17. GERİLSEDE KATİYEN KOPMAYAN İP
Selam...
Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dileri.
İbrahim Abiye el salladıktan sonra hızlı adımlarla okulun demir kapısından içeri girdim. Başımı eğip sol kolumdaki saate baktığımda dersin nerdeyse başlamak üzere olduğunu fark ettim, geç kalmak istemiyordum.
İleri saate rağmen bahçede hatrı sayılır sayıda öğrenci vardı hepsi benim gibi okula yeni giriş yapıyordu. "Mehir." Adımı duyduğumda arkamı dönüp kim olduğuna baktım, Oğulcan' dı.
"Nasılsın?" Saçlarımı sol omzumun üzerine aldım "İyiyim, sen nasılsın?" "Ben de iyiyim, matematikçinin verdiği ödevi yaptın mı?" Duraksadığımda ağlamaklı bir ifade yüzümde belirdi "Unuttum... Bu aralar okul dışındaki şeyler kafamı çok meşgul ediyor, derslere pek odaklanamadım." Kolunu omzuma attığında "Biliyorum o yüzden söyledim, teneffüste cevapları benimkinden geçiririz." Dudaklarım gerildiğinde dişlerim gün yüzüne çıktı "Sağ ol Oğulcan."
Başımı sağ omzumda çevirdiğimde Kayra' nın gözleriyle göz göze geldim. Vücudum adrenalin salgılamış olacak ki heyecandan ne yapacağımı bilemedim, dersi bahane edip kaçmak en mantıklı şeymiş gibi geldi. "Derse geç kaldım, gittim ben." Oğulcan' ın kolunun altından çıktığımda hızlı, neredeyse koşar adımlarla okulun bahçesinde ilerledim. Başımı sağ omzumda çevirdiğimde Kayra' nın hâlâ arkamda olup olmadığına baktım, neyseki orda yoktu. Rahatlamış gibi bir nefes verdiğimde önüme döndüm, o anda sert bir şeye çarptım, bir bedene. Dengemi kaybettiğimde yere düşmeyi beklemiyordum.
Hissedeceğim acıyı görmek istemediğimden gözlerimi sıkı sıkı yumdum, sanki gözlerimi kapatıp görmeyince acımayacakmış, hissetmeyecekmiş gibi.
Ama tahmin ettiğim gibi olmadı, beklediğim acı hiç gelmedi. Gözlerimi açtığımda beton yere nazaran daha yumuşak bir zemindeydim. Başımı kaldırdığımda üzerinde olduğum bedenin, Kayra olduğunu gördüm. Gözlerimiz bir aradayken benimkilerde şaşkınlık onunkinde çözemediği bir anlam arayışı vardı. Oğulcan ve Baran yanımıza geldiklerinde Oğulcan, kolumdan tutarak kalkmama yardım etti. Kayra, hâlâ yerdeyken Baran, ona yürüme bastonunun mümkün kıldığınca elini uzattı. Kayra, uzatılan eli görmezden gelerek doğrulduğunda arkasını dönerek gitti.
Kayra' nın esmere çalan teni, okul formasının yakası ve saçlarının izin verdiği kadar ensesinden görünüyordu. Kaşlarım çatıldığında "O gördüğüm kimdi öyleyse?"
Önümüzden Kayra' yı andıran biri geçtiğinde onun az önce Kayra sandığım kişi olduğunu fark ettim. Yüzüne dikkatle baktığımda aslında o kadar da benzemediklerini anladım. Gözlerini, gözlerime diktiğinde geri adım atmadı ben de gözlerimi çekmedim. Okula ilerlerken yüzünde şaşkın bir ifade vardı.
"Havada aşk kokusu var." Oğulcan otuz iki diş sırıtırken Baran ve ben çatık kaşlarla Oğulcan' a bakıyorduk. "Sus Oğulcan." Baran ile aynı anda ağzımızdan dökülen cümle birbirimize inanamaz bakışlar atmamıza sebep oldu.
🧩
Okulun kapısından çıktığımda sağanaktan az çiseden fazla yağmur yağıyordu. Başımı gökyüzüne kaldırdığımda gülümsedim, hafif çantamda katlanabilen bir şemsiye vardı ancak onu kullanmak istemedim, ıslanmayı seçtim.
Kulaklıklarımı daha ders biter bitmez hazır etmiştim şimdi kablolu kulaklığın aparatına basarak rasgele bir şarkıyı açma vaktiydi.
Merdivenlerden indiğimde okulun etrafında dolanarak dış kapıya ilerledim.
O gün ki gördüm seni
Yaktın, ah, yaktın beni
Solistin sözlere girmesiyle karşımda sadece bir metre kadar önümde yürüyen Kayra' yı fark etmem bir oldu. Arkası bana dönük olsada saç kesiminden ve ensesinde gözüken teninden onun Kayra olduğunu anladım.
Yüzü bana dönük değildi, gözleri beni görmüyordu. İstediğim kadar onu izleyebilirdim, ardından ilerlerken saçlarından kıyafetine kadar süzdüm.
Kayra' nın da saçları ıslanmaya başlamıştı, tıpkı benim siyah saçlarıma düşen yağmur tanelerinin bıraktığı koyu renk onun saçlarında da oluşuyordu. Boynuna baktığım an, birgün kollarımı tekrar onun boynuna saracağıma inandığım andı.
Yağmur altında beraber ıslanacaktık.
Bakışlarım, tekrar saçlarına tırmandığında başını omzunda çevirerek bana baktı. Çok ani olmuştu, bakışlarımı çekememiş yakalanmıştım. Hızlı adımlarla onu geçerek okulun kapısına ilerledim.
Şarkı kesildiğinde telefonumun çaldığını anladım, kim olduğuna bakmadan aparatla aramayı açtığımda karşı taraftan ses bekliyordum. "Nasılsın?" Rahatlamış gibi nefesimi verdim, telefondaki Tanem' di. "İyiyim, sen nasılsın?" Okuldan çıktığımda beni bekleyen İbrahim Abi arka kapıyı açtı.
Araca bindiğimde "Ben de iyiyim, müsaitsen buluşalım mı?" Dedi. "Buluşalım, bir sorun mu var?" Kaşlarım çatıldığında bir problem olmasından endişeleniyordum. "Yok hayır, illa bir şey mi olması gerekiyor, bir kez de eğlenelim." Yüzümde kocaman bir gülümseme belirirken başımı salladım "Tamam o zaman." İbrahim Abiyle gözlerimiz iç dikiz aynasından buluşunca eve gidip gitmeyeceğimizi çözemediğinden beklediğini anladım, ona elimde bir dakika işareti yaptım. "Ben cafedeyim, konum atayım direkt buraya gelirsin olur mu?" "Tamam at bekliyorum, görüşürüz."
"Görüşürüz." Telefonu kapattığımda kucağımın üstüne koydum. Tanem, mesajı atana kadar İbrahim Abiye döndüm "Eve gitmeyeceğiz, arkadaşım konum atacak." Başını salladı.
Bir an Erdal ve İbrahim Abiyi karşılaştırdım. İbrahim Abi, kesinlikle bin basardı.
Tanem' in attığı konumu açtığımda telefonu İbrahim Abiye uzattım. Arabayı çalıştırdığında gülümsedim.
"İyi ki varsın İbrahim Abi."
Dişlerini göstererek güldüğünde yanlardaki aynalardan yolu kontrol etti ardından iç dikiz aynasından gözlerime baktı. "Sizde iyi ki varsınız Mehir Hanım." Sürdürdüğüm gülüşüm yavaş yavaş söndü.
••••
Arabanın kapısını kapattığımda İbrahim Abi gitti. Etrafı gözden geçirdiğimde birçok kafe vardı hangisi olduğundan emin değildim. Tanem' e bir mesaj attım.
"Geldim ama kafeyi bulamadım?" Mesajın sonuna gözleri sulanmış gülümseyen bir emoji bıraktım. Yanıt beklerken attığım mesajın sağına baktım şimdiden birkaç dakika geçmişti. Bir el omzuma dokunduğunda arkamı döndüm, Tanem' di.
Yüzüm güldüğünde kollarımı boynuna sardım, sıkı sıkı sarıldığımızda bir o yana bir bu yana sallandık. Gülmekten gözlerim kısıldığında aklıma Baran ile sarılmamız geldi, onunla da böyle olmuştu. Tanem' i Baran' a benzetmiştim.
"Hadi gel girelim." Tek kişilik kaldırımda önümde yürümeye başladığında aramızda bir metre var yoktu.
Gözlerim yerdeki uğur böceğini fark etti, Tanem, onun tam üzerinden geçmiş şans eseri basmamıştı. Eğildiğimde onu sağ işaret parmağıma aldım, doğrulduğumda parmağımı havaya kaldırdım.
Onu diliyorum. Kayra' yı.
Dileğimin ardından uğur böceği kanatlanıp uçtu, gülümseyerek gökyüzüne baktım.
Kafeye girdiğimizde Tanem' in daha önceden oturduğu cam kenarı masaya geçtik. Garson yanımıza geldiğinde not defterini çıkardı. Tanem, bana baktığında seçimi bana bırakmıştı "İki çay." Garson başını salladığında yanımızdan ayrıldı birkaç dakika geçmeden çaylarımız geldi.
"Baran neyin oluyor?" Tanem' in sorusunu beklemediğimden anlık kaşlarım çatıldı. "Neden sordun ki?" Gözlerim imayla kısıldı. "Hiç... Merak ettim." Sesi çok kısıktı neredeyse fısıldamıştı. "Hım..." Gülüşümü bastıramadım. "Erkek arkadaşım." Yanlış anlamaması adına biraz daha açtım. "Yani erkek arkadaşım derken sevgilim falan değil, çocukluktan arkadaşım. Amerika' daydı, yeni geldi."
"Öyle mi?" Ağzı aralandığında yüzü özellikle yanakları kızarmıştı. Gülüşümü bastıramadığımda kahkaha attım. "Ama kaza yaptığımız gün sende buket vardı." Gülüşüm durulduğunda gözlerine baktım "Yıllar sonra annesinin mezarını ziyaret edecekti, çiçekler onaydı ama gidemedik biliyorsun. Çiçekler sendeydi en son."
"Evet, sakladım." Dudağım tek taraflı çekildiğinde "Tanem. Sen..."
"Mehir ben Baran' dan bir hoşlandım, böyle aşık oldum diyemem ama hoşuma gitti. Sevgilisi yoksa..."
Ani itirafı karşısında şaşırsamda mutlu oldum. Baran, Tanem' e sevgisiyle beraber tüm imkanlarını verirdi. Tanem ise Baran' ı sevgiyle boğardı.
"Yok. O zaman aşk operasyonu başlasın." Güçlü çıkan sesimle güldüm, Tanem de gülüyordu ancak utandığından gülüşü sessizdi.
Bakışlarım yan masaya kaydığında okey oynadıklarını gördüm. Tanem' e döndüğümde "Biz de oynayalım mı?" Dedim.
"Oynayalım ama iki kişi eksiğimiz var." Çayımdan bir yudum aldığımda dudaklarımı ıslattım. "Baran' ı çağıralım." Keyifle ellerini birbirine çarpttı. Telefonumu elime aldığımda rehberimden numarasını buldum, telefonu kulağıma koyduğumda "Çalıyor."
"Alo napıyorsun Baran?" Duyduklarımı idrak etmek ister kaşlarımı çattım. Telefonu hoparlöre aldığımda masaya koydum. "Boş arazide ne işin var?" İşaret parmağımı dudağıma bastırdım. "Kayra' nın yanındayım, ani fren yapmayı öğretiyorum." Tanem ile gözlerimiz buluştuğunda gülüşlerimizi elimizle bastırdık. "Şey diyecektim okey oynayacaktık ama eksiğimiz var, gelir misin?" "Fren!" Yüksek fren sesini duyduğum da gözlerimi kıstım. "Gelirim, dördüncü ben miyim?" Dudaklarımdan olumsuz bir nida döküldü. "Üçüncü sensin." "Dördüncümüz olarak Kayra' yı düşünmüştük." İrileşmiş gözlerle Tanem' e baktım. "Tamam onu da getiririm." Telefonu hoparlörden çıkardığımda kulağıma koydum "Kayra her istediğini yapacak mı böyle?" "Onunla anlaşma yaptık, bir günlüğüne istediklerimi yapacak, ben de şikayetçi olmayacağım."
"Çok fenasın... Neyse konum atıyorum, çabuk gelin." Konumu yolladığımda bardakta kalan çayı bitirdim. "Buraya yakınız, birazdan orda oluruz." "Nereye gidiyoruz?" Baran telefonu kapatırken son duyduğum Kayra' nın sorgulayan sesiydi.
"Bizde taşları hazırlayalım bari." Tanem gülerken omuz silkti. Okeyin olduğu bir masaya geçtiğimizde taşları torbasından çıkararak masaya döktük. Önce tek tek arka yüzeylerini döndürdük ardından beşli beşli dizmeye başladık.
" Mehir Hanım başka bir şey alır mısınız?" Garsonun yüzüne baktığımda "Arkadaşlarımızı bekliyoruz, onlar gelsin sonra." "Peki." Der gibi başını salladığında yanımızdan ayrıldı.
🧩
Okulun koridorunda, dolabımın önümdeydim. Artık ihtiyacam olmayan kitap ve defterlerden birkaçını çantama koyduğumda izleniyor hissi peşimi bırakmadı, başımla etrafı kolaçan ettiğimde tanıdık birini görmedim. Önemsemeyerek dolabımın kapağını kapattığımda anahtarımla kilitledim. "Mehir biraz konuşabilir miyiz?" Tanıdık sesle arkamı döndüğümde hemen dibimdeki Kayra' yı gördüm. "Ne konuşacağız?" Kolumu tuttuğunda resim sınıfına apar topar girdik. Kolumu tutan elinden kurtulmak için kolumu savurduğumda işe yaramış, bırakmıştı. Ancak kol çantam yere düşmüş, içindeki kitaplarda içinden çıkmıştı. "Ne yapıyorsun Mehir? Sen bana ne yapıyorsun? Hastane odasında terk ettin beni, sonra hiçbir şeyde açıklamadın zaten neyi açıklayacaksan! Sonra kalkmış eski flörtünle yeni sevgilini aynı masaya mı oturuyorsun?" Burnundan solusada ben sakinliğimi korumaya çalıştım.
"Dün oynarken niye hiçbir şey söylemedin? O masaya zorla mı oturdun?"
"Tanem ve babasını biliyorsun, geçen yine zor durumda kalmıştı. Bu kez onu mutlu görünce keyfini kaçırmak istemedim ama senin bunu düşünmen gerekmez miydi?"
"Neyi düşüncem ben ya!" Sinirlerim geriliyordu.
"Bir kez ama sadece bir kez, kendini düşünme. Gözlerini aç etrafa bak, insanlara bak, bana bak. Beni ne hâle getirdiğine bak!"
"Benim gözüm senden başkasını görmüyor zaten gerizekâlı."
Dudaklarıma yapıştığında şaşkınlıkla gözlerim geriye gitti, onları tıpkı Kayra' nın yaptığı gibi yumduğumda ellerimi yanaklarına götürdüm. Bacaklarımı kavradığında ne yapmak istediğini anladım, bu yüzden zıplayarak kucağına çıktım. Elleri belimde dolandığında sırtımı duvara yasladı.
Öpüşmeye devam ettiğimizde nefesim kesilmişti, nefes almam gerekiyordu. Sağ elimi ensesine götürdüğümde saçlarına asılarak dudaklarını dudaklarımdan uzaklaştırdım. Sesli soluklar aldığımızda kısık gözlerim dudaklarını indi, dudaklarımız birleştiğinde kollarımı boynuna sardım.
Sırtımı duvardan ayırdığında kucağından indim, ayak uçlarımda yükselerek dudaklarımızın birlikteliğini bozmadım. Sınıfın içinde savrulduğumuzda kalçam masaya çarptı, masanın üzerinde duran büyük boy kırmızı boya şişesi yere düştüğünde başımızı çevirerek aynı anda yere baktık. Omuz silktiğimizde gülümsüyorduk.
Dudaklarımız birleştiğinde ellerim göğüslerindeydi. Sağ elimi ensesine götürdüğümde dudaklarımızı ayırdım. "Baran." Dudaklarımızı birleştirdiğimde daha bir hırslı öpüyordu, kanatmak ister gibi. İstemesede dudaklarımızı tekrar ayırdım. "Benim." Gözlerim dudaklarını bulduğunda tekrar yapıştım. Ona biraz dilimi verdiğimde geri çekildim. "Sevgilim." Öpüşmeye devam ettik. "Değil." Şaşkınlıktan dudaklarını hareket ettirmeyi unuttuğunda geri çekildim. "Değil mi?" Başımı salladım. "Değil."
Yere eğildiğimde dökülen kitaplarımı çantama yerleştirdim, arkamı dönüp yüzüne baktığımda sınıftan çıktım.
G...
Bölüm sonu...
Mehir ve Kayra' nın ilk öpücükleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Baran ve Tanem arasındaki çekimi nasıl buldunuz?
Kayra' ya benzeyen cocuk tesadüf mü?
Paragraf 1
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬
Yorum Yap