14. DÜŞLERİMİZ DÜŞÜŞLERİMİZİN ARKASINDA KALDI
Selam...
Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim.
Oturduğum bankta bacak bacak üstüne atmış, yukarıda olan bacağımın üstüne küçük kare tuvali koymuş kara kalem çalışması yapıyordum. Kış mevsimi esen soğuk bir rüzgarla kendini hatırlatırken dişlerim birbirine çarptı. Montumun boyunluk kısmına başımı eğerek çenemi de yerleştirdim. Kayra belimi kavrayan elini biraz daha sıkarak mümkünmüş gibi beni daha çok yanına çekti. O da sol elinde tuttuğu kitabı okuyordu. Bugün bir farklılık yapıp hobileri değiştirmiş gibiydik. Gözlerim, sol elime gelen yanma hissiyle odak değiştirdi. Beyaz elim soğuktan kırmızı kesilmiş artık can yakıcı boyuta gelmişti. "Elim üşüdü."
Gözlerini okuduğu klasikten ayırdığında belimdeki elini çekti. Sağ eli, üşüyen sol elimi tuttuğunda montunun cebine soktu. Başımı bu kez omzuna koyduğumda resmime geri döndüm. "Kayra, üşümüyor musun" Başını olumsuz anlamda salladığında hâlâ kitap okuyordu. "Sadece karnım ağrıyor." Sesi sakin olsada içten bir titreşim barındırıyordu.
A...
• • • •
"Diğerleri gelmeden ben bir lavaboya gideyim, izninizle?" Önce anneme ardından babama baktığımda babam, başıyla beni onayladı. Oturduğum sandalyeden kalktığımda lavabonun yolunu tuttum.
Ailem ve ablamla müstakbel eş adaylarımızın ailelerinin katıldığı şehrin en prestijli ve büyük mekanında akşam yemeği yemek üzereydik. Lavabo, restoranın genel konseptine uygun olarak ışıklandırması azdı. Bu sebeple içerisi karanlık sayılırdı. Lavabonun aynasından kendimi süzdüğümde balık model elbisem vücudumu sarmıştı. Genel olarak elbisemdeki işlemeler, taktığım aksesuarlar istediğim görüntüyü verdiği için makyajımı daha sade yapmayı tercih etmiştim. Portföy çantamdan nude tonlarındaki rujumu çıkardığımda dudaklarıma dokundurarak sürdüm. Lavabonun kapısını açıldığı duysamda dönüpte bakmadım.
Göz kapaklarım gözlerimi örttüğünde ruju çantama geri koyuyordum. Bedenime yaklaşan bedenin nefes alışverişini hissettiğimde hızla arkamı döndüm.
Büyük cüsseye ve tanıdık gelen yoğun erkek parfümüne sahip kişi bedenimi, bedeniyle tezgah arasına hapsetmişti. Yan taraftan kaçmak istediğimde eliyle tezgahı tutarak buna engel oldu. Hızla şansımı diğer taraftan denemeye kalktığımda diğer eliyle de tezgahı tuttu. Tam anlamıyla bedeni ve tezgah arasında sıkışmış kalmıştım. Sağ elimde tuttuğum çantayı önemsemeden ellerimle onu göğsünden itmeye çalıştım.
Bedenini bedenime bastırdığında "Bıraksana beni." Ağzımı bu sefer kocaman açtığımda çığlık atmaya hazırlanıyordum ancak eliyle ağzımı örttü. Dışarıda yağan sağanak sadece sesiyle değil patlayan yüksek şimşeğin pencereye vurmasıyla kendini belli ettiğinde beden aydınlandı.
Giray' dı. Giray Çetiner' di.
Yüzlerimiz tıpkı bedenlerimiz gibi yakınken Giray, gözlerimin derinine bakıyordu; ben ise titreyen gözlerle onun yeşile çalan gözlerine bakıyordum.
Ağzımı kapatan elinin bileğini tuttum, çattığım kaşlarımla yüz ifadem adeta 'bıraksana beni' diyordu. "Elimi çekeceğim bağırma sakın," Gözlerimi devirdiğimde başımı sallayarak onayladım. "Ne yaptığını sanıyorsun sen! Gerilim filmindeyiz de benim mi haberim yok, arkamdan sinsice yaklaşmak ne?" Siniri ve endişeyi aynı anda barındıran yüzümü önemsemeden güldü "Sürpriz yapmak istedim." Dudaklarını yaladığında dudaklarıma bakıyordu. Aklından bile geçirme Giray.
"Epey sürpriz oldu, ne kadar korkttum senin haberin var mı?" Sitemli sesimle gözleri, tekrar gözlerime tırmandı. "Bana da ilk öğrendiğimde sürpriz oldu Mehir." Yüz ifadem neyi kast ettiğini anlamadığımı belli ederken ağzımı açmama gerek kalmadı. "Kayra ile ilişkin diyorum." Dudaklarımı birbirine bastırdığımda tek çizgi hâlini aldı. Nasıl öğrenmişti? Gerçi beni seven olduğu kadar sevmeyen de çoktu, yetiştirmiş olmalıydılar. "Kiminle istiyorsan gez takıl, bu işin sonunda benim nişanlım olacağını ardından evleneceğimizi unutma." İşaret parmağını bana doğru salladığında Kayra' yı öğrendiğine mi şaşırmalıydım yoksa açıkça yaptığı tehdide mi sinirlenmeliydim henüz karar verebilmiş değildim ancak Giray, tekrar söze girdi: "Hatta Oktay Amcaya söylememe konusunda neden bu kadar ısrarcıyım, bilmiyorum?" Yüzü alaylıydı "Söyleyeyim ve şu sizin masum küçük aşkınızı bitirsin." Başımı reddetmek ister sallarken gözlerimin dolmasına engel olamadım. Söyleyemezdi, söylememeliydi. Henüz çok erkendi, belki babamı ikna edebilirdim söylerse tüm ihtimalleri benden çalacaktı. "Söylemememi ister misin?" Yutkunduğumda "Evet..." Fısıltılı sesimin ardından nefesim yüzüne çarpttı. "Bu gece nişan konusu tekrar gündeme gelirse ağzını açmayacaksın, en küçük bir itiraz bahane istemiyorum." Ona güvenmiyordum aklına koyduysa her halükarda yapacaktı ancak elimden bir şey gelmiyordu. "Tamam." El mahkum kabul ettim.
"Şimdi ben çıkacağım. Beş dakika sonra da sen gelirsin." Başımı salladığımda gülümsedi ardından kapıyı açtığı gibi etrafı kolaçan etti, gözden kaybolduğunda arkamı dönerek aynadan kirece dönmüş yüzüme baktım. Bedenim titrerken gözümün önü karardı, şu an da bayılmak en son isteyeceğim şeydi. Bu yüzden ellerimle sıkıca tezgaha tutundum.
Kendimi biraz daha iyi hissedince musluğu açarak avucumu suyla doldurdum, ağzımı çalkaladığımda doğrularak aynadan kendime baktım.
Hallediceksin. Bir şekilde bir yolunu bulacağım, hep buldum. Güçlü olurken iyi kalmak zor olsada, bunun için savaşmaya devam edeceğim.
Başımı dikleştirdiğimde az önce hiçbir şey yaşanmamış her şey normalmiş gibi masamızın yolunu tuttum. Babam beni gördüğünde "İşte Mehir kızımız da geliyor, nerde kaldın kızım?"
Sandalyeme oturduğumda tevazu olmaya çalışarak gülümsedim, göz ucuyla Giray' a baktığımda gözlerimizin temasından yalnızca ikimiz haberdardık. "Lavaboda biraz sıra vardı. Beklediğiniz için sağ olun."
"O zaman başlangıcı yapalım mı?" Büyükler onayladığında etrafımızda pervane olan garsonlar servise başladı.
"Oktay, yeni açacağın şirket hakkında ne planlıyorsun?" Babam beyaz şarabıyla ağzını ıslattığında, "Aslında henüz kesin bir şey yok sadece fikir olarak var. Yeni şirket konusunu kesinleştirirsem, ki bu muhtemel..." Şarabından bir yudum daha aldı. "Güçlü yatırımcılar bulmalıyım. Bu yaştan sonra maceraya atılamam." Ağzındaki lokmasını bitiren Kemal eniştemin babası Hulusi Beyoğlu, babamı başıyla onayladı. "Bu akşam burada toplanmamızın bir sebebi de buydu, değil mi?" Dişlerini göstererek güldüğünde "Ben varım, ortağın olmaya hazırım ancak..." Babamın kaşları çatıldığında durumu kavramaya çalışır gibi bir hâli vardı. "Ancak... Ne?"
"Biliyorsunuz Oktay Demirel, Zehra kızımızla oğlumuz Kemal' in nişan olayı çok uzadı. Bence artık bu nişana bir son vermeli ve onları evlendirmeliyiz." Kemal eniştemin annesi Selma Beyoğlu, babam şaşırtan sözleri söylemişti. Babamın şaşkın ifadesini yalnız ben fark edebilmiştim çünkü onu en iyi ben tanıyordum. Babam kendini çabucak toparladığında "Elbette. Çocuklarda evlenmeye çok istekliler. Yalnız biliyorsunuzdur Zehra, Londra' da ardından onu Paris' e yollayacağım. Evlilik için telaşlı ben de kafa dağıtması adına onu yurt dışına yolladım, şimdi mağaza mağaza geziyordur."
"Aa bu güzel bir fikir. Ben müsait bir zamanda onu arayıp yanına gitmeyi teklif edeceğim. Kıza da moral olur." Ablamın biricik kayınvalidesi, gelinini yalnız bırakmak istemiyordu.
"Evlilik konusu açılmışken Mehir ve benim iptal olan nişanımı ne yapacağız Oktay Amca?" Giray, gözlerimin içine bakarken keyifli duruyordu. Ben ise durgundum, sadece olacakları izliyordum. Başımı babama çevirdim ve vereceği kararı beklemeye başladım. Neticede kızlarının hayatı hakkında söz sahibiydi.
"Haklısın oğlum." Devrim Çetiner, kısa olan tırnaklarıyla masaya vurup bir ritim oluşturduğunda dikkatleri üzerine çekti. "Tam yüzükler takılacağı vakit polisler evinizin bahçesini bastı ve bir bomba ihbarı üzerine geldiklerini söylediler. Ancak ortalıkta herhangi bir bomba yoktu, yanılıyor muyum Demirel?" Babam kaşlarını çattı "Ne demek istiyorsun? Açık konuş."
"Demek istediğim şu ki, bomba yokken polislerin bomba ihbarı üzerine gelmeleri çok saçma değil mi? Kim bu nişanın olmamasını ister?"
"Bir sevgili..." Giray' ın fısıltılı sesiyle tüylerim diken diken oldu, vücudumun buz kestiğini hissettiğimde bana kararlılıkla bakıyordu.
"Bir şey mi dedin oğlum?" Giray başını salladı "Hayır Baba." Başını eğerek bana baktığında keskin bakışları kesinlikle imalıydı.
"Bak Devrim, eğer bu konuda beni suçluyorsan aramızdaki bağları değerlendirmem gerekecek. Tüm basın oradaydı neden böyle bir konuda gündem olmak isteyeyim? Söylediğin hiçbir söze katılmıyorum, ama sen fikrinde kararlıysan bu nişan olayını bir kez daha düşünmem gerekecek."
"Babam saçmalıyor, siz onun kusuruna bakmayın Oktay Amca. Mehir ve ben birbirimizi bu denli severken gereksiz konular gündem olmasın lütfen." Babamın bir el işaretiyle ara sıcakları getirmeye başladılar, uzunca olan masada servis uzun sürüyordu.
"Mehir' in bu nişan hakkındaki fikirlerini merak ediyorum doğrusu." Annemin sözleri üzerine ağzım şaşkınlıkla aralandı. Annem, beni düşünüyordu. Üstelik babamın sözünün üstüne söz söylüyordu, bu inanılmazdı ve tarihte bir ilkti. Konuşmak için ağzım aralandığında Giray, ayağıyla bacağımı dürttü. Beklemediğim darbe canımı yaktığında bana 'lavaboda konuştuklarımızı hatırlıyorsun, tek kelime etme.' der gibi bakıyordu.
Önce anneme ardından babama baktığımda yutkundum "Siz nasıl uygun görürseniz."
"Harika. Mehir' de benimle aynı fikirde olduğuna göre nişanı ertelememizin bir anlamı yok değil mi?" Devrim Çetiner, bıçağını kullanarak çatalına bir miktar yemek biçti. "Bana kalırsa Giray, senin biraz daha sorumluluk alman gerek. Yeni şirket için ortaklıkta ben de varım. Çetiner' ler olarak yine arkandayız Demirel. Yalnız, bir şartla..."
"Nedir o?" Babamın cümlesi tüm jest ve mimiklerine yansımıştı. "Nişana da ortaklığa da varım. Sadece nişanı liseyi bitirdiklerinde yapmalıyız diyorum." "Ama Baba..."
"Kes. Şirketlerimizden birini niye kaybettik Giray? Söylesene Oktay amcana da." Giray başını eğdiğinde suçlu duruyordu. "Benim beceriksizliğim yüzünden."
Devrim Amca, ağzındaki lokmayı bitirdiğinde masadaki tüm yüzlere baktı. "Nişan liseyi bitirdiklerinde olsun ayrıca bu yeni kuracağımız şirketi Demirel, okulunu bitirince Giray devralıcak. Ne dersin?" Babam düşünceliydi, Giray' ı sevmediğini dahası ona güvenmediğini biliyordum. Yinede beni evlendirmekten çekinmemişti. Şu ana kadar...
"Olur. Biz bir aileyiz."
• • • •
Gece çoktan bittiğinde herkes toparlanmaya, ayaklanmaya başladı. Babamlar restorantın çıkışına doğru ilerlerken onların peşinden ilerliyordum. Giray, kolumu tuttuğunda önümüzde duran ailelerimize seslendi "Siz gidin, biz birazdan geliyoruz." Fertler bir saniyeliğine arkalarını dönerek bize baktığında yüzlerinde bir tebessüm oluştu. "Gençler yalnız kalmak istiyorlar." Selma Beyoğlu' nun sözleriyle hayal kırıklığıyla aileme baktım. Bizi Giray ile baş başa bırakmışlardı.
Kolumu çektiğimde çatık kaşlarla ona baktım. "Bıraksana kolumu Hayvan." Kolumu daha çok sıktığında zar zor çıkardığım sesimle "Eskiden seni sadece sevmiyordum. Şimdi senden nefret ediyorum, duydun mu beni?.." Kolumu bıraktığında yüzüme yaklaşarak konuştu "O sahte bomba ihbarını sevgilin düzenledi değil mi? Kayra." Başımı olumsuz anlamda salladığımda güldü "Bunu şimdiye kadar nasıl düşünemedim? Tam bir aptalım."
"İlk kez sana katılıyorum, ama Giray unuttuğun bir şey var; bomba ihbarını Kayra düzenlemedi. Onunla o zaman tanışmıyorduk bile, ayrıca Kayra benim sevgilim falan değil."
Bomba ihbarı konusunda yalan söylemek zorunda kalmıştım çünkü Kayra' yı tehlikeye atamazdım.
"Bu burda bitmedi Mehir, Kayra hayatımı niye sabote ediyor öğrenecek ardından ona dersini vereceğim."
"Hayatını sabote eden Kayra değil, dediğim gibi onun bu durumla alakası yok. Düşmanını başka yerde ara." Yüzüme daha fazla yaklaştığında "Bu kesinlikle burda bitmedi Mehir." Çenemi kaldırarak duruşumu dikleştirdim. "Elinden geleni ardına koyma."
Önde Giray, bir metre kadar arkasında ben dışarıya çıktığımızda herkes kendi aracına bindi. En sağda babam ortada annem ve sol cam kenarındaki yerimi aldığımda araç hareket etmeye başladı. İbrahim Abi diğerlerine korna çaldığında restoranı çoktan arkamızda bırakmıştık.
Annem kulağıma eğildiğinde sessizce "Erkek arkadaşın olduğunu biliyorum," dedi. Bugün daha ne kadar şaşıracaktım, sanırım kotamı doldurmak üzereydim. "Evet anne Oğulcan var." Güldüğünde başını salladı "Oğulcan' dan bahsetmiyorum. Yeni, üstelik sana Oğulcan' dan da yakın biri." Kaşlarım çatıldığında yüzüne baktım, gülmesi bu durumdan hoşnut olduğunu mu gösteriyordu? "Nerden öğrendin Giray mı söyledi?"
"Giray' da mı biliyor?" Yüzü dehşete kapılsada sessizliğini korumaya çalıştı, babam duymamalıydı. "Maalesef. Nerden, nasıl öğrendi bilmiyorum." Omuz silktiğimde gözlerimi annemin yüzüne çevirdim "Peki sen nerden öğrendin Anne?"
"Okulda olan maskeli balo gecesi telefonunu odanda bırakmışsın..."
Gardrobumdan siyah topuklu ayakkabılar aldığımda yatağımın köşesine oturarak giyindim. Giyindiğim gibi kapıya yöneldim çıkacağımda gözüm makyaj masamın üzerindeki telefonuma ilişti ancak yanıma almayarak odadan çıktım.
"Sonra ablan odana girmiş." Gözlerim dehşetle açılmış olup biteni kavramaya çalışıyordu. "Telefonunu kurcalayınca adı üstlerde olan biriyle fazla sıkı fıkı olduğunu fark etmiş, şu an sevgilin muhtemelen değil mi?" Gözlerimi bir saniyeliğine yola ardından annemin yüzüne çevirdim. Babama baktığımda tabletinden işler yapmakla meşguldü. "Sevgili değiliz yani öyleyiz gibi de henüz değiliz." Yüzümü buruşturduğumda "Şu an her şey çok yeni ve karışık." Ağzımdan nefes alıp verdiğimde "Peki ablam başka bir şey biliyor mu? Yani mesajlarımızı okumuş mu?" Alt dudağımı ısırdığımda annemden duyacağım cevaptan hem korkuyor hem de duyma ihtiyacı hissediyordum. "Hayır o kadarını bilmiyorum fazlasından bahsetmedi. Mehir, yanlış bir şey yapmadın değil mi?" Göz bebeklerimin büyüdüğünü hissettim. "Yanlıştan ne anladığına bağlı." Annem dudaklarını birbirlerine bastırdı. "En güvendiğim kızımsın Mehir, beni yanıltma." Dudaklarını saç diplerime bastırdı. "Ayrıca görüştüğün oğlanla tanışmak istiyorum." Kaşlarım havaya kalktı "Cidden mi?" Başını salladı.
Annem sırtını koltukla buluşturunca kolunu uzatarak ayırıcı camı kapattı, bu sayede İbrahim, bizi duyamazdı.
"Cidden liseyi bitirdiklerinde Mehir ve Giray' ı evlendirecek misin? O bir baltaya sap olamamış oğlanın üzerine yeni kuracağımız şirketi ve şirketlerimizden hisseyi verecek miyiz?" Babam başını olumsuz anlamda salladı "Hayır. Çetiner' lerin bendeki limiti çoktan bitti, onlarla hiçbir işimiz kalmadı, sadece... Aramızdaki bağı sıkı tutarak her şeyin yolunda olduğunu hissettireceğiz."
"Baba hatırlat evde sana sarılacağım." Gülerek başını salladı, babamın uzun zaman sonra ilk kez güldüğünü görmüştüm.
"Peki ya liseyi bitirdiklerinde?.. O zaman elimizde bir bahane kalmayacak." Annemin gözleri endişeyle parladığında "Ben bir şekilde halledeceğim." Babamın her zamanki öz güvenli sesi annemi rahatlatmıştı.
'Hallediceksin. Bir şekilde bir yolunu bulacağım, hep buldum.' Daha öncesinde kendime söylediğim cümleler bana yine bir şeyi hatırlattı. Görmek istemediğim her fark ettiğimde reddettiğim olayı.
Babamın kızı oluşumu.
"Madem beni Giray ile evlendirmeye niyetiniz yoktu, neden nişanlamaya kalktınız?" Yanımdaki annemi es geçerek direkt babama bakıyordum. "Başlarda niyetimiz vardı ancak Çetiner şirketi her geçen gün güç kaybediyor. Onlar son güçlerini kaybetmemek için kullanırken onlardan yararlanıp işimiz bittiğinde başımızdan def edeceğiz."
Yanılmışım, ben babamın kızı değilim.
Araba evimizin bahçesine girdiğinde arabadan indim. Direkt odama yönelirken yoğun geçen akşamın ardından ılık bir duş almak ardından günlüğüme yazı yazmak istiyordum...
Duşumu alıp üzerime rahat bir şeyler giydiğimde babamın çalışma odasına doğru ilerledim. Biliyordum böyle akşamlar da uyumaz, defterine her ihtimali not alırdı. Oktay Demirel kaybetmeyi sevmezdi.
Kapısını tıklattığımda "Gir!" sesini duyunca içeri girdim. "Mehir şimdiye kadar yatman gerekmiyor muydu? Yarın okul olduğu unuttun herhalde?" Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdığımda başımı salladım "Unutmadım birazdan yatacağım. Bir şey isteyebilir miyim?" Masasındaki kağıttan başını kaldırıp bana baktı "Ne istediğine bağlı." Masasının önündeki koltuğa oturdum. "Polisler nişanı basıp gerekçe olarakta bomba sinyalleri aldıklarını gösteren bir kağıt göstermişlerdi ya..." Kaşlarını çattığında yüzüme dikkatle bakıyordu "Ona ihtiyacın yoksa alabilir miyim?" Masasıyla birleşik çekmecesini açtı, "Bununla ne yapacaksın? Bahçeyi kontrol etmelerine rağmen herhangi bir şey bulamadıklarını biliyorsun." Odanın atmosferi gerildiğinde yumuşatmam gerektiğini hissetmiştim. "Kutlamak için yeni bir güne ihtiyacım var." Gülmeye ve güldürmeye çalıştığım cümlemle başarılı olmuştum, babam gülerek bana kâğıdı uzattı. Kağıdı aldığımda yanına giderek sandalyesine rağmen ona olabildiğince sarıldım. "Teşekkür ederim Baba. Teşekkür ederim." Şimdi gerçekten mutluydum.
"Hadi bakalım şimdi çalışmam gerek." Onu onayladığımda odasından ayrılarak odama döndüm. Kâğıdı yatağımın üzerine fırlattığımda döner sandalyeme oturdum sandalyemin üç yüz altmış derecede birkaç tur dönmesi planımda olmasada keyifle gülümsedim.
Masama döndüğümde günlüğüme yazmaya devam ettim.
Evet, almayı başardım. O kadar mutluyum ki! Yarın için sabırsızlanıyorum. Umarım o da beğenir.
İyi geceler Sevgili Günlüğüm...
🧩
"Nereye gideceğiz? Bir anda bu da nerden çıktı Mehir?" Cebimdeki telefon gelen bildirimle titrediğinde kimden geldiğini az çok biliyordum. Bunu zaten uzun zamandır planlıyordum. Telefonumu açıp gelen mesajı okudum ardından yanıtsız bırakmamak adına mesaja beyaz kalp bıraktım. "Aslında bir anda gelen bir fikir değil, her şeyi planlamıştım. Sadece bana ayak uydurabilir misin?" Başını salladığında okulun koridorunda çıkışa doğru yürüyorduk. "Yeni bir fikir değilse niye sabah söylemedin?" Dudaklarım gerildiğinde büyük bir tebessüm uyandı "Sabah söyleseydim tıpkı şu anda olduğu gibi sorular sorardın ve ben senin kızıla çalan gözlerine bakarken cevaplayıverirdim ama olmaz, sürpriz. Okul çıkışına kadar zor dayandım zaten." Kayra, ön taraftaki çıkışa doğru ilerleyecekken elini tuttum. Başını sağ omzunda çevirerek arkasında kalan bana baktı. "Arka kapıdan çıkmalıyız. Şoförümüz İbrahim Abi, beni görmemeli." Sessizce beni onayladığında bulunduğumuz koridorun tersine gittik, itme çubuklu kapıyı açtığımda bahçeye çıktım, Kayra ise hemen arkamda peşimden geliyordu.
Okul bahçesinden tamamen çıktığımızda kaldırımın kenarında yan yana yürümeye başladık. "Şoförünüz... Seni göremeyince babana haber verecek. Başın belaya girmesin." Dudaklarımın arasından olumsuz bir nida döküldü "Babam beni arayıncaya kadar aramayacağım. Hem başım derde girecekse bile böyle güzel bir şey için girsin, değil mi?"
"Daha çok merak ettim şimdi." Yüzüne baktığımda gülüyordu, gülüşümü bastıramadım. "Olmaz... Sabret." Omuz silktiğimde gülüşüm yavaşça söndü. "Aslında... Ya da boş ver, başka zaman konuşabiliriz." Gözlerinin içinde merak duygusu ışıldadı. "Söyle Mehir."
"Giray..." Huzursuzlukla dudaklarımı birbirine bastırdım. "Giray ne alaka şimdi?" Birkaç adım atıp ilerlediğimde yanıma olmadığını fark ettim. Arkamı dönüp baktığımda olduğu yerde kaldığını fark ettim. Elimle gelmesini işaret ettiğimde yeni idrak etmiş gibi bir yüz ifadesi takındı.
"Dün akşam yemeği için Beyoğlu' nda bir restorantaydık." Kıstığı gözlerini başını bana çevirmeden doğrulttuğunda aramanızdaki boy farkına rağmen alttan alttan gözlerine baktım. "Üzgünüm ama ailelerimizin de katıldığı bir yemekti. Seçme şansım yoktu. İçini rahatlatacaksa eğer tüm geceyi bugünü düşünerek geçirdiğimi söylemeliyim." Sesim sonlara doğru cıvıldaşırken huzurdan kısılan gözlerimle yüzüne baktım. Huzurdan kısılan gözler? Bunu yapabildiğimi ilk kez fark ediyordum acaba Kayra' dan öğreneceğim başka neler vardı?
Az önce bozulan morali söylediklerimden sonra düzelmiş, keyfi yerine gelmişti. "Öyle mi?" Başımı salladığımda "Öyle."
Sol elinin parmaklarını sağ elimde hissettiğimde onu kabul ettim, ellerimiz birleştiğinde keyifle yürümeye devam ettik. Gülüşüm durulduğunda bunun uzun sürmeyeceğini biliyordum. Ya bana inanmayıp dinlemeden beni terk ederse... Sanırım söylemekten başka çarem yok.
Sağ tarafa dönerek yüzlerimizi karşı karşıya getirdim. Boşta olan ellerimizi de beni kavuşturunca gözlerime anlamak ister gibi baktı. "Giray bomba ihbarını senin yaptığını biliyor."
"Ne?.." Tuttuğu ellerimin bollaşmasını ve sonunda yalnız kalmasını beklerken daha sıkı sardı.
"Duydun işte, henüz emin değil ama şüpheleniyor. Kayra... Ben söylemedim gerçekten hem söylesem sana gelip niye anlatayım ki?."
"Söylemediğini biliyorum. Önemli değil bırak şüphelensin. Hiçbir şey ispatlayamaz, bir ihtimal dışında... Ama Giray' ın o kadar zeki olduğunu düşünmüyorum sorun yok." İstemeden kastığım kaslarım gevşediğinde derin bir nefes aldım "Ciddi misin?" Başını salladı "Sorun yok."
Gözleri arkada kalan yola baktığında yüzüme bakmadan "Gideceğimiz yere daha var mı? Taksiye binelim mi?" Başımı salladım "Geldik zaten."
"Geldik mi? Burda hiçbir şey yok." Çattığı kaşlarıyla etrafa bakıyordu, bana baktığında kaşları gevşedi. "Şurayı da geçtiğimizde göreceğiz." Yürümeye devam ettiğimizde konuşmaya devam ettim: "Buraya uzun zamandır geliyorum, ailem çocukluğumuzdan beri ablam ve benim eğitimimize büyük önem verdi. Her alanda kendimizi geliştirmemizi istediler." Aile dostumuzunun çiftliğine gelmiştik.
"Gel, içeri girelim." Çiftliğin kapısına geldiğimizde henüz çalmamıştım ama kapı açıldı. Kapının ardında çiftliğin sahibi Selahattin Amca vardı. Beni görünce güldü, güldüğü için kısılan gözlerine baktığımda gülümsedim, usulca sarıldım.
Kayra' nın yüzüne baktığında başıyla selam verdi. "Nasılsın?" "İyiyim kızım nasıl olayım. Sen nasılsın, ne yapıyorsun? Epeydir gelmedin sen de Oktay Bey de."
Başımı salladım "Ben de iyiyim, okullar açıldı, seneye de üniversite sınavı var öyle oyalanıyoruz işte. Babam da yeni bir şirket üzerinde çalışıyor yani anlayacağınız çok meşgul bu aralar, yalnız size selamı var." Babam buraya geleceğimi bile bilmiyordu. Ne diyecektim Kayra ile at binmeye gittik mi?
"Sen de selamımı söyle." Ahıra doğru ilerlerken "Olur söylerim," dedim. "Telefonda dediğin gibi at binmeye geldiniz değil mi?" Kayra' nın yüzüne baktım. Hiçbir şeyden haberi yoktu, daha bu ne ki Kayra'm. "Öyle mi Mehir?" Kulağıma fısıldadığı kelimelerden öte kulağıma boynuma çarpan nefesi içimi ürpertti. "Öyle. Üstelik bu yalnız başlangıç." Heyecanlandığım sesime yansımıştı. "Ne için?" Kibarca gülümsediğimde ahıra ilerleyen amcanın peşinden ilerledim ve Kayra' yı arkamda bıraktım. Güldüğünü dahası peşimden geldiğini biliyordum.
Atlar, kendileri için ayrılan bölmeden başlarını çıkarmış etrafa bakıyorlardı. Ahırda dolaşmaya ve atlara bakmaya başlasamda gözlerim yalnızca bir tanesini arıyordu; çocukluğumdan beri üzerinden inmediğim atım. Onu, Kızıl' ı gördüğümde gülerek yanına gittim, beni fark edince kişnedi. Adını, kızıla çalan kahverengi tüylerinden almıştı. Ellerimle boynunu severken yanağına bir öpücük bıraktım. "Oğlum... Ben geldim." Yüzünü ve saçlarını sevdim. "Tanışıyorsunuz sanırım." "Evet, ben küçükken o da küçüktü tam bir tay değildi daha büyüktü, ama şu anki gibi güçlü, kaslı ve yakışıklı değildi."
"Güçlü, kaslı ve yakışıklı... Başta attan bahsettiğini bilmesem beni anlatıyorsun sanacaktım." Fısıltılı sesi üçümüzün arasındaydı, amca bu sohbetten payını almadı. "Söylememe gerek var mı?.. Zaten öylesin." Ben Kayra' dan da sessizdim. "Düşüncelerini dile getirir miydin sen... Bana kendini kapatma Mehir, nasıl rahat oluyorsan öyle ol, ama duygularını yalnız yaşama. Ben burdayım, yanındayım."
Gözlerimde parlayan yıldızları hissedebiliyorken "Biliyorum. İyi ki varsın..." Dedim. "Sen de öyle."
"Sen hangi atı alacaksın delikanlı?" Kapılar önünde geçerken amca yanıma geldi. "Yakın arkadaşın sanırım." Anlamasına utanmıştım yine de başımı salladım. "İsmi ne?" Gülümsedim "Kayra."
Kayra, beyaz bir atın önünde durdu. Atın yüzüne baktığında atın sarı dişleri göründü. "İsmi ne bu güzelliğin?" Kayra, ata elini uzattığında at elini ısırmaya çalıştı, elini geri çektikten sonra anlayacakmış gibi ata kötü kötü baktı. "Selahattin." Amcaya şaşkınca baktıktan sonra elini bir kez daha uzattı, at, Kayra' nın sevmesine izin verdi. "Selahattin, atın adı." Amca başını salladığında "Evet," sesi gururluydu
"Senin isim?" Amca, Kayra' nın yanına yaklaştı. "Beyaz Saray." Kayra' nın şaşkın ifadesi devam ediyordu, gülmemek için zor duruyordum. "Memleket neresi dayı?" "New York." "Yapma ya."
"Her neyse ben bu güzelliği istiyorum, olur mı?" Amca, atın kapısını açtığında yürüyerek ağırdan çıktılar. Kızıl' ın kapısını açtığımda çoşkuyla arka ayaklarının üstünde yükseldi. Yüksek bir sesle kişnediğinde gülüşümü bastıramadım. "Gel bakalım." Önünde yürürken peşimden geliyordu.
Bahçeye çıktığımızda amca, atlara üzengiyi yerleştirdi. Üzengiye tek ayağımı geçirdiğimde yükselerek ata bindim. Kayra' ya baktığımda o çoktan binmişti. "Bak şu uzaktaki kapıyı görüyor musun?" Sol işaret parmağımı kullanarak işaret ettim. Gördüğünü başını sallayarak ifade ettiğinde sırıttım. "İşte o kapıya kadar yavaşça ilerleyeceğiz, devamı orman. Bakalım beni geçebilecek misin?" Sağa doğru kaçan Selahattin' i dizginle durdurdu. "İddalıyız." Öz güvenle güldüm "Fazlasıyla."
Bahsettiğim gibi kapıyı geçene kadar yavaşça ilerledik, sınırı geçtiğimizde atı koşturmaya başladım. Kayra, bu kadar hızlı başlamamı beklemiyor olacak ki arkamda kalmıştı. Kızıl' ı daha da hızlandırdığımda saçları uçuşuyordu. Fazla vakit geçmemişti ki Kayra ve Selahattin yanımda belirdi. Daha da hızlandım, sadece Kızıl' ın değil benim de saçlarım rüzgarda savrulmaya başladı.
Kayra' yı geçtiğimde keyifle kahkaha attım. Gülüşüm kısa sürdü çünkü bu sefer Kayra, beni arkasında bırakmıştı. Tekrar hızlandığımda Kayra' yı geçtim ancak inişler çıkışlar olsada nerdeyse bire bir ilerliyorduk. Atın üzerinde rahat hareket edebilmek için sadece gömleğiyle kalmıştı, gömleği rüzgarla dolduğunda dalgalanıyordu.
Islak toprağın kokusu atların nallarının çıkardığı sesler hepsi birbirine karışmış huzur yaratıyordu. Keyifli hissedişim yüzüme de yansımıştı; mutluluktan gülümserken gözlerim kısılmıştı. "Gülmekten önümü göremiyorum." Neşeli sesimi duyunca başını yoldan çevirip bana baktı. "Ben seni kolluyorum."
Kayra' nın tarafına baktığımda hâlâ yan yanaydık. Son kez atımı hızlandırdığımda onları arkamızda bıraktım. Yolun sonuna geldiğimizde Kızıl' ı yavaş yavaş durdurmaya başladım.
Kızıl ve Selahattin durduğunda Kayra' nın yüzü buruşmuş eli karnındaydı. "İyi misin?" Göz kapakları örtündüğünde acının geçmesini bekliyordu. "İyiyim." Teni özellikle yüzü beyazlamıştı. "Emin misin, bembeyaz olmuşsun." Başını salladığında atlayarak attan indi. "Sanırım rüzgar çarpttı, bir şeyim yok." Kızıl' dan indiğimde aramızdaki mesafeyi azalttım, karnının üzerine koyduğu eline elimi bastırdığımda elini ters çevirerek parmaklarımızı birleştirdi. "Şimdi geçti."
Yanaklarım ısındığında gülümseyerek başımı eğdim "Gel." Ormanın içine doğru ilerlerken ellerimizi ayırmadık, ben önde ona yol gösteriyordum. Ahşap barakaya geldiğimizde etrafı süzdü "Niye buraya geldik?"
İmalı bir tonda "Acaba?" Derken aklıma nişanın iptal olmasının ardından konuştuğumuz gece gelmişti. "Ne acaba?" Güldüğünü duyduğumda arkamı dönüpte bakmadım, sadece sesini duymam bile gülümsememe yeterli olmuştu. "Hatırlıyorsun."
"Nasıl unuturum?.." Düşünür gibi ses çıkardığımda anahtarı yerine yerleştirdim. Kayra' nın arkasına geçtiğimde ayak uçlarımda yükselerek gözlerini ellerimle örttüm. "Kapıyı açar mısın?" Kollarım arasındaki mesafeye bak. Senin sırtın bu kadar geniş miydi?..
"Hiçbir şey göremiyorum Mehir." Başımı kulağına yaklaştırdığımda güldüm "Yapabilirsin." Anahtarı çevirdiğinde kapı tok bir sesle açıldı, geriye yalnızca aralandığında çıkardığı gıcırtı kaldı. İçeri girdiğimizde kulağına doğru "Şimdi ellerimi çekeceğim ama ben söyleyene kadar açma, olur mu?" Ne olacağından bihaber Kayra, çaresizlikle başını salladı. Ellerimi çektiğimde barakada duyulan tek ses iki sefer yaktığım çakmaktı.
"Açabilirsin." Gözlerini açtığında gözleri önce gülen yüzüme ardından ellerimde tuttuğum pastaya kaydı. Hâlâ neler olduğunu bulamamış gibiydi. "Yakınlaş ve karta bak." Bir adım attığında pastanın üzerindeki kartı eline aldı. "'Buldun mu beni?' Ben buldum, doğum günün kutlu olsun." İlk cümlem bana söylediği, attığı ilk mesajdı. Özel olan anımızda burda, bizimle olsun istemiştim.
"Mehir... Bu..." Kayra' nın eli karnına giderken yere yığıldı. Pasta elimden kayıp düşerken bedenimi şaşkınlık ele geçirdi. Hızla yanına oturdum, titreyen ellerimle çantamdan telefonumu çıkardım ve 112' yi aradım. "Erkek arkadaşım bayıldı. Eli karnına yakın, kalp krizi geçirmesinden korkuyorum." Telefondaki kadının söylediklerini duyduğumda gözlerim göğsüne odaklandı. Burnumu çektiğimde "Nefes alıyor," dedim. Bulunduğumuz yerin adresini verdiğimde baraka da dolandım. Tahmin ettiğim gibi dolabın içinde su vardı. Pet şişelerden birini aldığımda Kayra' ya yaklaştım, yanına diz çöktüğümde avucuma döktüğüm suyla yanaklarını alnını sildim. "Dayan geliyorlar birazdan." Gözümden bir damla yaş aktığında kolumu kaldırıp omzumla sildim. Kayra' nın sağ elini avuçlarımın arasına aldığıma bir öpücük kondurdum ardından yanağıma yasladım. Yanağımdaki göz yaşı eline bulaşmıştı.
• • • •
Odamda yatağıma yüz üstü uzanmış pencereden dışarıya bakıyordum. Bakıyordum ancak seyretmiyordum yalnız gözlerim oraya odaklanmıştı. Telefonuma gelen bildirimle hızla doğruldum, komodinin üzerindeki cihazıma sarıldım. Ekranda bildirim yoktu, yanılmıştım.
Hayal kırıklığıyla telefonumu usulca komodine koydum. Makyaj aynamdan yüzümü gördüğümde zihnimi susturamadım. Bu kadar güçsüz müsün? İçimde her şeyden ve herkesten kaçınan kız, olduğu yerden usulca fısıldadı. Kendimi kötü hissediyorum. Bazen bahanelere sığınırsın...
Peki ya Kayra? Bayılan ve şu anda hastanede yaşam mücadelesi veren o iken kim daha kötü durumda düşün. İki yönüm birbirinden farklıydı, gride buluşmaya niyetini yoktu. Keskin çizgileri vardı. Elimden bir şey gelmiyor, yapamıyorum... İstediğinde bir yolunu bulursun çünkü istersen engelleri bir şekilde aşarsın. Haklısın, bir yolunu bulabilirim. En azından deneyeceğim.
Yatakta doğrulduğumda gardırobumun kapağını açtım. İçinden siyah tayt, beyaz kapüşonlu ve mont çıkardım. Hızlıca üzerimi değiştiğimde pencereyi açtım ardından ellerimi pervasına yasladım. Camdan dışarıya baktığımda çatının daha altta olan kısmına atlayabilirdim, ama bahçedeki korumaları nasıl aşacaktım? Sanırım Tanem' e özeniyordum ama imkanlar aynı değildi, yapamazdım. Hayal kırıklığıyla yatağa oturduğuma tekrar ağlamamak için zor duruyordum.
Telefonuma mesaj gelmesiyle öncekine göre epey hevessiz, umutsuz elime aldım. İbrahim Abi' den gelen mesajla kaşlarım çatıldı.
"Çabuk gel. Ben götüreceğim." (02.22)
Telefonumu cebime koyduğumda ayaklarıma siyah spor ayakkabıları geçirdim. Neredeyse koşar adımlarla dışarıya çıkmaya çalışırken başkalarına ait adım seslerini duymamla temkinle ilerledim.
Arabaya yaslanmış beni bekleyen İbrahim Abiyi görmemle çabucak arka koltuğa yerleştim. Etrafı kolaçan ettiğinde şoför koltuğuna geçti. Arabayı çalıştırıp bahçeden çıktığında hızlanmaya başladı. "Bir yere gitmek istediğimi nerden bildin?" Yaşadığım adrenalinden olsa gerek içim pır pırdı. "Sizi ambulansa almadıklarını anlattığınızda çok içten ağlıyordunuz. Ayrıca gizli gizli buluşmalar vs. biz de genç olduk." Açıklaması o kadar mantıklıydı ki bir şey diyemedim. Yumruk yaptığım elimin parmak kısmını ağzıma tuttum. "Nasıl oldu, İyi mi şimdi?" Başımı belli belirsiz salladım. "Bilmiyorum. Saatlerdir konuşmadık, konuşamıyoruz. Haber alamadım." Sesim zor çıkmıştı. Gözlerimden yaşlar akmaya devam ettiğimde torpidodan mendil ve kolonya çıkarmış, kolunu ters çevirerek bana uzatmıştı. Uzattıklarını aldığımda "Sağ ol." Fısıltılı sesimi duyup duymadığını bilmiyordum ama şu anda bu benim için öncelik değildi.
Vaktiyle ambulanstaki görevlilerden tesadüfen hastaneyi öğrenmiştim, tarif ettiğim yol az kalmıştı. Hastanenin önüne geldiğimizde "Park edecek yer yok, girmeliyim." Başımı salladım, arabadan inmek için kapıyı açacağımda bana döndü "Babanızı eve bırakmaya geldiğimde sizi pencereden gördüm, sıkıntılıydınız ama Mehir Hanım... Babanız öğrenirse sizi ben getirmedim, bu işe ihtiyacım var. Anlayın lütfen." Başımı salladım "Anladım İbrahim Abi, her şey için sağ ol." Kapıyı kapattığımda hızlı adımlarla hastaneye girdim. Danışmadaki kadına "Kayra Güngör. Kayra Güngör' ün yakınıyım, durumu nasıl?"
"Hemen bakıyorum." Bilgisayarından sisteme girdi "Birkaç saat önce apandisit sebebiyle ameliyathaneye almışlar Hanımefendi." "Durumu nasıl?" Sıkıntılı bir nefes aldığımda bedenimi güçlü tutmaya çalışıyordum. "Durumu iyi, şu an cerrahi servisinde 122 numaralı odada." "Sağ ol."
Hangi katta ne olduğunu bilmediğim için asansörü çağırdım, hemen gelmişti. Orda duvara asılı kalın kartondan cerrahi servisinin ikinci katta olduğunu öğrendim. Asansör durduğunda odaların olduğu koridorda ilerlemeye başladım.
Aradığım numara kapıda asılı olunca çalmak için yumruk yaptığım elimi kaldırdım. O sıra da sağ tarafımdan tanıdık kadın sesi geldi "Mehir." Ses Türkan Teyzeye aitti. Başımı çevirip sesin geldiği yöne baktığımda mürdüm rengi scrubs giyiyordu. Şaşkın bakışlarımı hissetmiş olacak ki açıklamaya girişti. "Ben burda çalışıyorum, hemşireyim."
"Güzelmiş, Kayra nasıl?"
"Nasıl olsun, kaç gündür karnım ağrıyor diyordu. Apandisit hiç aklıma gelmemişti, meğer günlerdir bundan kıvranıyormuş yavrum. Ameliyattan çıkardılar birkaç saat önce." Başımı salladığımda dudaklarım büzüldü.
"Narkozluyken hep seni sordu, 'Mehir nerede?' diye." Kaşlarım havaya kalktı "Cidden mi?" Omuzlarımı kavradı "Öyle, babası da içerdeydi tabii... Oğlunun aklını başından alan kızı tanımak istiyor." Gözlerim büyüdü. "Kayra' nın babası yani eşiniz şimdi içeride mi?" Gülümseyerek başını salladı. Türkan Teyze kapıyı açtığında tüm gözler kapıya dolayısıyla bize döndü. Babası oturduğu koltukta ayağa kalkarken Kayra, uzandığı hastane yatağında doğruldu. Dağılmış saçlarının bazıları anlına düşmüştü, göz altları şişmişti. O kadar yakışıklı duruyordu ki.
"Oğlumun sayıkladığı kız sen olmalısın." Elini uzattığında sıktım "Ben Mehir." Memnuniyet ile gülümsediğinde "İlker." Gözleri arkada kalan Türkan Teyzeye baktı. "Türkan ile tanışmışsın." Yüzü düştü "Biraz kötü bir sebepten olmuş ama olsun." İkinci cümlesi Tanem ile geçirdiğimiz kötü geceyi çağrıştırdığından olsa gerek sesi neşeden sıyrılmıştı. "Her neyse, iyisiniz ya şimdi sorun yok."
"Annecim, babacım siz gidebilirsiniz Mehir burda nasıl olsa." Kayra, elini saçlarına attığında dağıttı. "Bak sen." İlker Amca, gülümsediğinde "Gel Hanım, demek arkadaşıyla yalnız kalmak istiyor." Hissettiğim utanç duygusuyla yüzlerine bakamıyordum. "Ameliyattan yeni çıktı ama İlker." İlker Amca, elini eşinin beline koydu "Genç onlar bir şey olmaz, hem baksana Kayra' nın yüzüne; Mehir' i görünce toparlandı." Güldüğünde Kayra' nın yüzüne baktım, dudaklarım hafifçe çekildiğinde Kayra, "Anne mesain bitti, ben de iyiyim. Git eve, dinlen. Yarın sabah tekrar burdasınız nasıl olsa."
"Çocuk haklı, gel Türkan." Kapıya ilerlediler çıkmak üzereyken Kayra' nın annesi "Kendinize dikkat edin." Dedi.
Gittiklerinde başımı sağ omzumda çevirerek Kayra' nın tarafına döndüm, yavaşça yanına ilerlerken gözlerimiz birbirine bakıyordu. Yatağa oturduğumda tek kelime etmeden birbirimizin yüzüne bakıyorduk. Sol elimle yanağını okşamaya başladım "Ağlamışsın." Fark etmesi, fark etmemi sağladığından tekrar ağlayasım geldi. Benim yaptığım gibi eliyle yanağımı okşamaya başladığında başımı eline yasladım. "Çok korkttum." Göz yaşlarımı tutmak istesemde yapamadım, bir damla yaş göz pınarımdan süzülerek Kayra' nın eline bulaştı. "Geçti, şu an çok daha iyiyim." Yastıktaki başını çevirerek pencere baktı "Günlerdir karnımın ağrımasının sebebi buymuş meğer." Tekrar bana baktı "Ama geçti, sen nasıl geldin? Babanın haberi var mı?" Gözlerimin içine bakarken gerçeği saklamak benim için zordu, yutkunduğumda gözlerim serumuna kaydı "Serumun bitmiş hemşireye haber vereyim." Hızla doğrulduğumda koridora çıktım, etrafa baktığımda hemşirelere rastlamadım.
Arkamı döndüğümde Kayra, kapının önündeydi. Hemen yanına gittim "Dinlenmen gerekiyor, ne diye kalkıyorsun?" Serumunu kendi sökmüştü, çatık kaşlarla ona bakıyordum. "Mehir, sakin." Omuzlarımı tuttuğunda beni şu anda varlığını fark ettiğim döner sandalyeye oturttu, sandalyenin sırtı yoktu. "Kayra." Arkama geçtiğinde tekrar omuzlarımı tuttu ardından koridor boyunca süratle gezdirmeye başladı. Koridorun sonuna geldiğimizde döndürdü tekrar sürmeye başladı. Tüm dişlerim gözükürken kahkahamı bastıramadım, başımı arkaya doğru çevirdiğimde güzel dişlerini gördüm. O da gülüyordu o da mutluydu.
"Kayra, ben de seni gezdirmek istiyorum." Gülerken başını olumsuz anlamda salladı "Hadi ya lütfen." Parlayan gözlerime bakarken dayanamamış olacak ki kabul etti. Sandalyeye oturduğunda onu koridor boyunca sürükledim. Koridorun sonunda döndürdüm ve tekrar sürdüm tekrar döndürdüğümde bir ses duydum "Bunu yapamazsınız." Başlarımız sesin olduğu yere döndüğünde tahmin ettiğim gibi bir hemşire vardı. "Hastanede olduğunuzun farkındasınız, değil mi?" Aynı anda başımızı salladığımızda "O halde, hadi odanıza." Azar yiyip tıpış tıpış odasına dönen çocuklar gibiydik. Kapıyı kapatana kadar ciddiyetimizi koruduk, yüzlerimiz karşı karşıya geldiğinde Kayra, tebessüm etti tabii ben de. Tebessümlerimiz kahkahaya döndüğünde yanıma yaklaşarak elini belime koydu. Kollarımı boynuna sardığımda bedenlerimizin arasındaki mesafeyi azalttı. Döne döne odanın içinde ilerlerken bir anda kendimi yatakta buldum.
"Kayra." Sesi çıkmasa da mimikleriyle "Ne?" Dedi. "Dikişlerin..." fısıldadığımda gözlerimin içine bakmayı sürdürdü ardından "Ah!" Gözlerim sonuna kadar açıldığında bir yüzüne bir de görebildiğim kadar karnına baktım "İyi misin? Dikişlerin mi açıldı?" Yanağımı öptüğünde "Şaka yaptım," sesi güler gibiydi. "Aşk olsun." Yatakta oturur hâle geldiğimde koltuğa baktım. "Koltuğu açayım da uyuyalım." Kaşları çatıldığında "Koltuğu niye açacaksın?" Sesi sorgulayıcıydı. "Başka nasıl uyuyacağım?" Gülerek konuşmuştum. "Benimle." Ağzım aralandığında "Nasıl?" Dedim. "Ben buraya yatacağım." Yatağa uzandığında başını yastığa koydu ardından kolunu uzattı. Pazuları gözükürken elini koluna vurdu "Sen de buraya, tabii istersen." Bir sert olduğuna emin olduğum koltuğa baktım bir de pazu... Şey rahat olduğuna emin olduğum yatağa. Ayakkabılarımı çıkardığımda yanına uzandım. Yüzlerimiz birbirine dönükken huzurla gözlerimi kapattım.
Bölüm sonu...
Acil! Mehir ve Kayra' nın ilişkisini nasıl buldunuz?
Sizce bir sonraki bölümde bizi neler bekliyor? Huzur bize haram mı?..
Kayra' nın ailesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Mehir' in ailesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
İnstagram: nazanatees
X:NazanAtes0
Sosyal medya hesaplarımı takip ederek gelişmelerden ve kitaplarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz.
Hoşça kalın💖
Paragraf 1
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬
Yorum Yap