0 %

18. YENİ SERÜVENLERE KAPATILSA DA PERDE

Yazı Boyutu
100%

Selam...

Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim...

Kulaklıklarımdan sakin bir parça çalıyordu, yaşanan her şeye herkese rağmen iyi hissediyordum. Umarım bu his uzun sürerdi.

"Mehir," sağ tarafımda beliren Cihan' ın yüzüne baktığımda endişeli duruyordu. Kulaklığımı çıkarıp ensemin üzerinden geçirdim ardından Cihan' a gülümsedim, dudaklarını yukarı çekmeye çalışsada başarılı olamadı, dudakları tekrardan düz bir çizgi hâlini aldığında nefesleri kesik kesikti. "Mehir ben..." Ağzını aralasada konuşamadan geri kapattı. "Mehir ben..."

Oğulcan, bir anda yanımda belirip sol tarafıma yaklaştığında beni omzunun altına aldı. Yüzüne baktığımda sırıtıyordu, "Bir dakika Oğulcan ya." Başımı Cihan' ın olduğunu tarafa çevirdiğimde yüzüme bakamıyor, gözlerini kaçırıyordu. "Neyse sonra konuşuruz." Panikle, hızlı adımlarla yanımızdan ayrıldığında Oğulcan' ın kolunun altından çıktım. Ona kötü kötü bakarken ince kaşlarım çatılıydı. "Tam bir şey söyleyecekti, Oğulcan niye böyle yapıyorsun?" Sinirden sesim titrediğinde hızlı adımlarla onu arkamda bırakarak beni almaya gelen arabaya bindim.

••••

Istakozumdan bir parça aldığımda güçlükle çiğnedim.

Cihan' ın derdi neydi? Onu sıkıntıya sokan, ağzından iki parça kelimenin güçlükle dökülmesinin sebebi neydi?

"Baba, bizim okulda biri var belki tanırsın." Babam yemeğiyle ilgilenirken gözleri tabağındaydı, bıçak ve çatalıyla kendine lokma ayırıyordu. "Pek sanmam, çok öğrenci var ama söyle bakalım."

"Cihan Atılgan." Babamın gözleri aniden tabağından ayrılıp gözlerimi bulduğunda irileşmiş görünüyordu. Kaşlarım şaşkınlıkla havalandığında kısık gözlerle olan biteni algılamaya çalışıyordum. "Tanıyor musun?" Babam donuk ifadesini birkaç göz kırpmasıyla bozduğunda suyundan birkaç yudum aldı. Geri tabağına döndüğünde ifadesiz bir yüz ve duygulardan arınmış bir sesle "Sen karışma o meseleye." Dudaklarım aralandığında kaşlarım çatıktı. "Mesele ne ki?" Babamın kaslarının gerildiğini iyice dikleştirdiği vücudundan anlamamak imkansızdı. "Dudaklarını üçgen şeklinde peçeteyle temizlediğinde yemeğini yarım bırakıp masadan kalktı. "Afiyet olsun."

"Afiyet olsun Baba." Merdivenlerden çıkarken güçlü tutmaya çalıştığı adımları sarsaktı. Merdivenlerde görünmediğinde dayanamayarak masadan kalktım. Merdivenleri çıktığımda önce babamların yatak odasının kapısını çaldım. Gir, komutu olmasada araladığım kapıdan başımı geçirerek etrafa baktım, babam yoktu.

Çalışma odasına geldiğimde kapıyı çaldım. "Gir." Babam beni görünce yüzünde bir bıkkınlık ifadesi oluştu, fark etsemde umursamadan içeri girdim. Masasının önündeki koltuklardan birine kurulduğumda önündeki siyah kapaklı büyük dosyayı kapattı. Bu dosyalarda şirketin ya da şahsi kasadan yapılan alışverişlerin makbuzları olurdu. Babam bu dosyaları hem şirketin arşivinde hem de çalışama odasında bulundururdu. Ne zaman isterse elinin altında olsun isterdi çünkü.

Gözlerimi dosyadan çektiğimde yüzüne baktım. "Cihan' ın adı geçince niye tedirgin oldun?" Kaşları öfkeyle çatıldığında "Tedirgin olmadım!" Gereksiz bir sinirle yükselttiği sesi anlamsız geliyordu. "Peki babacım, sen öyle diyorsan öyledir." Kaşları gevşediğinde işaret ve baş parmağıyla burun kemerini sıktı. "Kusura bakma bu aralar işler yüzünden biraz gerginim." Masanın üzerinde duran sol elini ellerimle kavradığımda anlayışla gülümsedim. Sağ elini burnundan çektiğinde gözlerini araladı, içerisinde şaşkınlık bürünmüştü. "Önemli değil babacım, çok çalışıyorsun biliyorum." Dudaklarında minik bir tebessüm belirdiğinde arkasına yaslandı, kaslarını gevşetti.

Oturduğum yerden kalktığımda gider gibi yapıp anlık duraksadım. "Dosyayla işin bittiyse yerine koyayım mı, kalkma bir daha."

Başını salladığında usulca gülümsedim, yavaşça dosyayı aldığımda ağır adımlarla dosyaların olduğunu raflara ilerledim. Dosyayı, onlarca dosyanın arasında yalnız iki tanesinin bıraktığı boşluğa yerleştirdim.

Ocak-Haziran 2005

İçimden bir ses bu tarihin önemli olduğunu fısıldıyordu, ben de altıncı hissime uyarak onu kalıcı belleğe yolladım. Başımı sağ omzumda çevirerek babama baktım, gülümsediğimde odadan ayrıldım.

Kendi odama geldiğimde bilgisayarımı ve telefonumu aldığım gibi terasıma çıktım. Bilgisayarımı koltuğumun yanına yere koyduğumda ekranı açtım ardından kayıtlı olduğum müzik uygulamasına giriş yapıp sevdiğim müziği açtım. Aynı şarkıyı her seferinde başka duygularla defalarca kez dinlemeyi seviyordum.

Mini mutfak köşeme geçtiğimde su ısıtıcısına biraz su döktüm, düğmesine bastığımda kaynamasını beklemeye başladım. Bu sırada bir paket mocha kahveyi kupama döktüm, suyum hazır olduğunu çıkardığı fokurtularla ispatlarken cihazı fişten çektim. Kahveyle su buluştuğunda çıkan cızırtı içimdeki boşluğa dökülmüş gibiydi. Kupayı aldığımda tek bir tuşa basarak beyaz ışığı kapattım. Kupayı avuçlarımla buluşturduğumda koltuğun köşesine kıvrılarak oturdum. Başımı gökyüzüne çevirdiğimde yıldızları göremiyordum istemsiz göz devirirken kupayı yere bıraktım.

İnsanlar her şeyi mahvetmeyi ardından sonuçlarından yakınmayı severdi.

Köşedeki sandalyenin üzerine bıraktığım bol kapüşonluyu üzerime geçirdiğimde saçlarımı dışarı salıp dağıttım. Tüm duvarlarımı kapladığım sarı ışık yayan yıldızlı led lambalarımı açtım, şimdi oda hem daha sıcak duruyordu hem de yıldızlar vardı.

Kupayı bir kez daha sardığımda bu kez huzurla koltuğa yayıldım. Kahvemden bir yudum aldığımda huzurla gözlerimi yumdum.

Mırıldanarak şarkıya eşlik ederken kupamdaki kahve yavaş yavaş azalıyordu. Gözlerime uyku yüklenmeye başlasada inatla onları açık tutuyordum...

"Mehir. Nerde bu kız?" Beni çağıran sesleri duyuyordum ancak kim beni niçin, nereye çağırıyordu? "Mehir!" Gözlerim sonuna kadar açıldığında oturduğum koltuktan fırladım. Kucağımdaki kupa tuzla buz olurken yerimde sıçradım. "Bir bu eksikti."

"Dün evdeydi, acaba bizden habersiz bir yere mi gitti?" Annemin endişeli sesiyle hızlı adımlarla terastan indim. Odamda annemi babamı ve Deniz Ablayı görmeyi beklemiyordum. "Bir şey mi oldu?" Babam kızgın bir surat ifadesiyle bana bakarken bu sefer bu bakışı hak edecek ne yaptığımı düşünüyordum. "Saat kaç oldu Mehir? Okula geç kalacaksın, İbrahim önce beni şirkete bırakacak sonra gelip seni alır, o zamana kadar hazırlan." Başımla onayladığımda odadan çıktılar, Deniz Abla çıkarken bana 'Ah Mehir neden dikkat etmiyorsun kızım?' der gibi baksada olan olmuştu, zaten okulun son günleriydi genelde çoğu öğrenci bu zamanlarda devamsızlığını kullanır ya da giriş çıkışlarını önemsemezdi. Hatta bugün devamsızlık bile kullanabilirdim nede olsa sisteme işlenmiyordu.

"Mehir ben..." Ağzını aralasada konuşmadan geri kapattı. Aslında Cihan' ın bana ne söylemek istediğini öğrenmek için okula gitsem iyi olurdu.

Kolumdaki saate baktığımda fazla vaktim olmadığını anladım. Hızlı adımlarla banyoya girdim, dişlerimi fırçalarken saçıma ne yapsam diye düşündüm aslında düzleştirerek kabarıklığını alamayacağıma göre topuz yapmak en mantıklısıydı. Ağzımı gargara yaptığımda avuçlarıma doldurduğum suyla yüzümü yıkadım.

Havluyu yüzüme bastırdığımda apar topar odama koşuşturdum. Gardırobumun kapağını açtığımda üzerimdeki kapüşon ve tişörtten kurtuldum, beyaz gömleğimi üzerime geçirdiğimde hızlıca düğmelerini ilikledim. Katlanmış eteğimi olduğu raftan aldığımda dikkatlice üzerime geçirdim ardından gömleğin eteklerini dışarı çıkardım. Gözlerimi akıllı saatime indirdiğimde telefonumun çaldığını ve arayanın İbrahim Abi olduğunu gördüm. "İbrahim Abi geldim abi, şimdi ordayım." Güldüğünde "Tamam bekliyorum ama elini biraz çabuk tutmalısın geç kalmanı istemem." Diye hatırlattı. Telefonu kapattığında gardrobumun kapağını kapattım. "İnşallah..." fısıldayışıma biraz dua da ekliydi.

Saçlarımı taradığımda başımı aşağı eğdim, biraz bol biraz şık bir topuz yaptım. Aynadan kendimi süzdüğümde toplanmış saçlarımın önlerinden birer tutam saç bıraktım. Kol çantamı kaptığım gibi içine nemlendirici, güneş kremi, maskara ve ruj koydum.

Kapıyı açtığım gibi odadan fırladım ancak beni merdivenlerden döndüren bir şey vardı, çoraplarım... Hızla odama dönüp ayağıma spor ayakkabılarımı geçirdim. İbrahim Abi bir kez daha arıyordu, bu çağrı bana telefonumu terasta bıraktığımı hatırlatırken elimle anlıma vurmayı ve neden her şeyi eksik yaptığımı sorgulama isteği uyandırıyordu.

Şu an geri dönüp telefonumu alırsam geç kalırdım, bugünlük saatim de iş görürdü, merdivenlerden hızla indiğimde vakit kaybetmeden dış kapıdan çıktım. Son duyduğumsa Deniz Ablanın endişeli çıkan sesiydi. "Düşeceksin yavrum, okul senden önemli değil."

Bahçede park hâlindeki arabaya bindiğimde şoför arabayı çalıştırdı. Çantamdan makyaj malzemelerimi çıkardığımda vakit kaybetmeden işe başladım. Nemlendiriciyi yüzüme sürdüğümde cildimin emmesini bekledim ardından güneş kremini uyguladım. Kaşlarımı parmaklarımla yukarı doğru kaldırdığımda kirpiklerime maskara sürdüm. Başımı kaldırıp cama baktığımda nerdeyse gelmiştik hemen rujumu sürüp malzemelerimi topladım. Kapıdan inecekken İbrahim Abinin sesini duydum "İyi dersler Mehir Hanım." "Görüşürüz İbrahim Abi."

Kapıyı kapattığımda gaza basarak beni arkasında bıraktı. Tekerleklerin havaya kaldırdığı toz gözle görülür bir hâldeyken öksürerek okula girdim.

Bahçede şu anda sınıfta olması gereken çokça öğrenciyi görünce kalabalığın arasına girdim. Futbol sağasının etrafını sarmışlardı.

Tabii ya, okulun düzenlediği sınıflar arası futbol maçlarından biri yapılıyordu. Hangi sınıfların yarıştığını anlamak için tanıdık sıfatlar aradı gözlerim, bizim sınıftaki Batuhan' ı fark etmemle takımlardan birinin biz olduğunu anladım. İyi de rakip takım kimdi?

Yabancı yüzlerde gezinen gözlerim Kayra' nın yüzünü görünce duraksadı. Ayağının altındaki topla kaleye doğru koşarken gözleri bir saniyeliğine yana kaydı ve orda benim gözlerimle buluştu.

Eski sınıf arkadaşı Batuhan, Kayra' nın yön verdiği topu atik bir manevrayla aldığında Kayra, tökezleyerek dizleri üzerine düştü. Bedenim refleks olarak hızlı bir adımı ileri sürdüğünde Kayra ayağa kalktı. Endişe gözlerimde belirirken gizleyemedim...

Sağlık çalışanı Kayra' nın yanına gittiğinde ne konuştuklarını bilmesemde tahmin edebiliyordum.

Kayra başını salladığında anlına düşmüş

saçlarından akan ter damlaları yeri buldu. O bana bakmazken doyasıya ona bakmak istiyordum.

Kolumda hissettiğim parmaklarla arkamı dönüp kim olduğuna baktım, Oğulcan' dı. Yüz ifadem yumuşarken gülümsedim. "Mesajlarıma niye cevap vermedin?"

"Mesaj mı attın?" Ağzım aralandığında saatimden mesaj uygulamasına girdim.

"Mehir nerdesin çabuk gel." (8.10)

"Sınıflar arası futbol maçı var ve tahmin et hangi sınıflar oynuyor?" (8.10)

"Cihan bugün gelmemiş onun yerine seninki oynayacak." (8.10)

"Kız kime diyorum!" (8.15)

Son mesajı okuduğumda yüzümde beliren gülüşe engel olamadım. "Sakin hâlinle sinirli hâlin arasında beş dakika var, papatya tarlam benim." Gülüşüm büyüdüğünde gözleri ile uzağa bakarak trip attı, bilerek yüzüme bakmıyordu.

"Sabah geç kalktım, mesajını şimdi gördüm kusura bakma." Başını salladığında inanmamış görünüyordu "Öyle mi olmuş?" "Öyle oldu." Elini omzuma attığında beni yakınına çekti. "Bir şartla affederim..." Kaşlarım havalandığında ona inanamaz bakışlar attım. "Neymiş o?" Bana döndüğünde ellerini Hintlilerin yaptığı gibi birleştirdi ve alt dudağını üsttekinin üzerine geçirdi.

Yalvarıyor muydu o?

"Sana kız yok." Hızla toparlandığında dibime dikildi. "Neden?" Yandan yandan gözlerine baktığımda gülüşüme engel olamadım. "En iyi arkadaşımla aranızı yapmaya çalışmıştım, bir çuval inciri mahvetmiştin." Şaşkınlıkla ağzı aralandığında "Ne yapmışım ki?" Ne dediğini duysamda duymazdan geldim çünkü gözlerim sahanın öbür ucunda küçük sayılabilecek stadyumda oturan Baran' daydı.

Yirmi sekiz diş gülerken "Tanem için söylüyorsan onun sevdiği biri var, fırsatı kaçırdın. Başka da samimi olduğum biri yok şu anlık şansına küs Oğulcan' cım." Tıpkı onun yaptığı gibi dudak büzdüğümde gözlerini devirdi, gülerek önüme döndüğümde maça odaklandım.

Sınıfımızda olan ama hiç konuşmadığından adını bile bilmediğim sarışın bir oğlan, topu almış kaleye doğru koşuyordu. Kayra, hırslı hareketlerle topu almaya çalışıyordu. Onu izlemek bile o kadar hoşuma gidiyordu ki... Herhangi bir insanın, herhangi bir hareketi onda başka oluyordu sanki, o bende başkaydı, çok başkaydı.

Kayra, topu bir kez daha aldığında yön değiştirerek kaleye döndü. Esmere çalan tenine haziran güneşi vurduğunda bronz teni parlıyordu. Yapılı vücudunun kıvrımları belli oluyorken etraftaki insanlara baktım, Kayra' yı beğenip süzen kızlar olmasın istiyordum.

Diğer kızlar topu alan ve iyi oynayan oyuncuya tezahürat ederken içime bir ateş düştü. "Hadi Kayra yaparsın!" Sesimle diğerlerinin önüne geçtiğimde Kayra başını benim olduğum tarafa çevirdi. Şaşkınlık içerisindeki yüzü bedeninin yeri boylamasıyla acıyla buruştu.

Hızlı adımlarla yanına vardığımda etrafı kalabalıklaşmıştı. Gözlerim elleriyle tuttuğu bacağındaydı, sağ dizinde deri bütünlüğü hasar görmüş kanlar içinde kalmıştı. Endişeli gözlerle ona bakarken o gözlerini acıyla yumuyordu. Dizlerimi kırarak yanına oturduğumda ellerimle, ellerinden birini kavrayıp bacağından uzaklaştırdım. Destek olmak ve ona güç vermek istiyordum, yanında olduğumu bilmesi yeterliydi. Kısık, baygın bakan gözlerini gözlerime çevirdiğinde sağlık çalışanının sesi kalabalıkta duyuldu "Açılın, etrafını sarmakla ona yardımcı olmuyorsunuz."

Oturduğum yerden kalktığımda gözlerim her yerde Oğulcan' ı aradı. Onu göremesem de gözlerim Kayra' yı andıran bir oğlana rastladı. Yanında yuvarlak ince çerçeve gözlükleri olan kumral bir kız, koyu mavi hareleriyle Kayra' nın oraya bakıyordu. Aralarında ne konuştuklarını duymasamda simaları tanıdık geliyordu.

Kayra' nın esmere çalan teni, okul formasının yakası ve saçlarının izin verdiği kadar ensesinden görünüyordu. Kaşlarım çatıldığında "O gördüğüm kimdi öyleyse?"

Önümüzden Kayra' yı andıran biri geçtiğinde onun az önce Kayra sandığım kişi olduğunu fark ettim.

Oğlan geçen gördüğüm kişiydi. Peki ya, yanındaki kız kimdi?

Oğlanla gözlerimiz buluştuğunda rahatsızlıkla gözlerimi çekip arkamı döndüm. Okulun kapısına doğru ilerlerken Oğulcan' ı boşverip bana attığı mesajlara bir kez daha baktım.

Cihan bugün okula gelmemişti ve dün bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Merak duygusu ağır basarken okulun yanındaki taksi durağına ilerledim.

Boş bir araca bindiğimde şoföre Cihan' ın evinin adresini verdim.

🧩

Şoföre gereken parayı verdiğimde arabadan indim. Kiremit rengindeki kapıya ilerlediğimde üzerinde asılı olan on üç sayısı aklıma batıda uğursuzluk anlamına geldiğini ve bunun bir işaret olduğunu düşündürttü. Düşündüğüm saçmalığa güldüğümde kapıyı çaldım, çok geçmeden kapının öbür tarafından bir ses duyuldu "Kim o?"

"Benim." "Sen kimsin?" Duraksadım çünkü haklıydı. "Ben Mehir, aynı okuldayız." Kapı açıldığında Cihan elinde zeytin yeşili bir kupaylaydı.

İçeri geçtiğimde ayakkabılarımı çıkarıp dolaba koydum, kenarda duran terlikleri ayağıma geçirdim. "Çay ister misin?" Kahvaltı bile etmemiştim, çay fena olmazdı. "Olur." Elindeki kupayı uzattı. "Sen bunu al daha şimdi doldurdum, ben de kendime yenisini alayım." Başımı salladığımda kupayı avuçlarımın arasına aldım.

Mutfak olduğunu tahmin ettiğim odaya girdiğinde nereye gideceğimden emin olamadığım için onu beklemeye başladım. Yanıma geldiğinde "Gel, odama gidelim." Onayladığımda önümden ilerleyerek bana yol gösterdi.

Odasında pencere kenarında duran biri pembe biri yeşil iki puf vardı, yeşile kurulduğunda pembe olana da ben oturdum.

"Bugün okula neden gelmedin? Aslında dün bana söylemek istediğin ama söyleyemediğin şeyle mi alakalı onu merak ediyorum." Çayımdan bir yudum aldım.

Puftan kalktığında odanın tül perdesini çekti. "Çünkü siyah arabalar tarafından takip edildiğimi düşünüyorum hatta düşünmüyorum, direkt takip ediliyorum."

"Bu ne demek biliyor musun?"

Durgunlaştı, güçlükle yutkunduğunda başını salladı. "Hayır..." Fısıltılı sesini duyduğumda ses tonumu tıpkı onun gibi ayarladım.

"Bazı kitaplarda mafya liderleri sevdiği kızı takip ediyor, o olabilir." Başta dinlerkenki ciddiyeti bozulduğunda yüzünü buruşturdu, oturduğu pufla aynı renk olan yastığı suratıma attığında gülüşümü bastıramadım. "Saçmalama Mehir ya!" Asılmış suratına bakmaya devam ederken gülüşüm sürdü. "Noldu, fark eder mi?"

"Eder, heteroyum ben."

"Farkındayım seçme şansın olsa o gıcık Aycan' ı mı seçerdin(!)" Yüzünün düştüğünü gördüğümde meseleye ciddi bakmam gerektiğini anladım. "İstersen beraber polise gidelim."

"Şimdi değil, akşam aileme anlatacağım." Kupayı yere bıraktı "Çay da zehir oldu." Kupamı kupasının yanına bıraktım. "Özür dilerim istemediğin konuları açtım." Başını salladı "Hayır hayır, seninle ya da o konuyla bir alakası yok."

Dudaklarımı birbirine bastırdım ve anladığımı belli eden nidalar çıkardım.

"Peki bana neden anlattın?" Kendime çektiğim dizlerime sağ yanağımı yasladım ve ona bakmaya başladım.

Gülümsedi "Çünkü sen herkesi anlarsın, duygusal zekân öyle güçlü ki, bir kediyle bile empati yapabilirsin." Dudaklarım gerildiğinde gülümsedim.

"Oğlum." İçerden gelen derin ses bir kadına aitti, Cihan' ın annesine. "Akşam yemeği hazır, gel hadi." Odanın kapısı tıklandığında cevap beklemeden içeri girdi. Beni görmeyi beklemiyor olacak ki şaşkın duruyordu. "Hoş geldin canım," "Hoş buldum." Başını Cihan' a çevirdi "Oğlum misafirimiz olduğunu niye söylemiyorsun, başka şeyler hazırlardım." Cihan' a yakınmasına gerek yoktu, yemeğe katılmasamda olurdu. "Hiç zahmet etmeyin ben şimdi gidiyordum zaten."

"Olmaz öyle, gelin çocuklar beraber yemek yiyelim." Bileğimi kaldırıp saate baktığımda evdeki akşam yemeğine daha vardı, sanırım biraz daha kalabilirdim. "Peki." Cevabımla yüzü güldü "Harika."

Hep beraber mutfağa ilerlediğimizde Cihan, babasının yanına oturdu. "Yardım edebileceğim bir şey var mı?" Annesi omzuma dokunduğunda sandalyelere baktı. "Geç otur kızım her şey hazır." Bizim evdeki masayla kıyasladığımda küçük sayılabilecek bir masaydı. Gerçi bizimki de her akşam kraliyet ailesini ağırlayacakmışız gibi şık ve abartılıydı. Dikdörtgen masanın uzun taraflarından birine oturduğumda karşımda Cihan vardı. Hemen sağımda, masanın başında Cihan' ın babası Cevahir Amca vardı. Annesi Merve Teyze kaselerimize çorba koyduğunda yemeğe başladık.

"Benim size bir şey söylemem gerekiyor," Bakışlar Cihan' a döndüğünde "Bir süredir takip ediliyorum, nereye baksam aynı siyah arabaları görüyorum." Merve Teyze, hızla ayağa kalktığında ocağın başına geçti. "Salçalı makarna koyayım mı? İstemezseniz bulgur pilavı da var." Gözleri irileşmiş, sulanmıştı. Kıvırcık gür saçlarının arasındaki başını, kafa karışıklığı ile kaşıdı. "Otur canım daha çorbalarımız bitmedi." Cevahir Amca, Merve Teyzeye göre sakindi, önce oturduğu yerden kalktı ardından eşinin omuzlarından tutarak yerine oturttu. Kendisi de Cihan' ın yanındaki boş sandalyeye geçti.

Merve Teyzenin dolu gözlerinden yaşlar süzülürken ağzı acıyla aralanmıştı. Eliyle ağzını örtsede acı, arka planda kalmayı reddediyor, kendini göstermeyi biliyordu. Merve başını olumsuz anlamda sallarken kendine engel olamıyor gibiydi.

"Yapma..." Cevahir' in ağzından dökülen sessiz fısıltı, eşi için bir ikazdı ama o da olabileceklerin farkında olup çoktan bir çözüm arayışına girişmişti. Yıllardır süre gelen düzen yine bozulmamış, tarih tekrar etmişti.

"Ben oğlumu kolay büyütmedim!" Merve Teyzenin yüksek sesi, irkilmeme sebep oldu. Bunu fark eden Cevahir Amca bir bana bir de Cihan' a baktı. "Çocuklar korkuyor, gel içeri geçelim." Ayağa kalktıklarında devam etti "Siz yemeğinizi yiyin, biz birazdan geliyoruz."

"Hemen gidiyoruz, ben bavulları hazırlıyorum. Cevahir sen işimize yarayacak birilerini bul, Rusya mı Yunanistan mı nereye gidiyorsak gidelim."

"Anne nereye gidiyoruz? Bir şey biliyorsanız bana da söyleyin." Cihan, olanlar karşısında şaşkındı ama sakinliğini tıpkı annesi gibi koruyamadı.

"Tatil için oğlum," Babası sol elini Cihan' ın ensesine götürdüğünde onu kendine çekerek bağrına bastı. "Yalan söylüyorsun Baba, benden neyi saklıyorsunuz?" Cihan, düşüncelerime tercüman olduğunda gelecek cevabı bekledim. "Annem neden panikledi öyleyse?" Ayrıldıklarında oğlunun yanaklarını avuçları arasına aldı. "Annenin polis olduğunu unuttun herhalde," Cevahir gülmüştü ama samimi değildi buna emindim. "Her gün o kadar davaya bakıyordu ki, sen takip ediliyorum diyince aklına bin tane senaryo geldi. Dimi Merve?" Annesi donuk bir ifadeyle başını salladı.

"O zaman bu meseleyle siz ilgilenirsiniz, birkaç gün daha burda kalmak istiyorum. Bu sene taktir ve onur belgesini aynı anda alacağım. Karne günü sizi gururlandırmak istiyorum. Geleceksiniz değil mi?" Babası başını salladığında kare çerçeveli gözlüğünü işaret parmağıyla geri itti. "Tabii geleceğiz oğlum,"

Saatim titrediğinde ekrana baktım. Deniz Abla arıyordu, muhtemelen babam eve gelmişti, gizlice bana haber veriyordu. Ayağa kalktığımda tüm gözler üzerime çevrildi. "Babam eve gelmişte beni çağırıyorlar, ben müsadenizi isteyeyim."

••••

Kapıda beni geçirdiklerinde "Kusura bakma biraz duygusalım bu aralar, dönemsel sanırım. Yemeğini de yiyemedin canım." Merve Teyzeye sarılıp ayrıldığımda "Önemli değil pek aç değildim."

Beni bekleyen taksiye bindiğimde başımı filmi cama yasladım.

Bir şeyler dönüyordu, ne olduğunu şu anlık bilmiyordum ama gerçekler er ya da geç ortaya çıkardı.

İ...

Bölüm sonu.

Sizce Mehir şüphelerinde haklı mı? Neler oluyor?

Cihan, kafasında mı kuruyor? Onu kim takip ediyor olabilir?

Kayra' nın futbol oynadığı sahneyi nasıl buldunuz?

Şifreyi oluşturmayı unutmadınız değil mi, işimize yaraması an meselesi.

İlk kitabın finaline birkaç bölüm kaldı, düşüncelerinizi bekliyorum.

Sosyal medya hesaplarımı takip ederek yeni bölümlerden ve gelişmelerden ilk siz haberdar olabilirsiniz.

İnstagram:nazanatees

X:NazanAtes0