0 %

16. KARŞILIKLI FEDAKÂRLIKLARIN ADI AŞK

Yazı Boyutu
100%

Selam...

Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim.

Arka bahçedemizdeki sandalyelerden birine oturmuş, uzun zamandır başlamak istediğim kitaba başlamıştım. Sayfalar arasında geçirdiğim vakit beni gerçek dünyadan kopartırken çalan telefonum beni buraya, ait olduğum dünyaya ışınladı. "Efendim canım."

"İyiyim, sen nasılsın?" Güldüğümde boşta kalan elimle kaldığım sayfaya kitap ayracını yerleştirdim. "Biliyorum." Uzatarak söylediğim kelimenin ardından konuşmaya devam ettim. "Baran Bey, Amerika' ya gittiniz dönmek bilmediniz, özledim valla." Bilerek kullandığım resmi kelimeler, gülücüklü sesimle birlikte gerçekliğini yitiriyordu.

"Çok mu özledin?" Bir an söylediği cümleyle şaşırsamda geri adım atmadım gülerek "Çok,"

"Buraya bak o zaman." Başımı kaldırdığımda onu bahçede, tam karşımda görmeyi beklemiyordum. Kollarını bana doğru açmış tüm dişlerini göstererek gülüyordu. Usulca ayağa kalktığımda yanına yaklaştım, kollarımı bedenine sardığımda uzun uzun sarıldık. "Ne zaman geldin?" Neşe ve merağı aynı anda barındıran sesimde sevinç ağırlıklıydı. "Birkaç saat oldu." Bedenlerimiz ayrılınca inanamaz gibi tekrar yüzüne baktım. "Gerçeksin, gerçekten geldin." Güldüğümde "Bir daha sarılacağım," dedim. Kollarımız birbirimizi sardığında diğer yönlere savrularak sarıldık.

Sarılmamız bittiğinde "Gelsene," az önce oturduğum masayı işaret ettiğimde sandalyelere kurulduk. "Oktay amcam nerde?" Gülerek konuştuğunda gülümsedim "Şirkette falandır bilmiyorum." Umursuzca omuz silktiğimde gülmeyi sürdürürken başını sağa ve sola salladı. "Hâlâ aynı değil mi?" Başımı sallayarak onu onayladığımda dizlerimi kendime çekerek oturdum.

Saçlarını düzelttiğinde konuşmayı sürdürdü: "Küçükken anlamıştım zaten hiç değişmeyeceğini."

Deniz Abla yanımıza geldiğinde hissettiklerimi anlamak ister gibi bir benim bir Baran' ın yüzüne bakıyordu. "Bir şey ister misiniz çocuklar?" Baran' ın yüzüne baktığımda dudaklarını yaladı. "Sıcak çikolata olur Deniz Sultan ama çocukken yaptığın gibi olsun." Deniz Ablanın yüzünde gülücükler açtığında "Hemen getiriyorum yavrularım." Yanımızdan ayrıldığında Baran' a döndüm. "Hâlâ sıcak çikolata mı?"

"Ne yapalım Amerika' da Deniz Sultan kadar güzel yapana rastlamadık." Güldüğümde "Doğru, sahi sen kaç yaşındayken gitmiştiniz?" Düşünür gibi sesler çıkardı "Ortaokul sondu sanırım on dört yaşındaydım." Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. "O kadar oldu mu ya?" Usulca başını salladı. "Olmuş şimdi lise son sınıfım."

"Benden bir yaş büyüktün, doğru." Güldüğünde hafifçe doğrularak elini saçlarıma attı, dağıtıp kabarttığında yüzümü buruşturdum. "Yapma şunu ya." "Nasıl yapma, ben abin sayılırım." Yüzünü buruşturduğunda taklidimi yaptığını anladım. Baran' a kötü kötü bakarken kahkaha attı. "Küçükken de bu mimiği yapardın, hiç değişmemişsin."

"Sen de hiç değişmemişsin, hâlâ kendini abim sanıyorsun." Deniz Abla sıcak çikolatala dolu kupalarımızı getirdiğinde "Ellerine sağlık Deniz Sultan," yüksek desibelli sesinin aksine ben mırıldandım. "Ellerine sağlık." Sol tarafımdaki sandalyeye oturdu, kucağına tepsiyi yerleştirdiğinde "Afiyet olsun. Baran' ın burda kalacağına sevindin mi Mehir?"

Bir karşımdaki Baran' ın yüzüne bir de Deniz Ablanın yüzüne baktım. "Öyle mi, yine karşıdaki evi mi tutacaksınız? Başını salladı. "Evet, babam birkaç gün sonra gelecek, o halleder." Sorgular gibi yüzüne baktığımda "O zamana kadar nerde kalacaksın?" Aklıma gelen fikirle yüzümde bir tebessüm uyandı "Biz de..." Henüz cümlemi bitirmemiştim ama ne söyleyeceğimi anlamış olacak ki, benden önce davrandı. Heyecanlı sesiyle "Siz de kalacağım zaten. Abin olarak seni koruyup kollamam lazım."

"Zehra ablam var benim." Yüksek çıkan sesim sonlara doğru kısıldığında ablamın çoğu abladan farklı olduğunu hatırladım.

"Sahi Zehra nerde?" Gözlerimi gökyüzüne çevirdiğimde açık mavi renge rastladım. "İngiltere' de. Kafa dinlemek istedi." Baran dalga geçer gibi dudaklarını kıvırdığında "Hadi ordan, kesin yine Oktay Amcayı delirtmiştir ondan yollamıştır. Kusura bakma Mehir, senin ablan ama çocukluktan beri ona bir türlü ısınamıyorum."

"Kendini kanıtlaması için şansta vermiştim. Hatırlıyor musun, küçükken sen, ben ve Giray parka gitmiştik. Giray şaka adı altında sürekli saçını çekiyordu, en son dayanamayıp onunla kavga etmiştim, Giray' ın da benim de burunlarımız kanamıştı, ardından olanları Oktay Amcaya anlattığımızda Zehra, her şeyi görmesine ve bilmesine rağmen yalancı şahitlik yapmıştı. Bir ay parka gidememiştik ya."

"Hatırlıyorum." Gözlerim mavi renk masaya daldığında kilitlenmiş gibi usulca başımı sallıyordum.

"Ee var mı birileri?" Moralimin bozulduğunu anladığı için konuyu değiştirmişti ama şimdi gerçekten saçmalamıştı. "Abiler böyle şeyleri bilmez." Gülerek söylediğim cümleyle gülüşünü bastırmaya çalıştı. "Ne var yani olamaz mı, ben modern bir abiyim."

"Allah Allah." Gülüşlerimin ardından duruldum. Kayra' yı, bana en ufak sıkıntımda yanımda olan adamı terk etmiştim.

"Sen de var mı birileri?" Deniz Ablanın yüzüne baktığında gözlerini kaçırır gibi masaya baktı. Gözleri tekrar yüzümü bulduğunda ağzından olumsuz bir nida çıkardı, kaşları aynı anda havaya kalktığında gülümsedim. "Amerika' nın kızlarını mı sevmedin yoksa ilişki mi istemiyorsun?" Ev sahibiymiş gibi rahat bir tavırla arkasına yaslandığında "Birkaç kere denedim ama olmuyor, kültür çatışması..." Dudaklarının içini havayla doldurduğunda sıkıntılı bir nefes verdi. "İlişki ister misin?" Üç numara saçlarını sanki uzunmuş gibi eliyle arkaya itti. "Hayırdır, aklında biri mi var?" Gözlerinin içi parlarken omuz silktim. "Yok."

N...

• • • •

"Bazen böyle aylak aylak yürümek bile iyi geliyor biliyor musun Baran?" Başımı havaya kaldırdığımda soğuk havayı ciğerlerime çektim, soğuk nefes borumu yakıp geçerken acı verdi. Hayata bağlayan ailenin canını yakması gibi...

"Evet, yürümeyi ben de seviyorum. Yalnız yürüdüğüm zamanlarda bile sanki annemin ruhu benimleymiş gibi. Yalnız değilmişim gibi..." Can sıkıntısıyla dudaklarımı sağa kıvırdım. "Onu görmeye gidecek misin?" Sol elimle koluna girdiğimde çocukluk arkadaşıma destek olmaya çalışıyordum.

"Gitmek istiyorum ama tek yapabileceğimi zannetmiyorum. Abin olabilirim ama o kadar güçlü değilim." Bana döndüğünde başını olumsuz anlamda sallarken gözleri dolu doluydu. "Yanındayım, her zaman."

"Sağ ol abisi." Dediğinde bu kez ona kızmadım. Sadece yürüdüğümüz kaldırımda ilerlemeye devam ettik. "Amerika' ya taşınacağımızı sana hiç söylememiştim, hatırlıyor musun?" Başımı salladığımda onu onayladım. "Sizin eve oyun oynamak için dadımla gelirken yolda arabanızı görmüştüm ve de seni, bir elinde çizgi romanın diğer elini bana sallıyordun, tekrar görüşeceğiz der gibi." Buruk bir tebessüm dudaklarımda doğarken eski günleri yad ettim. "Sana hiç söyleyememiştim, diğer arkadaşlarıma söyleyemediğim gibi. Vedaları pek sevmem. Babam, annemin yokluğuna alışamadığı için böyle bir karar vermişti. 'Bu evin her koridorunda annenin sesini, kokusunu duyuyorum' demişti, hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Buz gibi, zihnimde."

"Yıllar sonra yani şimdi ne değişti peki?"

"Annemi özledim."

Kuruyan dudaklarımı ıslattığımda yutkunamadım, siyah deri eldiven giymiş görünmez eller, boğazımı sıkıyormuş gibi hissettirdi. "Özlenmez mi?"

Ben hiç özleyemedim, varlığıyla yokluğunu ayırt edemedim çünkü, varken de yoktu sanki... Nerdesin Anne?

"Şurdaki çiçekçiye girelim, onca sene sonra annemin mezarına elim boş gitmeyeyim." Yol üstündeki çiçekçiye girdiğimizde dükkanda renk renk birçok çeşit çiçek vardı. Gözlerim dükkanı incelerken her şey normaldi ta ki sarı laleleri fark edinceye kadar.

Dudaklarımı birbirine bastırdığımda sıkıntıyla denize baktım. O sıra da görüş açım siyahlara büründü. Hiçbir şey göremiyordum çünkü biri gözlerimi kapatıyordu. Heyecanla içime çektiğim nefes, ciğerlerim dolayısıyla göğüs kafesimi büyüttü. Gözlerimi kapatan ellerine ellerimle dokundum. "Ressam." Konuşmadan sadece ağzından çıkardığı bir nidayla beni onaylamadı. Gülen yüzüm düştüğünde düşündüğümü belli eden sesler çıkardım. "Hım..."

Ellerini gözlerimden çektiğinde oluşan siyah karartılar zamanla kendiliğinden giderken görüş açıma sarı bir buket girdi.

Bunlar sarı lalelerdi.

Gülerek çiçek buketini kollarımın arasına aldığımda hemen arkamı döndüm.

Ressamın Eskiz Defteri...

Ressam.

Kayra.

Sarı laleler gözümün önünde filizlendi, açtı ardından soldu. Hepsi birkaç saniye sürmüştü.

"Mehir, nereye daldın?" Bana seslenen Baran' ın yüzüne baktığımda en son ne dediğini anlamadığımı fark ettim. "Efendim?" Bana anormal biriymişim gibi baktığında şirinlik yaparak durumu kurtarmaya çalıştım. "Çiçeği seçtim, hadi gidelim." Gözlerim, yüzünden ayrılarak elinde tuttuğu beyaz gül buketine odaklandı. "Güzel seçim, gidelim."

Dükkandan çıktığımızda ilerlediğimiz kaldırımdan ayrılarak karşı kaldırıma geçmemiz gerekiyordu. Yaya geçidinin önüne geldiğimizde sayaçlı trafik lambasınının yayalar için zamanı akıtmasını beklemeye başladık.

Başımı eğdiğimde ucu kirlenmiş ayakkabımı gördüm. "Off..." Dudaklarımın arasından bir bıkkınlık nidası firar etmişti. Sol elimle Baran' ın kolunu tuttuğumda sol bacağımı büküp sağ dizime doğru kıvırdım. Elimle ayakkabımı temizlediğimde bakışlarım yerdeki rögar kapağına kaydı.

Kayra yazıyordu.

Kaşlarım çatıldığında suratımı buruşturdum "Şaka mı bu ya?" Bedenimi doğrulttuğumda Baran' ın bana baktığını gördüm. "İyi misin?" Başımı salladım. "İyiyim, hayat; bana, sürprizler yapmayı seviyor." Yalandan gülümserken samimiyetsiz olduğumu göstermekten çekinmedim.

"Tutsana şunu, bağcıklarımı bağlayayım." Çiçeği bana uzattığında onları sağ kolumun altına aldım. Trafik lambasında araçların geçmesi için olan süre bitmek üzere yayalara yol gözüküyordu. Baran doğrulduğunda kolundan tutup çekiştirdim. O an da yüksek bir fren sesi duyuldu. Gözlerim sonuna kadar aralanırken olduğum yerde kalakaldım, sol kolum havada asılı kalmıştı.

Dramatik bir filmdeymiş gibi ağır hissederken adeta ağır çekimle soluma döndüm. Ani fren yapan araba Baran' a çarpmış Baran yerdeydi. Baran' ın yanına diz çöktüğümde endişeli gözlerle ona bakıyordum. Çarpan arabanın kapılarının açıldığını duyduğumda başımı kaldırıp araca baktım, gri renk Skoda Octavia' ydı. Başımı hareket ettirmeden, yüzümde hiçbir mimik değişmezken bakışlarım plakaya kaydı.

Kayra' nın arabasıydı.

Aracın şoför kapısını tarafından gelen Kayra' nın gözleri, kolumun altındaki buketteydi, ardından birkaç saniyeliğine yüzüme baktığında Baran' a döndü. "İyi misin? Seni son anda gördüm." Baran, sol bacağını tutarken dişlerini sıkıyordu. "Gördüğüne emin misin? Biraz erken oldu sanki." İğnelici sesiyle konuşurken tahammülsüz görünüyordu. "Dalgınlığıma geldi, dalmışım." Yüzüme baktığında Kayra' nın yanındaki Tanem' i gördüm.

"İyi misin?" Tanem' in yüzü Baran' ın yüzüne dönükken endişeli duruyordu. Baran, burnundan solarken dişlerinin arasından fısıldadı "Değilim. Beni doktora götürün." Soğuk havaya rağmen yüzü terlemeye başlamıştı. Kayra' yla yüzlerimiz birbirine dönükken kararlılıkla başımızı salladık.

Baran' ın çiçeğini Tanem' e uzattığımda Kayra ile beraber Baran' ın kollarının altına girdik. Arabaya ilerlediğimizde Tanem, arabanın arka kapısını açtı, Baran' ı bindirdiğimizde arkaya oturacaktım ancak Tanem benden önce davranarak Baran' ın yanına oturdu. Ne yaptığını çalıştığını çözdüğümde ona inanamaz bakışlar attım. "Tanem, yanaşır mısın?"

"Yer yok Mehir, sen öne otur istersen." Kayra, çoktan Soför koltuğundaki yerini almış beni izliyordu. Ona bakmasamda üzerimde hissettiğim bakışları beni daha fazla germekten öteye gitmiyordu. Ön koltuğa oturduğumda başımı oynatmadan yandan Kayra' nın yüzüne baktım, bana bakıyordu. Gözlerimi kaçırdığımda usulca emniyet kemerini taktım. Kayra, kontağı çalıştırdığında sürmeye başladı.

Baran' ın nasıl olduğunu görmek için iç dikiz aynasına baktığımda Tanem, önce kendi kemerini takmış ardından Baran' ın kemerini takıyordu. Yüzleri birbirine fazlasıyla yakınken gözleri birbirlerinin derinlerine inmiş görünüyordu.

Ani fren yaptığımızda Baran' ın boğazından acı dolu, sessiz bir inleme çıktı. "Oğlum şu ayağım bir iyileşsin, sana fren yapmayı öğreteceğim." Kesik kesik nefesler aldığında Kayra' nın tarafına döndüm. "Su falan var mı?" Gözlerimin içine bakarken sesini çıkarmadı mimiklerimle 'Ne?' der gibi olunca tepki vermedi. Sol eli anlık dudaklarını kapattıktan sonra elini çenesinden boğazına kaydırdı. "Torpido, torpidoda var." Sinirli ve gergin görüntüsünün arkasında bulunduğu andan rahatsız olduğunu hissettim. Suyu aldığımda kapağını açarak Baran' a uzattım. Kasisten hızla geçtiğimizde araba zıpladı, elimdeki su şişesinden su Baran' ın üzerine dökülürken Baran, kafasını tavana vurdu. "Bilerek mi yapıyorsun lan! Sana kim ehliyet verdi?" Tanem, su şişesini aldığında Baran' a uzattı. Baran, bir Tanem' in eline bir de şişeye baktığında ağzını aralayarak dudaklarını öne getirdi. Tanem, suyu içirmeye başladı.

"Ehliyetim yok. Seni hastaneye yetiştirmeye çalışıyorum." Başını usanmış gibi salladığında "Sevdiğim kızın yeni sevgilisini hastaneye götürüyorum, Allah' ım bu günleri de mi görecektim?"

"Bir şey mi dedin?" Baran, Kayra' nın kısık sesini duymamıştı. "Hayır."

• • • •

"Bir ay boyunca bu alçıyla ben ne yapacağım?" Baran, tekerlekli sandalyede, Kayra, onun arkasında sandalyeyi sürüyordu. Tanem ile ben de yanlarında el ele tutuşmuş yürüyorduk. "Sabredeceksin artık Baran, bir değil kaç yerinden çatlamış, kırığında var." Dedim.

"Şu bacağımın hâline bak." Dizinin biraz üzerinde tüm bacağını kaplamayan alçı vardı. "Babam Amerika' dan gelene kadar bana katlanacaksınız." Yüzümü buruşturdum "Saçmalama Baran, biraz da benim yüzümden oldu. Yola çekmeseydim böyle olmayacaktı." Eliyle saçlarını arkaya itti. "Senin ne suçun var? Yol yayalarındı." Başını sağ omzunda çevirip yukarı baktı, gözleri Kayra' nın yüzündeydi. "Tamam ben geç fren yaptım." Kayra, pes edercesine nefesini verdiğinde bana baktı "Bu adamı, yani Baran' ı senin yanında görünce... Gerçekten sen misin diye sana odaklanmıştım."

Cevap vermek için ağzım aralandığında bir şey söylemeyip önüme döndüm, ağırca yutkunduğumda Tanem, tuttuğu elimi destek verircesine sıktı. Yüzlerimiz birbirine dönükken gülümsedim.

"Demek tanışıyorsunuz." "Öyle, Mehir ve Kayra aynı sınıftalar ben ise Kayra' nın çocukluktan arkadaşıyım, hepimiz bir şekilde birbirimizi bulduk işte."

"Aynı sınıftaydık." Çatık kaşlarım ve sorgular bakışlarımla Kayra' nın yüzüne baktım. "Sınıftaydık derken?" Benim aksime gayet rahat görünüyordu. Omuz silktiğinde "Bölüm değiştirdiğim için kaydımı karşı sınıfa aldılar. Sayılsal okumaya karar verdim, Tanem ile okuldan dönüyorduk."

Gözlerim dolduğunda burnum sızladı.

"Vazgeçtin yani..."

"Neyden?"

Benden, bizden... Ay Parçandan.

"İç mimarlıktan."

Başını salladı. "Evet."

Umrunda değilmiş gibi duruyor gerçekten öyle mi? Benden uzak olmak için bölümünü değiştirmiş oysa benimle aynı sınıfta olabilmek için eşit ağırlık seçmişti...

"Aslında sayısalcıyım ve tıp okumak istiyordum ama seninle eşit ağırlık sınıfında kalıp iç mimar da olabilirim. Bunu da seviyorum."

Neden Kayra?..

"Hayallerimin içine koyduğum kişi hayatıma koyunca asıl hayallerim ve hedeflerime yoğunlaşma kararı aldım."

Başlarda nasıl iç sesimi duyduğunu anlayamasamda onun beni konuşmadığım zamanlarda da anlayabildiğini hatırladım.

"Anladım."

Peki neden bazı şeylere mecbur kaldığımı hâlâ onu önemsediğimi ve istediğimi anlamıyordu?.. Gözlerinin içine baktığımda bana bakmıyordu.

"Sizi evinize bırakayım."

🧩

Mustafa Hocanın dersi nerdeyse bitmek üzereydi, dersi başından beri dinlesemde son dakikalarda sıkılmaya başlamıştım. Oturduğum sırada arkamı döndüm, Kayra' nın oturduğu sıraya baktığımda orası boştu.

Biliyordum aslında, sınıf değişikliği yaptığını kendi ağzıyla söylemişti yine de arkamı dönüp bakmak istedim. O arkasını dönüp gitsede ben arkama bakmaktan geri duramamıştım.

Sıranın köşesinde duran şiir defterimi alıp kaldığım sayfayı açtım. Bu kez hissettiklerimi, duygularımı başka şairlerin ağzından değil, kendi zihnimden aktardım.

Bir zamanlar

midemde uçuşan kelebekler...

Kozalarını

göğüs kafesime,

kemiklerin arasına yaptı.

Şimdi

nefes almama engel olan

bu mabetlerin

arasındaki kalbi...

Nasıl sana vereyim?

Tuzla buz et diye mi?..

"Mehir, bu soruyu da sen cevapla." Başımı defterden kaldırdığımda şaşkınlıkla Mustafa Hocaya ardından akıllı tahtadaki soruya baktım. "Cevaplayayım hocam." Soruyu içimden okurken mantığını kavramaya çalıştığımdan ekrana kocaman gözlerle bakıyordum. "Mehir dersi neden dinlemiyorsun?" Hocanın yüzüne baktım. "Dinledim hocam, cevapta c şıkkı yani memlükler." Mustafa Hoca şaşırdığını söylemesine gerek yoktu, ben yüz ifadesinden anlamıştım.

"Tamam sıradaki soruyu yapalım." Zil çaldığında Mustafa Hoca masasına oturdu, herkes toparlanmaya başladı. Defterimi çantama koyduğumda sınıf kapısı çaldı. "Gir."

"Hocam öğrencilere bir duyurum var." Mücahit Hoca, sınıfa girdiğinde sınıfın kapısını kapattı. "Çocuklar hepinizi spor salonuna bekliyorum, sağlık karnesi için kilo boy ölçümü yapılacak. Bir sizin sınıf kaldı bir de karşı sınıf."

Karşı sınıf, b şubesi. Sayısal sınıfı, Kayra' nın yeni sınıfı.

İkili sıraya girdiğimizde sınıftan ayrılmaya başladık, zemin kata gidecektik. Sağımda duran Oğulcan, sabahtan beri benimle konuşmaya çalışıyordu ancak hâlim yok gibi hissediyordum. Bütün isteğim bir an önce eve gitmekti, aslında okula hiç gelmemeyi düşünüyordum ancak Kayra' yı bir kez bile olsa görme ihtimali beni okula getirmişti.

"Kayra neden aniden sınıf değiştirdi?" Spor salonunun kapısından girdiğimizde kalabalıkların arasında gözüm Kayra' nın yüzünü aradı. Onu göremeyince somurtarak başımı Oğulcan' a çevirdim "Tıp okumak istiyor ondan..." Gözlerim bir saniyeliğine Oğulcan' ın soluna, arkaya kayınca Kayra' nın yüzünü gördüm. Önce yüzünü ardından bedenini süzdüm ancak bana bakmıyordu, Oğulcan' a baktığımda üzerimde bakışlarını hissediyordum.

"Sabahtandır niye yanına gelmedi ya da sen niye gitmedin?" Sağ elimle sol dirseğimi kavradığımda bakışlarımı kaçırdım. "Bizim aramız bozuk bu aralar, pek konuşmuyoruz." Bana doğru eğildiğinde yüzüme yaklaştı. "Anlamadım? Ağzının içinden konuşmasana Mehir."

"Dedim ki, aramız bozuk konuşmuyoruz." Doğrulduğunda yüzüme ifadesiz bir şekilde

bakıyordu. "Siz?.. Bilmiyorum şaşırdım, yapboz gibi birbirinizi tamamlıyordunuz." Gözlerim dolduğunda Kayra' nın beni bu şekilde görmesini istemiyordum, başımı çevirdiğimde tam da şu anda bana bakıyordu. Bedenimi Oğulcan' ın bedeniyle kapatmaya çalıştığımda Oğulcan, durumu fark etti ve bana yardımcı oldu.

Kayra, sadece Oğulcan' ın sırtını görüyordu ben ise göz yaşlarımı başarıyla geriye ittim.

"Kantinden su alıp geleyim." Başımla onu onayladığımda yanımdan gitti.

Oturacak bir sandalye var mıdır diye etrafa bakarken gördüğüm tek oturak stadyum gibi olan sıralardı. Onların da salondan ayrı farklı bir giriş kapısı vardı. Sıkıntıyla nefesimi verdiğimde yanıma yaklaşan Cihan' ı gördüm. "Nasılsın Mehir?"

"İyiyim." Başımı sallarken sanki kendimi iyi olduğuma ikna etmeye çalışıyordum. "Sen nasılsın?" "Ben de iyi olmaya çalışıyorum, tıpkı senin gibi." Gözlerine baktığımda ne demek istediğini anladım. "Aycan meselesi mi?" Başını salladı "Evet, hâlâ o mesele. Ne yaparsa yapsın onu unutamıyorum. Sen de sağ ol, o gün beni savunmuştun."

"Ne demek arkadaşlar ne günler içindir."

"Sen iyi bir arkadaşsın, ben değilim."

Kaşlarım çatıldığında ağzım aralandı ardından gülümsediğimde "Ne?" Desemde yanıt alamadım çünkü yanımıza Giray gelmişti.

Kayra, Cihan ve Giray aynı sınıftaydı, harika. Muhteşem üçlü.

Cihan, yanımızdan ayrılırken neyi kast ettiğini anlamadığımı söylemek üzereydim, ağzımı aralasamda konuşmaya fırsatım olmadı çünkü Giray, benden önce davrandı.

"Mehir, biraz konuşabilir miyiz?" Giray' ın ne yüzünü görmek ne de sesini duymak istiyordum. "Hayır." Arkamı döndüğümde gitmek üzereydim ama Giray, kolumu tuttu.

"Senden hoşlanmadığımı kaç farklı dilde söylemem gerek, istersen bildiğim dört dil üzerinden bunu zevkle yaparım." Gözlerim alayla kısıldığında gülümsedi. "Yaparsın biliyorum, ama bilmediğin çok şey var Mehir."

Kaşlarım anında çatıldığında sırlardan bıkmış usanmıştım. "Ne? Bir şey biliyorsan açık açık söyle." Sağ eliyle saçlarıma dokunduğunda elini ittim "Böyle bir ablan varken düşmana ihtiyacın yok." Dudaklarının tek tarafı çekildiğinde piç gülüşü attı. "Usandım sizin tiyatrolarınızdan."

Arkamı döndüğümde Kayra, iki metre ötemde duruyordu. Kızgın olduğu hızlı nefes alışverişlerinden kırmızıya çalan yüzünden ve gerilen kaslarından anlaşılıyordu. Tişörtünün açıkta bıraktığı kollarında damarları şişmiş, belli oluyordu, tıpkı boynundaki kalın damarın gün yüzünde olduğu gibi.

Dikleştirdiğim omuzlarım düştüğünde Kayra' nın yüzüne bakıyordum. Başımı, sağ omzuma doğru yasladığımda spor salonun kapısı yüksek bir sesle açıldı. Herkes kapıya doğru dönerken müdür yardımcımız Yalçın Bey, müdür ve Kael öğretmen önde arkasında beş adet polisle içeriye girdi.

Kim için gelmişlerdi?

Kayra' nın yanına gittiklerinde ben de yanlarına yaklaştım ancak uzun boylu polisler beni gizliyordu. Görünmediğim gibi hiçbir şey göremiyordum derken polislerden biri kolunu beline koydu o boşluktan Kayra' yı görebiliyordum.

Polislerden biri Kayra' ya ters kelepçe taktığında neler olduğunu henüz anlayamamıştım. "Ne yapıyorsunuz? Ben hiçbir şey yapmadım."

"Devletin sistemine izinsiz girerek yanıltıcı bilgiler vermek ve polisleri boş yere meşgul etmek bir suçtur evlat, bizimle karakola kadar geleceksin."

Kayra' nın gözleriyle, kadrajdaki tek gözüm birbirini buldu. Bana şaşkınlıkla baktığında gözlerini kin kapladı.

Yalçın Hoca, Kayra' ya döndüğünde "Senin yaptığın ispatlanırsa bursun yanar, Oktay Bey, hayatına çomak sokan birine yardım etmez, haklı olarak."

Haklı olarak...

Kayra, polislerle ilerlerken kapının önünde durdu. Başını sol omzunun üzerinde çevirdiğinde bana baktı, göz gözeydik.

Kırılma bana, darılma da... Ben yapmadım.

Kim yapmıştı ki, bu sır sadece Kayra ve benim aramdaydı. Bizden başka kim biliyordu?

Gözlerimi yumduğumda hatırlamaya çalıştım. Geçmiş bir yapboz gibi tek tek parçalarını verirken benim tek yapmam gereken parçaları birleştirmekti.

Annem kulağıma eğildiğinde sessizce "Erkek arkadaşın olduğunu biliyorum," dedi. Bugün daha ne kadar şaşıracaktım, sanırım kotamı doldurmak üzereydim. "Evet anne Oğulcan var." Güldüğünde başını salladı "Oğulcan' dan bahsetmiyorum. Yeni, üstelik sana Oğulcan' dan da yakın biri." Kaşlarım çatıldığında yüzüne baktım, gülmesi bu durumdan hoşnut olduğunu mu gösteriyordu? "Nerden öğrendin Giray mı söyledi?"

"Giray' da mı biliyor?" Yüzü dehşete kapılsada sessizliğini korumaya çalıştı, babam duymamalıydı. "Maalesef. Nerden, nasıl öğrendi bilmiyorum." Omuz silktiğimde gözlerimi annemin yüzüne çevirdim "Peki sen nerden öğrendin Anne?"

"Okulda olan maskeli balo gecesi telefonunu odanda bırakmışsın..."

"Sonra ablan odana girmiş." Gözlerim dehşetle açılmış olup biteni kavramaya çalışıyordu. "Telefonunu kurcalayınca adı üstlerde olan biriyle fazla sıkı fıkı olduğunu fark etmiş, şu an sevgilin muhtemelen değil mi?" Gözlerimi bir saniyeliğine yola ardından annemin yüzüne çevirdim. Babama baktığımda tabletinden işler yapmakla meşguldü. "Sevgili değiliz yani öyleyiz gibi de henüz değiliz." Yüzümü buruşturduğumda "Şu an her şey çok yeni ve karışık." Ağzımdan nefes alıp verdiğimde "Peki ablam başka bir şey biliyor mu? Yani mesajlarımızı okumuş mu?" Alt dudağımı ısırdığımda annemden duyacağım cevaptan hem korkuyor hem de duyma ihtiyacı hissediyordum. "Hayır o kadarını bilmiyorum fazlasından bahsetmedi. Mehir, yanlış bir şey yapmadın değil mi?" Göz bebeklerimin büyüdüğünü hissettim.

Gözlerimi açtığımda farkındalığım artmıştı ancak etrafımdaki yüksek ses ve oluşan kaos düşünmeme engel oluyordu. Ellerimle kulaklarıma bastırdığımda gözlerimi bir kez daha kapattım.

"Böyle bir ablan varken düşmana ihtiyacın yok."

Olanları çözdüğümde koşarak kapıya çıktım. İçlerinde Kayra' nın da olduğu polis arabaları bahçeden ayrılırken Kayra' yı zor gününde bırakmaya niyetim yoktu.

Çantamdan cüzdanımı çıkardığımda kartlık kısmından okulun çevresindeki taksi durağının kartını çıkardım. Yazan numarayı telefonuma hızla tuşlarken yanlış yazdığım için titreyen ellerimle numarayı sildim. Baştan yazarken bu kez hata yapmadım. "Merhaba."

"Evet, en hızlı ne zaman gelirsiniz?" Karşıdaki kadını dinlediğimde başımı salladım. "Bekliyorum, iyi günler." Telefonumu cebime koymaya çalıştığımda yere düştü, oflarken telefonumu yerden kaldırdım. Ekranını pantolonuma sürerken bu kez cebime koymayı başardım.

Taksi gelip önümde durduğunda vakit kaybetmeden arka tarafa yerleştim. "Demirel Holdinge gideceğim, yalnız olabildiğince kestirmeden gidersek sevinirim." Kadın başını salladı.

Babama artık yalan söylemeyecektim buna gizlediğim sırlarda dahildi, ablama çok fazla taviz vermiştim ama o bunu hak etmediğini bana birçok kez ispatlamıştı.

"Geldik hanımefendi." Camdan dışarıya baktığımda gerçekten gelmiştik bu çok hızlı olmuştu. Şoföre gerekli ücreti uzattığımda yüksek katlı binanın kapısına ilerledim. İçerdeki korumalar, bana başlarıyla selam verirken aynı şekilde karşılık verdim. X ray cihazını es geçerken kimse üstümü aramaya çalışmadı zaten bunu babamın isteği dışında yapamazlardı.

Asansöre bindiğimde sonunca yani ellinci kata bastım. Asansör yukarı çıkarken ilk kez babamla yapacağım bir konuşma için çekinmiyor, gerilmiyordum. Bunu Kayra için yapacaktım.

Asansörün kapıları açıldığında kapıyı tıklatarak içeri girdim. Babam camla kaplı duvardan dışarıya bakıyordu, beni görünce yanıma yaklaştı. "Hoş geldin, ama bu saatte okulda olman gerekmiyor mu?" Kolundaki saate baktığında başını salladı. "Baba seninle çok önemli şeyler konuşmam gerek." Sandalyesine oturduğunda yüzü ciddileşmişti ama korkmuyordum.

• • • •

"Zehra' nın beni öldürmeyi göze aldığını neden sakladın?" Dudaklarımı birine bastırdığımda "Söylediğim gibi eğer söylersem onu evlatlıktan reddederdin, yasak aşkının ortaya çıkması, sevdiğinden ayrılması ve yurt dışına gitmesi onun için yeterli bir ceza olduğuna inanmıştım. Ben ona acımıştım ama o bana acımadı." Gözlerim dolduğunda göz kapaklarımla onları gizledim.

Babama baktığımda "Nişanın neden iptal olduğunu, Kayra ile nasıl tanıştığımı, her şeyi öğrendin. Şimdi bana, ona yardım et."

Koltuğunda yayıldığında "Neden beni magazine rezil eden bir ergene yardım edeyim?" Ellerimi masaya dayadığımda bakışlarımı babama doğrulttum "Görüntüleri Zehra' nın yayınından aldıklarını söyledim dolaylı olarak onun yüzünden oldu. Ayrıca Murat' a edeceğim yardımın da onun planı olduğunu kaç defa söylemem gerek."

Bana gururlu bir tebessümle bakarken kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı. Babam oturduğu yerden kalktı ve masasının etrafında yürümeye başladı, doğrulduğumda onu izliyordum. "Neden gülümsüyorsun?"

"Pes etmeyişin, dik duruşunu kendime benzetiyorum. Ne kadar istemesende sen benim kızımsın Mehir."

"Zehra' ya ne olacak?"

Omuz silkti. "Kredi kartının limitini azaltacağım, banka kartlarını kapatacağım. Beni tanıyorsun onu reddetmek benim için daha kolay olur ancak bir de bu şekilde anılmamızı istemiyorum. Parasız kalınca nişanlısıyla bir an önce evlenir, biz de ondan kurtuluruz."

"Tamam o beni pek ilgilendirmiyor zaten, Kayra' ya ne olacak?"

"Ne demek ne olacak(!) Neyse cezası çeksin."

"Engin Bey' i onu savunması için yollayacaksın." Alayla güldüğünde "Neden öyle bir şey yapacakmışım?"

"Zaten senin istediğin şeyi yaptım, ondan ayrıldım..." Dudaklarımı ıslattım "Şimdi sen de benim istediğim şeyi yapacaksın, onu kurtaracaksın. Yoksa..."

"Yoksa?" Kıstığı gözlerinde merak gizliydi.

"Yoksa gider tüm televizyon kanallarını toplar rezilliklerimizi herkese anlatırım, ünlü olmak umrumda değil bilirsin."

Babam cebinden telefonunu çıkardı. "Alo Engin."

Bölüm sonu...

Mehir hakkında düşünceleriniz?

Sizce Kayra ile Mehir ilişkisi nereye gidiyor?

Sosyal medya hesaplarımı takip ederek yeni bölümlerden ve gelişmelerden ilk siz haberdar olabilirsiniz.

İnstagram: nazanatees

X:NazanAtes0

Kendinize çok iyi bakınn.

Hoşça kalın🤍