi.
• • • •
Sıramın altındaki kitapları bilhassa yavaşça çantama yerleştiriyordum. "Mehir hadi." Oğulcan sınıf kapısından çıktı çıkacaktı, yerinde duramıyordu. "Geliyorum, sen git." Omuz silktiğinde sınıftan çıktı. Doldurduğum kitapları geri sıra altına koyduğumda çantamı sağ omzumun üzerine aldım. Başımı sağ omzumun üzerinde çevirdiğimde Kayra' ya baktım. Beraber resim sınıfına ilerledik.
Sınıfa girdiğimde peşimden geldi ve kapıyı usulca kapattı. "Şu resmi bitirelim bakalım." Dünki yerlerimize yerleştiğimizde paletine boyaları sıktı. Boyamaya başladığında gülümseyerek ona baktım. Nasıl yaparsa yapsın güzel olacağına inanıyordum.
Dün sanki evde olacakları hissetmiş gibi bana küçük versiyonlarımızı hediye etmişti. Kötü ve yalnız hissettiğimde elbisemin üzerindeki birkaç resim iyi hissettirmişti. Ona bakmayı sürdürürken tuvalden gözlerini ayırarak bana baktı. "Noldu?" Güldüğünde gülümseyerek "Çiçeklerimi burda unutmuştum," dedim. Tuvale geri döndüğünde boyamaya devam etti. "Çiçeklerin dolabımda istersen gidip alabilirsin, istemezsen de gitmeden alırız." Sandalyeden kalktığımda onun bana dün gösterdiği dolabına ilerdim, kapağı açtığımda sarı lale buketini dikkatlice koyduğunu gördüm. Lalerimi alıp geri yerime oturdum.
"Resmin bitti, hazır mısın?" Başımı hızlıca sallayıp az önce oturduğum yerimden kalkarak ayağa dikildim. Arkama geçtiğinde elleriyle gözlerimi kapattı. Yavaşça ileriye doğru yürüyorken konuştum: "Hiçbir şey göremiyorum." Gülücüklerimin sesi yavru bir serçenin ötüşü gibiydi. "Az kaldı." Onun sesi de en az benim kadar heyecanlıydı.
Gözlerimi açtığında tuvalde gördüklerimle donakaldım. Simsiyah uzun saçlar, hafif öne çıkık çene, belirgin kaşlar... Ve onun nazarınca en önemlisi okyanus mavisi gözlerim... Fotoğrafımı çekse bu kadar olurdu, sanki kopyalayıp yapıştırmıştı. "Kayra... Bu çok güzel."
"Beğenmene çok sevindim." Kollarını bedenime sardığında buketin izin verdiği kadar sarılmasına karşılık verdim. Bedenlerimiz ayrıldığında tuvalin altına imzasını attı ardından sağ elimi tutarak baş parmağımı mavi boyaya batırdı. Anlam arayan gözlerle bir ona bir tuvale baktığımda parmağımı imzasının üzerine bastırdı. Sağ elimin parmaklarını, parmaklarına geçirdiğinde baş parmağını kırmızı boyaya batırıp mavinin hemen kenarına bastırdı. Şimdi bizim renklerimiz, bir kalbi oluştururken kıvılcımlarını veren aşkımızın imzası oldu.
Bölüm sonu...
Çiftimizi aralarındaki çekimi nasıl buldunuz?
Mehir' in aile hayatı hakkında neler düşünüyorsunuz?
Genel olarak kitap hakkındaki düşünceleriniz?..
Sosyal medya hesaplarımı takip ederek kitaplarım hakkındaki gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.
İnstagram:nazanatees
X:NazanAtes0
Hoşça kalın... 🤍💖
Paragraf 1
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬
Yorum Yap