0 %

15. İTAATİN ÇEKTİĞİ SINIRLAR

Yazı Boyutu
100%

Herkese selam...

Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim.

Sırtımdan dürten parmakla başımı sol omzumda çevirdim, gördüğüm katlanmış kâğıdı almak için avucumu arkaya uzattım.

Önüme döndüğümde avuçlarımın arasındaki kâğıdı açtım.

Günaydın ay parçası...

Teneffüste konuşalım mı?

KG

Dudaklarım büzüldüğünde boğazıma sarılmış telleri hissettim. Nefes almakta zorlandığımda gözlerimin sulandığını fark ettim. Göz kapaklarımı örterek fırtınalı okyanuslarımı herkesten gizlemeye çalıştım. Kâğıt parçasını kalem kutuma gelişi güzel koyduğumda zil çaldı. Oturduğum sıradan kalktığımda üzerimdeki bakışlarını hissedebiliyordum. Bakmamaya karar versemde bu kararımı uygulamaya çalışsamda yüreğim irademi dinlemiyordu. Arkaya, sağa döndüğümde hislerimde yanılmadığımı gördüm. Titreyen gözlerime bakan gözleri, hâlimi, tavrımı çözmeye çalışır gibiydi. Yüzünde nedenini çözemediğim gerginlik vardı, umursamaz durmaya çalışarak başımı çevirdim ardından hızlı adımlarla sınıftan çıktım.

Gözlerim dolduğunda perçemlerimin yüzümü gizlemesine izin verdim, güçsüz görünmek istemiyordum. Dudaklarım acıyla gerildiğinde hisslerimi bastırmaya çalıştım ama olmuyordu. Merdivenlere geldiğimde kararsızlıkla başımı önce yukarı sonra aşağıya çevirdim, bahçede çok insan vardı orası olmazdı, yukarı çıkmaya başladım.

Hissettiklerim, kana bulanmış kalbimi kara bir dumanla sarmaya ve yavaşça içine almaya başlamıştı. "Mehir!" Cihan' ın bana seslenişini duysamda onunla duramazdım, o olmazdı. Teras katına geldiğimde ciğerlerime derin bir nefes doldurdum ardından göz yaşlarım bu anı bekliyormuşçasına akmaya başladı.

Terasa benden başka ayak sesleri dahil olduğunda kim olduğunu merak ediyordum ama bakmaya cesaretim yoktu. O kişinin Kayra olmasından korkuyordum, nasıl açıklardım, neyi nasıl anlatırdım?.. Yalan söylemeyi hele ona söylemeyi hiç sevmiyordum. Omzumda hissettiğim elle kapana kıstırılmış hissettim, yutkunduğumda eğdiğim başımı kaldırdım ardından göz ucuyla omzumdaki ele baktım. Kayra' nın eli değildi.

Elin sahibine baktığımda Oğulcan' ı görmeyi beklemiyordum, dudaklarımı birbirine bastırdığımda sarılmam için kollarını açtı. Kollarımı gövdesine sardığımda beni kolları arasına aldı. Ağlamayı sürdürdüğümde başımı, baktığı yöne çevirdim.

Kayra orda, benden uzaktaydı. Yüzündeki ifadeyi çözemiyordum çünkü olanlara anlam veremediği belliydi. Arkasını dönüp ilerlediğinde gitme sırası ondaydı, beni bırakıp gitti.

Sarılmayı bırakıp bedenlerimizin arasına mesafe koyduğumda gözlerimi kaçırdım. "Ben gidiyorum." Alamadığım aldıklarımın da zehir olduğu nefeslerim, sesimin titremesine zor konuşmam neden oldu. "Nereye gideceksin?" Oğulcan' ın yüzü endişeli olsada sesi sakindi. "Bilmiyorum, sadece yürümek istiyorum belki sahile geçerim." Parmaklarımla boğazıma dokunduğumda canım yanıyordu, sanki görünmez iki el boğazımı sıkıyordu.

"Seninle gelmemi ister misin?" Başımı salladım "Sağ ol, gerek yok." Elini destek verircesine sırtıma koyduğunda terastan ayrıldık. "Kayra niye yanımıza gelmedi? Mehir, eğer seni üzdüyse..." Cümlesini tamamlamasını beklemeden söze girdim "Üzmedi ama ben onu çok üzdüm."

"Anlatmak ister misin? Belki çözebileceğimiz bir şeydir hallederiz." Umutsuzca başımı salladım "Halledebileceğimiz bir şey değil." Sınıfın kapısına geldiğimizde bir adım geri attım, Oğulcan' ın sorgulayıcı bakışlarını gördüğümde açıklama ihtiyacı hissettim "İçeri girmek istemiyorum, çantamı sen getirir misin?" Olanlara pek anlam veremesede beni kırmadı.

Sınıfa girmek istemememin sebebi Kayra' yı görmekten korkmamdı. Onun görmek şöyle bir yana dursun, varlığını hissetmem bile ördüğüm duvarların yıkılmasına yetiyordu. İçimden Oğulcan' ın bir an önce gelmesini dilerken karşıdan gelen kişiye gözüm çarpttı, Kayra' ydı, ama o benim aksime yüzüme bile bakmadan sınıfa girdi. Benim tek yapabildiğim gözümü kaçırmakla sınırlıydı.

Oğulcan kapıda göründüğünde uzattığı çantamı aldım, okulun kapılarını bir bir aşmak için yürümeye başladım.

Okuldan ayrıldığımda sahil yoluna gitmeye karar verdim, denizin hırçın dalgaları kayalıklara çarptıkça çıkan köpüklü sesler; zihnimde susmak bilmeyen düşünceler gibi hissettiriyordu.

Yürüdüğüm yollar ise; soyut olarak geçip gittiğim, bazen yorgunlukla olduğum yere kıvrıldığım, dinlendiğimde ve gücümü topladığımda ilerlemeye devam ettiğim, birgün biteceğine inandığım patikaydı.

Denizin yanındaki kaldırıma oturduğumda sırtımı sokak lambasına yasladım. Yüreğimdeki sırrı paylaşma isteğiyle dolup taşarken sırtımı yaslayabileceğim bir direk değil insan, yoldaşım olsun istiyordum.

Candan hissettiğim birini bulmak zordu, bir tane samimi insan... Bir tane... Tanem. Onu arayabilirdim ona güvenip anlatabilirdim. Yüzümde ufak bir tebessüm uyanırken parmaklarım klavyede gezindi.

"Teneffüs olup mesajımı görünce beni arar mısın?" (09.30)

Telefonumun güç düğmesine basıp kilitleyince başımı çevirip denize baktım. Sağ avucumun içindeki telefonum titrediğinde şaşkınlıkla ekrana baktım.

"İki dakika sonra teneffüs olacak, önemli bir şey mi? Dersten çıkabilirim." (09.31)

Derste telefonuyla uğraşması garibime gitsede beni düşünmesi tatlıydı.

"Benim için önemli ama teneffüsü bekleyebilirim. Derste telefonun niye açık?" (09.32)

"Canım sıkıldı oyun oynuyordum." (09.33)

"Derste mi?" (09.34)

"Eet, hoca görüd aricam ben snie." (09.35)

Öğretmenin telefonu fark ettiği, Tanem' in son mesajıyla gayet net anlaşılıyordu.

Dizlerimi kendime çektiğimde meltemin tuzlu kokusunu içime çektim. Telefonum bu kez uzun uzun titrediğinde yeşil tuşa basarak aramayı açtım. "Ben pek iyi değilim, biliyorum okuldasın ama belki öğle arasında veya çıkışta müsaitsen gelebilir misin? İçimi dökmek istiyorum." İçime dar gelen nefesi kurtulmak ister gibi ağzımdan verdim. "Teşekkür ederim düşündüğün için ama derslerden geri kalmanı istemem." Dikkatle dinlediğimde gözlerim kısılmıştı. "Evet, söylemiştin." Karşı tarafı, Tanem' i dinlemeyi sürdürdüğümde beni yalnız bırakmayacağını ve şu anda yanıma geleceğinden bahsediyordu. Ettiğim itirazlar işe yaramayınca durumu kabullendim. "Teşekkür ederim, Üsküdar Sahilinde bekliyorum." Başımı eğdiğimde mide asidim yemek boruma yükselerek canımı yaktı. "Sen de hoşça kal."

••••

Tanem, yanıma oturduğunda sırtımı göğsüne yasladı. Denizi izlerken o sancılı bitmek bilmeyen geceyi ve doğmayan güneşi anlatmaya başladım.

Açık yeşil, insanın içini ferahlatan ormanda yürürken gülümsedim. Ayağımla yumuşak bir şeyi ezdiğimi hissedince bir adım geri çekilip olanlara baktım. Yerde filiz vermiş, üstelik kökleri dünyanın merkezine uzanan sarı laleleri ayağımla ezmiştim. Çiçeklere eğildiğimde ezilmiş sarı yapraklarını avuçlarımın içine aldım "Zavallı çiçek..."

O anda gözlerim üzerimdeki elbiseyi fark etti. Uzun bembeyaz elbiseye şaşkınca baktığımda kış ayında niçin elbise giydiğimi sorguladım. Başımı kaldırıp etrafı incelediğimde yeşilin birçok tonunun eşlik ettiği ormana hayretle baktım.

Rüyadaydım.

Sıçrayarak uyandığımda karanlık bir odada, tek kişilik hastane yatağında, Kayra' nın yanındaydım. Kayra, beni sardığı kollarını sıkılaştırdığında yan yatmamıza rağmen başımı göğsüne dayadım. Yumruk yaptığım ellerimi boynuma sakladım. Açık tutmakta zorlandığım gözlerim tekrar kapanmaya başladığında içimdeki huzuru bölen bir huzursuzluk vardı.

Ağaçların arasında, ormanda bir başıma kaldığımda etrafımda tam bir tur döndüm, az önceki ormana çok benzesede aynısı değildi. Az önceki açık yeşillerin olduğu orman, siyaha çalan koyu yeşillere dönmüştü.

İlkbahar havasını aratmayan güneş batmaya, rüzgar tüm gücüyle kasvetini göstermeye yemin etmişti. Saçlarım rüzgarda sallanmaya ve gökyüzüne uzanmaya başladığında olanları kavramaya çalışıyordum. Sanki görünmez eller tarafından saçlarımdan havaya kaldırılıyordum.

Dizlerimin üzerine düştüğümde tutunmaya çalıştığım ellerime baktım. Çamur bulaşmış, kirlenmişti.

Avuç içlerimi birbirine sürttüğümde ellerimdeki kiri atmaya çalıştım ancak daha çok bulaştı. Nefesim burnumdan huzursuzca çıktığında ağlamamak için zor duruyordum.

Önüme düşen saçlarımı, ellerimin kirini önemsemeden kulağımın arkasına sıkıştırdığımda beni şaşırtan gerçekle yüzleştim. Saçlarım omuz hizamdaydı. Kısacıktı. Belime değen saçlarım şimdi yalnızca omuzlarımdaydı. Saçlarımı avuçladığımda kuvvetle asıldım.

"Noluyor? Yardım edin. Kimse yok mu? Bana yardım edin, lütfen..." Yüksek çıkan sesimin ardından yüzümdeki kanın çekilmesi bir oldu. Vücudum üzerindeki şoku henüz atlatmamıştı ancak bu kargaların yankılı sesini duymama engel değildi. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda kargaları göremedim. Başımı omuzlarımda çevirip kargaları ararken kazandığım bilincim sesin asıl şiddetini fark etmemi sağlarken yüzümü buruşturdum.

Gözlerimi araladığımda ateş gibi yanan bedenimi ve nemlenen saç derimi hissettim, tüm bunlar normalde beni rahatsız edebilecek şeylerken şu anda hiçbir önemi yoktu. Yanımda Kayra vardı ve ben sadece onun varlığıyla ilgileniyordum. Sol dirseğimi yatağa bastırarak üst bedenimi yukarıya kaldırdığımda; anlına düşen saçlarını, çekik denilebilecek gözlerini, biçimli burnunu ve susuzluktan solmuş dudaklarını süzdüm. Sağ elimi yavaşça bir günde uzamaya başlamış sakallarına götürdüm, uyandırmaktan korkttuğum için elimi hareket ettirmeden sevdim.

Gözlerim tekrar kapanmaya başladığında bedenlerimizin arasındaki mesafeyi azaltarak ona sokuldum. Gözlerimi kapattığım gibi açmam bir oldu, telefonum çalıyordu. Dikkatlice yataktan kalktığımda komodine baktım ancak telefonum yoktu, gözlerim odada gezindiğinde koltuğun üzerinde olduğunu gördüm. Telefonu avuçlarımın arasına aldığımda sustu. Ekrana baktığımda babamın üç kez aradığını ulaşamayınca mesajlar attığını gördüm. Az önce yanan bedenim, parmak uçlarımdan başlayarak buz kestiğinde titreyen ellerle bildirime tıkladım.

Kimine birlikte olduğunu biliyorum. (03.33)

Hemen eve geliyorsun. (03.34)

KİME DİYORUM MEHİR! (05.30)

Başımı telefondan kaldırdığımda sağ omzumda çevirerek Kayra' nın yüzüne baktım. Yatağa oturarak ayakkabılarımı giydiğimde doğrularak üzerime montumu geçirdim.

Son kez Kayra' nın yüzüne baktığımda dayanamayarak yanına yaklaştım. Usulca dudaklarımı yanağına bastırdığımda gözlerimi yumdum.

Arkamı dönüp gideceğim an da kolumu tuttu. Telaşla yüzüne baktığımda gözleri kapalıydı.

"Sen benim ilk aşkımsın." Dudakları belli belirsiz kımıldarken sesi kulaklarımda çınlıyordu. Kolumu tutan elinin üzerine elimi koyduğumda "Sen benim ilk aşkımsın." Dudaklarım gerildiğinde göğüs kafesimde bir ağrı hissettim.

"Biz ilk aşkız." Dudaklarımızdan dökülen üç kelime içimizdeki sevgi selinin yalnızca görünen kısmıydı. Onu sevmeme rağmen ona hatta kendime rağmen elini kolumdan uzaklaştırdım. Elini usulca yatağa bıraktığımda hızla kapıya ilerledim. Arkamı dönüp bakmadım çünkü dönüp bakarsam bırakamaz, vazgeçemezdim. Hızlı olursam gidebilirdim, kararımı değiştiremezdim.

Tereddütle kapı kolunu kavradığımda hızla açıp odadan ayrıldım. Kapıyı ardımdan kapattığımda dik duruşum kendini burukluğa bıraktı, yıkılmış hissediyordum.

Asansöre giderken ayaklarım geri geri gidiyordu. Kolumu kaldırmaya bile hâlim yokmuş gibi hissederken zar zor asansörün düğmesi bastım. Asansör bir türlü gelmek bilmediğinde sanki kader gitmememi istiyordu.

Kadere karşı gelebilecek, hayatlarımıza istediği gibi hüküm sürebilecek biri vardı; Oktay Demirel. Babam.

Asansörün gri kapısı açıldığında zemin katı ifade eden 0 düğmesine bastım. Asansörün kapıları kapandığında Kayra ile aramıza giren ikinci kapı olarak hafızamdaki yerini aldı. Başım bir hortumun etrafında çıkardığı halkalar gibi döndüğünde sol elimle asansör duvarını tuttum. Acıyla kapattığım gözlerimi, kapıların aralanmasıyla açtım.

İçerden çıktığımda karşılaştığım hemşire yüzüme bakarak "İyi misiniz?" Dedi. Başımı salladığımda karşıda, kapıda beni bekleyen İbrahim Abiyi gördüm. Yavaş paspal adımlarla yanına gittiğimde yüzümü süzdü. "Kolunuza girmemi ister misiniz? Pek iyi görünmüyorsunuz." Yüzüne baktığımda içimdeki kini gizleyemedim, hissettiklerimi anlamış olacak ki, gözlerinde tırsmaya rastladım.

Önümde yürüdüğünde muhtemelen park ettiği arabaya ilerliyorduk. Nihayet bulduğumuzda arka kapıyı açtı. Koltuğa yerleştiğimde hızla yerine geçerek arabayı çalıştırdı. Arabanın ilerlemesini beklemeden camı açtım, gözlerim; hastanenin ikinci katına bakarken Kayra' nın yattığı odayı elimle koymuş gibi buldum.

Araba eve doğru ilerlerken sağ kolumu dirsekten büküp cama koydum. Sağ yanağımı koluma yasladığımda akıp giden yolu izliyordum. El birliğiyle beni Kayra' dan uzaklaştırıyorlardı.

Gözlerimi gökyüzüne çevirdiğimde dolunayı gördüm. Tam bir daire olan Ay, kendini tüm ihtişamıyla gösterirken rengi beyaz değil, kırmızıydı. Kayra' nın gözlerine benzeyen ışıltısına kanlı Ay deniyordu.

İsimlerimizin anlamlarını bütünleyen Ay, bu gece bizim için ağlamış, hareleri kan çanağına dönmüştü.

"Mehir Hanım." İbrahim Abinin sesini duyduğumda başımı kolumdan kaldırmadan sadece gözlerimle aynadan bana bakan gözlerine baktım. "Birkaç seferdir seslendim ama duymadınız, iyi olduğunuza emin misiniz?"

Boş, hiçbir duygu barındırmayan gözlerle gözlerine baktım. "Bana, beni hastaneye getirenin sen olduğunu babama söylemememi istemiştin. Peki sen neden sattın beni? Ben içtenlikle yardım ettiğine inanmıştım." Sağ gözümden bir damla yaş aktığında umursamadan gözlerimi tekrar Ay' a çevirdim. "İnsanlara güvenilmeyeceğini unutmuşum." Fısıltılı sesim dudaklarımdan güçlükle döküldüğünde sırtımdan bir hançer daha girmiş, dudaklarımdan koyu kırmızı kanın döküldüğünü yine de ayakta durmaya çalıştığımı hissettim.

Araba ani frenle durduğunda yüzümdeki şaşkınlıkla oturduğum yerde doğruldum. Başını bana çevirdiğinde kavramaya çalışır gibi yüzüme bakıyordu. "Dün kötü göründüğünüz için sıkıntınızı anlamıştım, tüm içten duygularımla yardım ettim Mehir Hanım. Yine olsa yine yaparım. Babanıza ben hiçbir şey söylemedim."

Arabayı çalıştırdığında eve gelmek üzere olduğumuzu fark ettim. Onun koltuğuna yaklaştığımda "Cidden söylemedin mi?" Başını olumsuz anlamda sallarken "Benim işim sizi istediğiniz yerlere getirip götürmek, özel hayatınıza burnumu sokmam." Başımı salladığımda ben de şaşkındım. Ne yani ablamla ilişkin olup arkamdan kuyumu kazıp üstelik babamı öldürmeye çalışmayacak mısın? İlginç.

Birkaç dakika sonra araba evin bahçesinde durduğunda istemeyerek arabadan indim. Evin girişine geldiğimde başımı kaldırıp son kez bizi temsil eden renkli uyduya baktım. Yaşanacakları tahmin edebiliyordum bu yüzden yüzümde oluşan tebessüm söndü. Elimi kapıyı tıklatmak için kaldırsamda havada asılı kaldı, adını bilmediğim bir hizmetli kapıyı açıp kenara çekildiğinde "Hoşgeldin," dedi.

Gözlerimi oturma odasına çevirdiğimde yutkundum. "Hoş bulacağım birazdan..." Ağzımın içinden konuştuğumda kendime şans diledim.

"Sonunda evin yolunu hatırladınız Mehir Hanım?" Babamın iğneleyici sesini duyduğum an cevap vermek için dudaklarım aralandı fakat eliyle lafları ağzıma tıkadı. "Otur şu koltuğa." Tekli koltuğa yerleştiğimde dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Sınıfından bir çocukla görüşüyormuşsun." Önümde dönüp duran babam, kendini koltuğa bıraktığında işaret ve baş parmağıyla burnunun kemerini sıktı. "Neden sözümü dinlemiyorsunuz anlamıyorum... Ablan ve senin için ideal eş adaylarını buluyorum ama ikiniz de o kadar dik başlısınız ki..." Gözlerim dolduğunda arkamda bir ailem olmadığı için buruk hissettim. Yanlış bir şey yapmamama rağmen hiçbir zaman destek olmuyorlardı.

"Beni ablamla bir tutma." Ben kardeşimin arkasından iş çevirip basına rezil etmiyorum. Üstelik çevirdiğim dolap sayesinde kardeşim erken yaşta istemediği biriyle de nişanlanmıyor ya da seni hiç öldürmeye düşünmedim baba. İsyanım babamın bilmediği sadece kendime sakladığım sırlardan yalnızca biriydi.

"Neden? O yıllardır yanımızda çalışan şoförle, sen ise okulumda burslu okuyan, okul ücretini benim ödediğim bir çocukla." Yorgunlukla başını bana çevirdi, gözleri kaostan bıkmış gibi baygındı. "Sonuçta burs kazanacak kadar çalışkan, hedefleri var ve çabalıyor. Neden maddi durumu yüzünden onu yargılıyorsun ki, anlattığına göre dedemin babası temel ihtiyaçlarını güç karşılayan biriydi ama çabalayıp başardığı için bugün burda oturuyoruz. Her şey para mı?" Gözlerim dolduğunda sağ bacağımı yukarı çekip yanağımı yasladım. "Nasıl oturman gerektiğini sana küçük yaşlardan itibaren öğrettiğimizi sanıyordum, yanılıyor muyum?" Bacağımı indirdiğimde tam karşımdaki koltukta oturan anneme baktım. Hiçbir şey söylemeyecek miydi? Ya da çoktan söyleyeceğini söylemiş miydi?

"Bana gerçekten değer veriyor, yardıma veya en ufak desteğe ihtiyacam olduğunda hep yanımda. Ayrıca benimle olabilmek için çabalıyor... Ben de Kayra' dan vazgeçmeyeceğim."

Babam güldüğünde başını olumsuz anlamda salladı.

"Sen nerden öğrendin, biri mi söyledi?" Annem cevap vermek için ağzını araladığında babam ondan önce davrandı. "Ablan söyledi, telefonundan konuşmalarınızı mı ne görmüş." Gözlerimi yumduğumda kalbim acıyla kırıldı.

Acıdığın kişi, sana acımıyordu işte.

"Kayra ile olmak istiyorum. Giray' ı istemiyorum, hem daha birkaç gün önce bizi evlendirmeyeceğini söyleyen sen değil miydin?" Nefesimi tutmuş babamın söyleyeceklerini bekliyordum.

"Giray ile evlenmeyeceksin doğru, ama Kayra ile olamazsın." Başımı olumsuz anlamda sallarken inkâr etmek için dudaklarımı aralayacağım sıra da tüm kelimelerimi boğazıma dizecek dizeleri söyledi.

"Onu bırakmazsan Kayra Güngör' ün okul bursunu keseceğim."

Dünyam başıma yıkılırken babamın bana verdiği derdi babama anlatıp ağlamak istiyordum.

"Henüz Çınar Hoca cevapları vermedi, neden tik attın?" Dudakları gerildiğinde "Doğru olduğuna eminim de ondan."

Gururla başımı salladım. "Vay! Başka nelerde iyisiniz Bay Ressam?" Başımı ona yaklaştırdığımda yüzüme yaklaştı. "Fizik, Kimya, Biyoloji. Sana ne lazım?"

Sen lazımsın. Sen...

"Bu dersler sayısal öğrencileri için, neden sayısal okumuyorsun?" Sağ elindeki uçlu kalemi çevirmeye başladı. "Aslında sayısalcıyım ve tıp okumak istiyordum ama seninle eşit ağırlık sınıfında kalıp iç mimar da olabilirim. Bunu da seviyorum." Cümlesinin sonuna noktayı koyduğunda gülümsediğimden gözlerim hafifçe kısılmıştı, zil çaldı.

"Kararını verdin mi?" Babamın duygu barındırmayan soğuk sesi mecburiyetlerimi hatırlattı.

"Bitireceğim." Gözümden bir damla yaş aktığında yerdeki halıya dalmıştım.

"Odana çıkabilirsin." Babamın sesini duysamda istediği şeyi yapamıyordum. Vücudum oturduğu koltuğa sabitlenmişti sanki, istesemde hareket edemiyordum. Sırtımda ve kolumda hissettiğim eller beni doğrultmaya çalışıyordu, o kişi ne annem ne de babamdı. Deniz Abla, bana destek olarak odama kadar çıkardı.

Üstümü çıkarmaya bile mecalim yoktu. Yine de montumu çıkarmaya çalıştım, fermuar bir türlü inmeyince nefesimi ağzımdan bıkkınlıkla verdim. Telaşlı ellerimle fermuarıma yüklenince koptu, fermuarı yere fırlattığımda hıçkırarak ağlamaya başladım.

Deniz Abla dikkatlice montumu çıkardığında yorganı açtı, yatağa oturttuğunda ayakkabılarımı çıkardı. Yatağa uzanmamı sağladığında anlıma düşen saçlarımı eliyle arkaya itti, ardından anlıma bir buse bıraktı.

Anla düşen saçlar bana Kayra' nın saçlarını hatırlattığı için sol elimle perçemlerimi anlıma ittim. Zorlukla yutkunduğumda hıçkırıklarım dinse de yaşlarım akmaya devam ediyordu.

"Akıllı çocuğu da hasta eder bunlar." Kapıyı kapatırken fısıldadığı sözleri aklıma mıh gibi kazınmıştı.

"Böyle işte. Tanem hâlâ canım yanıyor normal mi?" Sesini çıkarmasada boynuma sardığı kollarını sıkılaştırdı, elini tuttuğumda gevşemeye çalıştım. "İstersen Kayra ile konuşabilirim." Gözlerim yerlerinden fırlarken yüksek çıkan sesime engel olamadım. "Sakın! Sakın Tanem, babamı tanımıyorsun, yaparım dediyse yapar." Bedenlerimiz birbirine döndüğünde kollarını bana sardı, sarıldık.

Bölüm sonu...

Kayra karşınızda olsa ne söylemek isterdiniz?

Mehir karşınızda olsa ne söylemek isterdiniz?

Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?

İnstagram: nazanatees

X:NazanAtes0

Sosyal medya hesaplarımı takip ederek gelişmelerden ve kitaplarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz.

Hoşça kalın💖