0 %

13. TRİBÜNLERDE EL ELE

Yazı Boyutu
100%

Selam...

Vote ve yorumlarını bekler, iyi okumalar dilerim.

"Mehir." Yatakta dönerek sesi arkama aldım. "Mehir." Israrla adımı zikreden Deniz Ablanın beni yatağımla baş başa bırakmasını istiyordum. "Deniz Abla, biraz daha uyuyacağım. Sen beni sonra uyandır." Kısık erkeksi bir gülüşü başımın arkasından duyduğumda gözlerim sonuna kadar açıldı. "Kahvaltı için seni bekliyoruz ama Mehir." Başımı sağa çevirmemle Kayra' yla burun buruna geldik. Bana yaklaşmak için tek dizi üzerine yere çömelmiş dirseklerini yatağa bastırmıştı. Bakışlarım, gözleri arasında mekik dokurken bana gülüyordu. "Tamam o zaman... Sen git, ben geliyorum."

"Tamam... Sen nasıl istersen."Doğrulduğunda odanın kapısına ilerledi, sol omzunda başını çevirip bana baktığında gülümsemesine şahit oldum. Dün gece pijamamın düştüğünü mü hatırlamıştı?

Çıktığında kapıyı da ardından kapattı.

Kollarımdan destek alarak doğrulduğumda ellerimi yatağa bastırdım. Neler olduğunu yeni yeni hatırlamaya başlamıştım. Şu anda Kayra' nın odasında onun yatağındaydım. Başımı çevirerek odasını incelemeye başladım. Açık mavi nevresimli tekli yatağı pencerenin olduğu duvara yaslamışlardı. Yatağın hemen karşısındaki ahşap çalışma masası düzenli duruyordu. Masanın biraz sağında odanın kapısı, kapının karşısında yine duvara montelenmiş ahşap giysi dolabı vardı.

Dolap ve diğer duvarın izin verdiği üçgen şekilindeki boşlukta, kocaman bir şövalye yanında minik bir masa, masanın üzeri hâyli kalabalık ancak düzenli duruyordu. Masanın üzerinde temel renklerde boyalar, farklı boyutlarda fırçalar ve palet vardı. Masanın önündeki boşlukta duvara dayatılmış farklı boyutlarda tuvaller vardı.

Yataktan kalktığımda hızlıca topladım. Üzerimdeki tişörte ellerimle dokundum, çıkarmak istemezdim ama çıkarmak zorundaydım. Kendi kıyafetlerimi giyindiğimde Kayra' nınkileri katlayıp yatağın üzerine koydum. Odadan çıkmak üzereyken çalışma masasının üzerindeki kapağı kapalı dizüstü bilgisayarı fark ettim. Benimkiyle aynı marka olsada birkaç modeli düşüğüydü. İşaret parmağımı bilgisayarın köşesinde yavaşça gezdirmeye başladım. Bu bilgisayarla mı karakolun sistemine girip sahte bomba ihbarı vermişti? Bu bilgisayarla mı bana yardım etmişti...

Yüzümde oluşan tebessümle kapıyı açtım kapıyı ardımdan kapattığımda gözlerim karşıya, mutfağın açık olan kapısına odaklandı. Masada oturan herkesin bakışları üzerimdeyken donakalmıştım. Kayra' nın masadaki bardaklara çay dolduran annesi, başını bana çevirdi "Banyo koridorun sonunda elini yüzünü yıka da gel kızım." Bana gülümseyerek bakan kadına tek yapabildiğim başımı sallamak oldu. Koridoru geçip tek seferde banyoyu bulduğum için şanslı hissediyordum, soğuk suyu açtığımda elimi yüzümü yıkadım. Yüzümü havluyla kurularken kendimi gergin hissediyordum. Kayra' nın annesiyle tanışacaktım bu çok garipti. Heyecanlanmam ve gergin olmam normal miydi? İlk kez böyle hissediyordum. Giray' la hiç böyle hissetmemiştim. Çok eskiden beri tanıştığımız için mi bilmiyorum.

Banyodan çıktığımda yavaş adımlarla mutfağa ilerledim. Annesi hâlâ ayakta masaya çatal bıçak koyuyordu. Beni görünce gülümsedi yanaklarını öptüğümde aynı şekilde karşılık verdi, usulca sarıldım.

Bedenlerimiz ayrıldığında "Günaydın ben Mehir." Dedim. "Ben de Türkan. Buyur geç kızım." Kayra' nın yanındaki boş sandalyeyi gösterdi.

Boş sandalyeye geçtiğimde göz ucuyla sol tarafımda oturan Kayra' nın yüzüne baktım. O da bana bakıyordu, yakalanmıştım. Hemen önümdeki boş servis tabağına baktım. "Çekinme kızım, ne istiyorsan koy tabağına." Başımı salladığımda tabağıma biraz salatalık ve domates aldım. Türkan Teyze, içinde poğaçalar olan ekmek sepetini uzattı "Poğaça da al kızım, senin için erken kalkıp yaptım. Kayra, zeytinli sevdiğini söyledi." Işıl ışıl parlayan gözlerle Kayra' nın yüzüne, gözlerine baktım. Unutmamıştı...

Gülümseyerek yüzüme bakarken gerilen dudakları çok öpülesi duruyordu. "Madem benim için yaptınız alayım." Maşayla iki tanesini tabağımın boş olan kısmına koydum. "Al oğlum sen de." Refleks olarak aralanan gözlerimle "Kayra' nın zeytine alerjisi var. O yemez." Başlarda sesim heyecandan fazlasıyla sesli çıksada ikinci cümlemde neredeyse kaybolmuştu. Kayra' nın bakışlarını üzerimde hissettiğimde başımı sol omzumda çevirerek yüzüne baktım. İri gözler ve hafif aralanmış ağzımla ona bakmayı sürdürürken onun yalnızca gözleri kısılmıştı. Mutfakta çıt çıkmazken Tanem' in kahkahası mutfağı doldurdu.

Önüme döndüğümde salatalıklardan ağzıma attım, hızla çiğnemeye başladığımda gözlerim masadaki kahvaltılıklardaydı. Lokmamı yuttuğumda başımı kaldırıp Türkan Teyze' nin donmuş yüzüne baktım. Gülmeye başladığında poğaçalardan Kayra' nın tabağına koydu. Sepeti Tanem' e uzattı. "Kayra için birkaç tane sade yapmıştım ama aferin, oğlumu düşünmen beni mutlu etti güzel kızım." Yutkunduğumda çayımdan bir yudum aldım. Poğaçadan ısırdığımda ağzımın içini biraz çayla ıslattım.

"Ellerinize sağlık her şey çok güzel olmuş." Türkan Teyze, kolundaki saate baktı "Afiyet olsun, biraz hızlı olursanız sizi okula bırakabilirim hâlâ vaktim var." Kayra, bana baktıktan sonra dudaklarının arasından onaylamaz bir nida döküldü. "Tanem' i bırak istersen yolunun üstü zaten." Kayra' nın bana bakışlarını hissettim ama bakmadım. "Bizim Mehir ile işimiz var." Kayra' nın yüzüne baktım "Ne işimiz var?" Çayından koca bir yudum aldı "Birazdan görürsün."

"Mehir kızım, bir ara televizyonda Çetiner' lerin oğlu Giray ile nişanlanacağını duymuştum. Şimdi Kayra ile... Pek anlamadım?" Kaşlarım havaya kalktığında bu soruyu beklemediğimi herkes anlamıştı. "Karışık bir mesele Anne, ben sana sonra anlatacağım." Kayra, annesine konuyu kapatması için sinyaller versede Türkan Teyze haklıydı, merak edebilirdi. "Giray' ın ailesiyle ailem çok uzun zamandır birbirini tanıyor, ailem istediği için nişan olacaktı. Ancak ben... Bu nişanı istemiyordum." Geçmiş, geçmiş gibi görünsede hâlâ ordaydı. Geçen sadece zamandı, hisler düşünceler ilk gün ki gibi tazeydi. Hâlâ canım yanıyordu. "Ailene söylemedin mi istemediğini?" Söyledim ama beni dinleyen yoktu. Kaç kez babama evlenmek istemediğimi söylesemde beni dinlememişti.

Şimdi söyledim desem ayrı söylemedim desem ayrı kötüydü. Ailen sana hiç mi saygı duymuyor hiç mi kendi hayatın hakkında fikir sahibi değilsin dese haklı. Tanem' in yüzüne baktım, dün söylediği gibi: İnsan babasından utanır mı? Ben de evet demiştim. Yine utandırmıştı beni...

"Nişan mahalinde bomba varmış ya Anne, magazine düşmüştü." Türkan Teyze toplu saçından ayrılan bir tutam saçı kulağının arkasına itti. "Doğru öyle bir haber televizyona düşmüştü... Ama yayında çok kalmadı, doğruluğu manidar." Kendimi kötü hissettiğim anlardan biriydi. Böyle zamanlarda bulunduğum anlarda olmamayı; evimde, odamın bana ait kıldığı kişisel alanımda bir başıma kalmak, yalnızlaşmak istiyordum.

"O haber doğru Anne." Kayra, masanın üzerinde duran sol elimi tuttu. Gözlerimiz ait olduğu yere, birbirini buldu. "Bizzat Mehir anlattı, o anlattıysa doğrudur." Nişan mahalinde bomba varmış gibi gösteren, polisleri yanıltan benim diyemiyor tabii

Benim ressamım.

"Kader işte, nişan olmadı ama Kayra ile yakınlaştık." Yüreğimde öyle duygular uyandırıyordu ki, gözlerim tüm yüreğimi belli ediyordu. Mavi göz bebeğimin arkasına gizlenmiş, sığınmış küçük kız çocuğu, saklandığı yerden arkasına bile bakmadan çıkıyor, Kayra' nın kahverengi ormanlarına giriyordu. Ormanda kaybolmaktan korkmuyor adeta bunu arzuluyordu.

"Henüz birbirimizi tanımaya başlayalı çok olmadı ama oğlunuz çok yetenekli, resim olsun bilgisayar olsun." Kayra, öksürmeye başladığında sol elini yumruk yapıp ağzını örttü. Türkan Teyze, masadaki boş su bardaklarından birine yine masada duran sürahiden su doldurdu. İçmesi için Kayra' ya uzattığında Kayra, bardağı sol eliyle aldı ardından birkaç yudum aldı.

Öksürmesi bana ikazdı, biliyordum. Bilgisayarı sayesinde bomba ihbarını yapmıştı. Bu bizim sırrımızdı ve hep yalnızca ikimizin arasında kalacaktı. Bir olan ellerimize ardından gözlerine baktım, yüzümde ufak bir tebessüm doğarken devam ettim: "Yetenekleri yüzümde güller açtırıyor." Gözlerimiz iç içeyken kısık gözlerinin içinde merak vardı. "Sarı lalelerde denilebilir. Yakın zaman önce doğum günümdü ve bana verdiği hediyelerden biri beni çizdiği tabloydu. Öyle güzel öyle detaylı çizmişti ki, benim bile göremediğim ayrıntıları fırçasına yansıtmıştı. Okyanus mavisine benzettiği gözlerimin tonunu ayarlayabilmek için paletine biraz beyaz boya katmış, gözlerimin içine de ışıltı katacağını söylemişti. Öyle de yaptı. Onun varlığını hissetmem bile gözlerimin parlamasına yetiyor."

Gözlerimi Türkan Teyzeye çevirdiğimde sağ elini çenesine yaslamış bize baktığını gördüm. "Hep böyle birbirinizin yanında olun. Kayra, gençken babanla biz de böyleydik." Hissettiğim utanç duygusuyla alt dudağımı üst dişlerimle ezdim, bakışlarım tabağımdayken Kayra' nın üzerimdeki bakışlarını hissedebiliyordum ancak dönüpte bakmadım.

"Ee Tanem, sende yok mu bir şeyler?" Türkan Teyzenin neşeli imalı sesiyle Tanem, ağzına omletinden bir parça attı. "Hiç sorma Türkan Teyze ya." Bilerek şekilden şekile soktuğu yüzü ve sesinin tonuyla dudaklarım gerildi, gülmemek için kendimi zor tuttuğum anda Tanem dahil masadaki herkesin gülüşüne şahit oldum. Dayanamayarak onlara eşlik ettim.

Kayra, zaten yakınımda olan bedenini biraz daha yaklaştırdı. "Doydun mu?" Yakınımda olan gözlerine bakarken olumlu anlamda başımı salladım.

Ayağa kalktığında gülüşmeler tebessüme döndü "Noldu oğlum?" Bana elini uzattı "Biz çıkalım Annem, akşam görüşürüz." "Gidin bakalım." Kayra' nın elini tuttuğumda mutfaktan ayrıldık. Hızlı adımlarla çıkış kapısına geldiğimizde ayakkabılarımızı giyinmeye başladık. Kayra, işini bitirsede beni bekledi.

Ağzım aralandığında kararsız kaldım ama yapabilirdim sanırım. "Biz çıkıyoruz Türkan Teyze." İçeriye doğru seslendiğimde "Görüşürüz çocuklar," diye karşılık verdi.

Sokakların arasına karışarak yürümeye başladığımızda karşımıza çıkan bazı insanların üzerinde formalar vardı. Kimisi Galatasaray' ı desteklerken kimisinin üzerinde fenerbahçe forması vardı.

"Doğru bugün maç vardı." Bedenlerimiz yan yana yollardan geçerken o benim sağ tarafımdaydı. "Ne maçı?" Başımı çevirerek yan profiline baktım, hafif çıkıntılı olmasına rağmen düzgün bir burnu vardı ancak benim dikkatimi çeken güldüğünde ortaya çıkan beyaz dişleriydi. "Galatasaray-Fenerbahçe maçı. Yakında bir stadyum var oraya gidiyor." Saçımı kulağımın arkasına yerleştirdiğimde konuştum: "Aslında okul olmasa da biz de gidebilsek, daha önce hiç maça gitmedim." Kaşları havaya kalktı "Hiç mi?" Dilimi damağıma dokundurduğumda dudaklarımdan olumsuz bir nida döküldü. Gerilerek esnediğinde kolunu omzuma koydu. Göz ucuyla sol omzumdaki eline baktım, dudaklarımda ufak bir tebessüm oluştuğunda omzumdaki elinin işaret ve orta parmaklarını tuttum. İkimizin de yüzümde gülümseme varken başımı sol koluna yasladım. "İlk maçını beraber izleyelim mi?"

Dediğinde mutlulukla konuştum: "İzleyelim, çok isterim."

"O zaman önce forma almamız lazım. Gerçi benim geçen seneden kalma vardı ama bu sezon çıkanı alalım. İlerdeki alışveriş merkezi işimizi görür." İstikamet alışveriş merkeziydi. "Kayra, hangi takımlısın?"

"Babam sayesinde bebeklikten beri Fenerbahçeliyim. Mama sandalyesinde bir fotoğrafım var; ellerim, ağzım, yüzüm hep mama. Babam, mutfak tezgahında akşam yemeği için sebze doğruyormuş. Beni fark ettiğinde yüzü dehşete kapılmış, annemse gülerek kamerayı doğrultmuş üçümüzü çekmiş. Bak, sana da göstereyim." Elini cebine attığında telefonunu çıkardı, bahsettiği fotoğrafı açtığında yüzümde güldü. "Tipe bak... Çok tatlısın Kayra."

Kahkaha attığında çenesi yukarı kalktı, belirginleşen elmacık kemiğine odaklandığımda sağ yanağımdaki gamze kendini belli etti. Yola döndüğümde yürümeye devam ettik. "Sen hangi takımlısın Mehir?" Gülerek başımı sağa sola salladım. "Galatasaraylıyım, fanatik değilim ama çocukluktan beri ne zaman sorsalar Galatasaray diyorum." Düşür gibi sesler çıkardı. "Hım... Demek Galatasaraylısın. Peki biz hangi tarafta oturacağız?" Kurumuş dudaklarını yaladı.

Alt dudağımı dişlerimin arasına aldığımda omuz silktim. "Senin için Galatasaray taraftarlarının arasında olurum. Seni yalnız bırakacak değilim." Alışveriş merkezinin girişine geldiğimizde önümüzdeki döner kapıya baktım. Ayak uçlarımda yükseldiğimde çenemi yukarı kaldırarak sakalsız yanağına bir öpücük bıraktım. Dudaklarımı yanağından çektiğimde aramızda birkaç santim bırakarak bekledim, tekrar dudaklarımı bastıracakmış gibi yaptığımda gözlerini yumdu. Güldüğümde onu arkamda bırakarak ilerledim, arkamı dönüp baktığımda donakalmıştı. Dişlerimi göstererek güldüğümde alışveriş merkezine girdim.

🧩

"Hadi..." Futbolcunun kramponlarının ucundaki top karşı takımın kalesine doğru hızla ilerlerken bir kez daha konuştum: "Hadi." Ses düzeyim normal olsada stadyumda çoğu kişi bağırdığı için sesimi yalnızca yanımda oturan Kayra duyabilirdi.

Galatasarayın 42 numaralı oyuncusu, topu takım arkadaşlarından birine paslandığında Galatasaray ilk golü atmış oldu. Stadyumun bulunduğumuz tarafı çoşkuyla ayağa kalktığında herkes çok mutluydu. Kayra ve ben de öyle. Kollarımı boynuna sardığımda onun kolları belimi buldu. Golun sevincini beraber kutlarken gözlerim bir saniyeliğine dev ekranı buldu, kameranın bizi çektiğini fark ettiğimde kameraya yirmi sekiz diş gülerek el salladım. Bedenlerimiz yan yana olduğundan Kayra, sağ elini belime yerleştirdiğinde sol elini tıpkı benim gibi kameraya salladı.

İnsanlar yavaş yavaş yerlerine oturduğunda biz de oturduk. Top Galatasaray' dayken karşı takıma, Fenerbahçe' ye geçti. Fenerbahçe oyuncuları birbiri arasında paslaşarak kaleye doğru ilerlerken rakip takım topu almaya çalışıyordu. Fenerbahçe' nin 53 numaralı oyuncu şut çektiğinde top filelerle buluştu.

Bu sefer stadyumun diğer tarafı ayaklandığında Kayra' da doğruldu, ardından bulunduğu taraf aklına gelmişçesine yerine oturdu. Kulağıma "Fenerbahçeli olduğumu belli etmemem lazım yoksa sağ çıkamam burdan." Gülerek söylediği cümle komik gelsede hüzün barındırıyordu. Keşke insanlar eğlenmek için olan şeylere, can yakacak kadar bağlı olmasalar.

Hakem son kez düdüğünü çaldığında top yine sahalardaydı. Takım arkadaşına atılan paslar çoğunlukla rakip takımın topun hakimi olmasıyla sonuçlanıyor, son dakikalarda final golunu geciktiriyordu. Top bir sarı lacivert bir kırmızı sarı arasında gidip geliyor derken Galatasaray, Fenerbahçe' nin kalesine doğru hızla ilerledi. Maçın bitmesine son iki dakika vardı.

"Gol!" Maç spikerinin çoşkuyla bağırmasıyla maç bitti. Kazanan Galatasaraydı. Ayağa kalktığımızda herkes gibi takımımızı destekledik. "Barış Alper Yılmaz yine yaptı yapacağını, o ne efsane goldü. Tek gol ile maçı aldı."

"Barış' ı seviyor musun?"

"Tabii canım, sevmeyen mi var? Fenerbahçeliyim ama bir fotoğrafımız olsun isterdim." Büzdüğüm dudaklarımı yana kaydığında "Galatasaray' ın teknik direktörü kimdi? İsmi dilimin ucunda ama bulamadım?" Kocaman gözlerle gözlerime baktı. "Okan Buruk." Okan Buruk. Okan Buruk... Buruk... "Okan Buruk ile babam tanışıyor yani yetkili biriyle konuşabilirsem ordan Okan Buruk ile konuşuruz, ardından kiminle istersen fotoğraf çekilebiliriz."

"Ciddi misin?" Hevesle başımı salladığımda çok mutlu görünüyordu. "O zaman beraber çekilelim, ileride bakarız." Yüzümüzden gülüş eksik olmuyordu.

"İleride..."

Bölüm sonu...

Sizden bir isteğim var, kitabımızın daha çok duyulması ve daha fazla kişiye ulaşmaşmamız için kitap hakkında paylaşım yapar mısınız? Yaptığınız gönderileri beğenip, yorum yapıp tekrar paylaşacağım. Yeterki etiketlemeyi unutmayın😅🤍

Kitaplarım hakkındaki gelişmeleri öğrenmek için sosyal medya hesaplarımı takip edebilirsiniz.

İnstagram: nazanatees

X:NazanAtes0

Kendinize iyi bakın, hoşça kalınn...