2. KÂBUS IŞIĞININ GERÇEKLER AYNASINA YANSIMASI
Selam, hoş geldiniz...
Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim.
Yüzüme doğru gelen basketbol topuyla sıçradım, yatakta aniden doğrulduğumda, oturur pozisyona geldim, nefes nefeseydim. Gözlerimden biraz evvel dökülen yaşların açtığı yolların izleri vardı. Ellerimle yüzümü kapatıp ağlamayı sürdürdüm. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Hıçkırıklarım içimi bir bir deldi, o deliklerin yerini göz yaşlarımın suları doldurdu. Dolan sular mideme geçerek orayı yıkamak yerine kuruttu, midem yanıyordu. Nefes alış verişlerim öyle hızlanmıştı ki, başım dönüyor, kalbim davul gibi çarpıyordu. Yüzüme düşen saçlarımı arkaya atarken terden nemlenen diplerime değdi ellerim. Burnumu çektiğimde kendimi bırakır gibi yatağa uzandım. Sağ elimle yanağımı sildim. Duran yaşlarım yerini hıçkırıklara bırakmıştı, hıçkırıkta sürüyordu ancak öncekinden farklı. Daha usul, daha sakin...
Tavanı seyrediyordum, gözlerim tavanda düşüncelerim zihnimin merkezinin en içindeydi. Bütün bunların bir kâbus olması içimi rahatlatsada o kadar gerçekçi bir rüyaydı ki, gözlerimden yaşlar dökülmüş, yüreğim ağlamıştı... Yataktan kalkarken beyaz elbisem yukarı kalkmış, iç çamaşırımı belli ediyordu. Az önce yaşadığım trajediden sonra bunu umursamayabilirdim zaten odada yalnızdım. Sarsak adımlarla banyoya ilerledim, ılık ayardaki musluğu soğuğa ayarladım. Avuçlarıma doldurduğum suyu geri bıraktım, ıslak ellerimi yüzüme sürerek ferahlamaya çalıştım. Yüzüm lavaboya dönüktü ancak gözlerim aynadaydı. Aynaya altan altan bakıyordum. Ciğerlerime derin bir nefes doldurmak istedim ancak titreyerek açılan dudaklarım buna engel oldu. Islak elimin tersini dudaklarıma sürdüm, ruj sağ çeneme doğru kayarken sol işaret parmağımla sol çeneme de biraz kaydırdım. İşte şimdi gerçek bir poker yüzdüm. Suyu kapattığımda elbisemin eteğini düzelterek banyodan ayrıldım. Yüzümde rahatlamış olmanın verdiği gülümsemeyle yatağıma uzandım. İşte sonunda rahat hissediyordum. Her şey boktan bir kâbustan ibaretti.
Telefonuma gelen bildirim sesiyle tereddüte düştüm. Endişeli gözlerle komidine baktım. Hadi Mehir saçmalama. Yüzümde şapsal alaylı bir gülümsemeyle telefonumu elime aldım. Ekranı açarken ağırlaşan yüreğim açtığımda rahatladı.
"Tarihçinin verdiği ödevi yaptıysan... Ki sen yapmadan durmazsın bu saate kadar. Yolla." (23.11)
Oğulcan' ın mesajına hak verdim, uyuyakalmasaydım bitirirdim.
"Henüz yapmadım, ders öncesi hâlleriz."
(23.12)
Yanıtıma Oğulcan, gözleri ve ağzı kocaman açılmış bir emoji yolladı. Omuz silktim, tüm ödevleri yapacağım diye bir şey yoktu sonuçta.
Telefonu geri komidine bıraktım. Çalışma masamdan dizüstü bilgisayarımı alıp yatağa oturdum. Müzik uygulamasından beğendiğim şarkılardan karışık bir liste açtım. Bilgisayarı arkamda bıraktığımda yüzüm kapıya dönük şekilde uzandım, sağ elim yastığım ve yanağımın arasındaydı. Çalmaya başlayan melodiyle henüz söze girmeden şarkıyı tahmin ettim.
Düldül...
Mabel Matiz ve Melike Şahin' in hareketli ancak nahif sesleri öyle güzel bir senfoni sağlamıştıki, insan dinlemeye kıyamıyordu.
Hani bir sarkıyı sevince defalarca kez dinlersin ya ama böyle sayamayacağın kadar çok, sonra bezersin o şarkıdan. Önce çalma listelerinde görmezden gelirsin sonra orda durması bile sıkar canını. En son çıkarırsın listeden. Bazı insanlarla da böyle olur işte... Önce çok seversin, o kadar seversinki, her yerde, hayattının her anında yanında olsun istersin, hayatına katmaya çalışırsın. İlk başlarda her şey çok iyidir ancak bir süre sonra tek taraflı söylemler yetmez, etkileşimi bıraktıktan sonra görmezden gelmeye başlarsın. En son bir bakarsın katmaya çalıştığın hayatından çıkarmışsın.
Telefonuma gelen bildirim sesiyle oflayarak telefonuma uzandım. "Yapmadım diyorum anlamıyor arkadaş ya!" Oğulcan' dan ısrarlı, ödevimi yapmadığıma inanmayan bir mesaj bekliyordum. Ancak ekranın hâli beni şoka uğrattı. Gökkuşağını andıran renkli uygulamadan gelen bildirim beni bozguna uğrattı.
"RessamınEskizDefteri" sana mesaj göndermek istiyor...
Yüzüme düşen büyük endişe mimikleriyle kalbim hızla çarpmaya başladı. Hayır. Tanrı benim yanımdaydı ve hata yapmamam için bana yardımcı olmuş, yol göstermişti. Ben de hata yapmayacaktım. "Mesajı açmadığın sürece sorun yok." Diye geçirdim içimden. Telefonumu yatağım ve yer arasındaki o boşluğa kaydırarak yolladım. Görmezsem aklıma gelmeyecekti, gelmezse sorun yoktu.
Endişenin vücudumu terk etmesiyle şaşkınlık kendini belli etti. Bir gecede bu kadar olay, bu kadar rastlantı yeterliydi.
Bilgisayarıma uzanarak sağanak yağmur sesi açtım. Uyuşuk adımlarla dolabıma ilerledim. Bir pijama takımını üzerime geçirdiğimde yatağa çenin pozisyonda uzandım. Gözlerim kapanırken Umarım bu ressam eskizini de toplar, bir an önce gider diye düşündüm.
🧩
Vücudumun hiçbir kasını kullanmıyordum. Yaptığım tek şey rahat yatağımda yayıla yayıla uyumaktı. Odamın kapısı bir anda açıldı, kim veya ne olduğunu umursamadan uyumaya devam ettim, perçemlerim yüzüme dağılmıştı.
"Babanız sizi çağırıyor." Diyen Deniz Ablayı sesinden tanımıştım. Tek göz kapağımı kaldırıp ona baktım. Yüzünde şaşkınlık ifadesi hakimdi, fazlasıyla. "Hiç geç kalmazdınız, neden böyle oldu Mehir Hanım?" Ona ve babama göre zamanında masada olmamam büyük bir problemdi ve kendince çözüm bulmaya çalışıyordu. "Şarjım bitmiş." Dedim sanki alarm kurabileceğim birçok cihazım yokmuş, o da bunu bilmiyormuş gibi utanmadan konuştum. "Cezalı olduğumu biliyorsun. Oturmak için o masaya gelmeyeceğim."
"Ama biliyorsunuz babanız kesin talimat verdi..." sözüne devam etmesine müsade etmeden devam ettim "Çok istiyorsa Oktay Demirel odama teşvik etsin." Deniz Abla kapıyı usulca kapatıp odadan çıkarken ben de yavaşça doğruldum. Yatağın ucuna oturduğumda dağılmış uzun siyah saçlarımı elimle arkaya aldım. Elimi uzatarak dün yatağın altına koyduğum telefonu aldım. Bildirim hâlâ olduğu gibi duruyordu. Yedek telefonlarımın olduğu çekmeceyi açarak telefonumu koydum ve yeni bir tane aldım. Kullanacağım telefona hiç bakmadan yatağın üzerine fırlattım. Banyoya ilerlediğimde toka kutusundan siyah kumaş tokayla saçlarımı dağınık bir topuz yaptım. Hızlıca yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Banyoda ki işlerim bittiğinde kafamda ki tokayı kutuya girip girmemesini önemsemeden içine attım ve odama döndüm. Dolabımın karşısına geçip okul formalarımın olduğu raftan onları almak yerine önce ten rengi kilotlu çorabı beyaz bacaklarımdan geçirdim. Ardından bilekte biten siyah çorapları giyindikten sonra koltuk altıma deodorant sıktım, deodorant kururken okul eteğimi giydim. Aynadan kendimi süzerek etek boyuna karar verdim. Gömleğimi giydiğimde düğmelerini bir çırpıda ilikledim. Yıldız küpeler ve yusufçuk şeklinde minik bir kolye taktım. Düzleşiciyi hazırlayıp saçlarımı kıvırarak şekillendirmeye başladım, bu sayede daha doğal dalgalar oluşuyordu. Denizin o hırçın dalgalarına yer yoktu saçlarımda, daha nazik yumuşak dalgalar hakimdi. Çikolatalı pasta tadı olan parfümden birkaç fıs sıktım. Çantamı koluma taktığımda odamdan çıktım.
Merdivenlerden inmek üzere ilk adımımı attığımda onu gördüm. Yok, ilk adımlarımı atarken bana kucak açan babamdan bahsetmiyorum, bana kucak açan genelde yabancı dadılardı. Bana açılan kucakların tek bir sebebi vardı para, maalesef şefkatten bahsedemiyordum. Yabancı insanlar neden göstersin ki, dünyaya getiren göstermemişken?.. Takındığım rahat tavırla merdivenleri indim. Karşı karşıya geldiğimizde onu umursamadan kapıyı yöneldim, arkamdan bana doğru ilerliyordu. Henüz dışarıya varamamıştım ki, konuştu. ''Günaydınlar babacım.'' Bana söylemiyordu, bana söyleniyordu. Kendince sitemini belli ediyordu. ''Günaydın.'' Evden çıktığımızda arabaya doğru ilerliyorduk. Erdal Abiden önce davranmak için neredeyse koşar adımlarla ilerledim ve açtığım kapıdan arabaya bindim. Babam arabaya binerken Erdal Abi mahcup duruyordu, babam elini yukarıya kaldırarak sorun olmadığını belirtti. Arabaya bindiğinde bana sinirli bakışlar yolladı. ''Günaydın demediğim için kusura bakma aç karna pek kafam çalışmıyor.'' Sesimde yalancı bir utanma vardı, bilhassa yapıyordum. ''Okula mı efendim?'' Erdal abinin babama sorduğu soruyla gözlerimi devirdim. ''Hayır Çetiner' lerin daveti var, okul formalarıyla oraya gideceğim.'' Normalde çalışanlarla mesafeli ancak düzgün olan iletişimim Erdal Abinin dün yaptığıyla bozuldu. Sırf uyudum diye beni şikayet etmek zorunda değildi.
Erdal Abi iç dikiz aynasından babama baktı, babamla göz göze geldiler. Babam başını pencereye doğru çevirdiğinde konuşmaya başladı "Okula." Bir nefes doldurdu içine. "Kartlarını ver." Gözlerim doldu, ellerim hızlı hareketlerle çantamda cüzdanımı ararken dolan gözlerimi belli etmeye niyetim yoktu. Cüzdanımdan çıkardığım kartları babama uzatırken içinde kimliğimin de olduğunu fark ettim, kimliğimi tekrar cüzdanıma yerleştirirken başımı yola çevirdim. Gözlerime dolan yaşları geri yollamak için yukarıya baktım. "Bu akşam Bay Çetiner ve ailesini yemeğe davet ettim, eve gittiğinde oyalanma, ailemize yakışır şekilde hazırlan." "Ben yemeğe katılamam çok ödevim var." Cümlem babamın pek umrunda değil gibi görünüyordu. "Ödevlerini yapıp yapmamanın senin için önemli olmadığını biliyorsun. Sınavlardan sıfır dahi alacak olsan önümüzdeki sene okul birincisi olarak mezun olacaksın."
Şaşırmış bir nida çıkardım. "Aldığım takdirlerin bu yüzden mi kıymeti yok, bu yüzden mi bir aferin alamıyorum? Sana göre hocalar sayesinde ben yüksek puanlar alıyorum. Senin sayende, paran sayesinde..." Sona doğru sesim kısılmıştı, kırık bir hevesle duran arabadan indim. Okul bahçesindeydim işte, pardon babamın ticarethanesinde. Kısa süreliğine titreyen çantamdan telefonumu aldım, ekrana baktığımda betim benzimin attığına yemin edebilirdim. Yeni bir bildirim yoktu ancak dünki "RessamEskizDefteri." sana bir mesaj göndermek istiyor... bildirimi kendini hatırlatmıştı.
"Günaydın." Oğulcan' ın bedeni arkamda sadece başını yüzüme doğru çevirmişti. Ona dönerken telefonumu çantama koydum. "Günaydın."
O sırada onu gördüm. Onu... Dünki sarışını. Adımlarını okula doğru atsada gözleri yüzümdeydi, yüzündeki gülümsemesi epey keyifli olduğu gösteriyordu. Ona doğru hırsla yürüdüm, aramızda az bir mesafe kaldığında karşısında dikildim "Sen kendini ne sanıyorsun? Bunu yapmaya hakkın yok." Öyle sinirliydim ki, bağırdığımın farkında bile değildim. Ağzımdan çıkan cümlelerin yanı sıra, sitemli sesim bile yüzünün düşmesine yeterli oldu. Artık yüzünde bir sırıtmadan farklı olarak çatık kaşlar ve onlara eşlik eden anlam arayan bir zihin vardı. Okul bahçesindeki tüm gözler benim ve sarışının üzerindeydi. Oğulcan anlamaz bakışlarla bir bana bir sarışına bakarken yanımıza geldi. "Seni az çok tanıyorum tamam mı, resim klübündesin, böyle çocukça şakalar yapmaya utanmıyor musun? O isteği hemen çek, çekte ben de senden şikayetçi olmayayım? Ne dersin?" Kollarımı göğsümde birleştirmiş, karşımda alacağım cevaplara kapalıydım. Yüzümde kendinden emin bir ifade vardı. "Tamam isteği çekerim." Şöyle yola gel dercesine kafamı salladığımda konuştu. "Tabii istek atsaydım, seninle takipleşmek gibi bir niyetim yok Sosyete Biblosu." Şaşkınlıkla ağzım aralandı. "O sen değildin yani?" Başını olumsuz anlamda sallarken dudakları yukarı çekildi. Bakışları dudaklarımdayken "Değilim ancak bir takip isteği bu kadar sorunsa, hesabını kapatmanı öneririm." Hâlâ dudaklarıma bakıyordu. Elimi kaldırarak yüzlerimiz arasında ki boşluğa getirdim, parmaklarımı şıklattım. Dalan gözleri önce elime ardından gözlerime odaklandı. "Ne yapacağımı sana mı soracağım?" Oğulcan' ın koluna girdiğimde arkamızda bıraktığımız sarışını umursamadık. Usulca kolundaki elimi çıkardı. Omzumdan tutarak bedenlerimizi yakın tuttu, sınıfa doğru çıkarken "Tolga sataşıyor mu sana?" Demek o sarışının adı Tolga' ydı.
''Ne münasebet. İşim olmaz.'' İnsanlarla uğraşmak gibi boş bir vaktim olsaydı bunu hayal kurmak veya yazmak gibi daha verimli işlerde kullanırdım.
''Peki bu istek işi... Biri rahatsız ediyorsa...'' Cümlelerinin her birini bitirmeye yakın sesi kısılıyordu. "Mevzu varsa salarım agaları. Alırız façasını aşağı." Son cümlesini bir keko edasıyla söylemesiyle kahkahamı bastıramadım. Karnına hafifçe vurdum "Nerden öğreniyorsun bu lafları?.." Güldüğümden sesim bir garip çıkmıştı. "Diziden. Sen gül diye öğrendim." Ona, sen bu dünya için fazla bir nimetsin der gibi baktım. "Şaka." Hızlıca söyledi belki saniye sürmüştü. "Modun yerine gelsin diye dedim, ilk iki ders matematik, şimdiden modun düşerse son derslerde yine bayılırsın." Tam ona cevap yetiştirecektimki koridorda dolanan matematikçi Eda Hocayı gördüm. Şirin olmasını dilediğim bir gülümseme yolladım. Sınıf kapısından sınıf arkadaşlarıma baktım. Hepsi durgun bir şekilde sıralarında oturmuş, dersin başlamasını bekliyorlardı. Dün oturduğum sıraya oturdum, Oğulcan da yanıma. Eda Hoca sınıfın kapısından girdi...
• • • •
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin vun gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu ağlardım
Felaketim olurdu ağlardım, cümlesini yazmamla beraber kendi içimdeki o dünyadan çıktım. Bir anda nerden aklıma gelmişti de şiir yazmaya koyulmuştum... Başımı sağıma çevirmemle Birgen' i gördüm. ''Üçüncü şahısın şiirini'' sadece dudaklarını oynatarak söylüyordu. Hafifçe dudaklarımı oynattım, hoş bir gülümseme yüzümde peydahlanmıştı ancak kendimi hemen toplarladım. İsmimi anan densiz, kendi dünyamdan çıkmama sebep olmuştu. Hafif çatık kaşlarla sınıfta gezindi gözlerim, ardından bana doğru ilerleyen Giray' a odaklandı.
Giray. Giray Çetiner. Çetiner ailesinin ikinci oğlu. Açık kahve saçları kıvırcıktı, bonus kafa olucakmış da son anda kavşağı dönmüş gibiydi. Ela gözleri yeşili andırsa da katiyen yeşil değildi. Benden biraz daha uzun olmasıyla beraber pek samimiyetim yoktu. Ailelerimizin ortak çalışmalar yapması dışında ortak olmaya hazırlanması da cabasıydı. Önümde, boşalan sıraya bana doğru dönerek oturdu. ''Akşam sizdeymişiz.'' Tüm dişlerini göstererek sırıtıyordu. Giray tüm bu şöhretten ve gereksiz samimiyetten rahatsız olduğumu biliyordu ve bunu bana karşı kullanmaktan zerre rahatsızlık duymuyordu. ''E yani?'' Başımdan gitmesi için sohbeti olabildiğince kısa tutmaya çalışıyordum. ''Ne dersin bizim evlilik işini konuşurlar mı?'' Hâlâ sırıtıyordu. ''Senin gibi bir ahmakla evlenmektense, dışarıda karşıma çıkan ilk erkekle nikah masasına oturmayı yeğlerim.'' Gülüşü solmuştu. Az evvel çöp atmaya kalkmış, yanımızdan geçerek sırasına oturmaya giden Kayra' ya döndürdüm başımı. Ne düşündüğümü kavramak ister gibi, bir bana bir Kayra' ya bakıyordu.
''O kadar kriterlerinden ödün verme ya, belki karşına onun gibi fakir, paspal biri çıkar.'' Alayla gülerken Kayra' yı küçük düşürmeye çalışıyordu. Ne alaka dercesine kaşlarım çatıldı. Aycan' ın kahkahasını işittim. Tüm sınıf bizi dinliyordu. Kayra bana bakmadan tüm kontağını Giray' da harcıyordu. ''Doğru söylüyor, ya paralı bir zavallı olsaydım. O zaman istediğim insan hakkında, istediğim gibi ileri geri konuşabileceğime inanırdım. Neyseki yoksul ancak hadimi bilen biriyim.'' Giray aniden ayağa kalktı. Kayra' nın üzerine yürüyeceği sıra da doğruldum ve konuştum. ''Git, kavga çıkartma.'' Kaşları şaşkınlıkla kalkıp bana yöneldi. ''Söylesene güzel nişanlım, bir gecekondu prensini mi koruyorsun?'' ''O sana hiçbir şey yapmadı, geldiğinden beri ona hakaret eden sensin.'' Titreyen sesim ve zor aldığım soluklarla güçlükle konuştum. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti, izin vermedim. ''Defol. Defol git!'' Sinirden yüzümün kızardığından emindim. ''Görüşürüz Mehir Hanım, görüşürüz.'' Son kelimesi fazla iddaalıydı. Hızla kapıdan çıkıp kendi sınıfına giderken söylediği son sözler bunlardı. ''Hayatım hakkında kararlar almayı bırakın artık.'' Sesim fısıltıdan farksızdı, bir ben duymuştum bir de kaderimi yazan Tanrı. Hırsla soludum. Kayra' yla göz göze geldiğimizde kaşları kalkık, kahve gözleri şaşkınlıkla parlıyor, titriyordu. Başımı çevirerek kontağımızı kestim. Duymuş muydu? Duyarsa duysun bana ne? Sırama oturduğumda başımı sıraya gömdüm.
''İyi misin?'' Oğulcan' ın sorusunu es geçerek düşüncelerim ve gerçeklik algısıyla olan tünelin ortasında kaldım. Sırada kendimi uykuya gömdüm.
Saçlarımın arasına giren şeyle gözlerimi açtım, doğrulduğumda saçlarıma takılan kâğıttan uçak yere düştü. Kaldırıp çöpe atma zahmetine girmeden herkes gibi sınıftan çıkmaya hazırlandım ve çıktım. Hırkamın cebindeki kulaklığımı çıkarıp dolanmış olan kabloyu çözmeye odaklandım. Okul bahçesinde beni bekleyen Erdal abiyi gördüğümde kulaklığımı tamamen karmaşadan ayırdım. Kaderimin benim için seçtiği müziklerden birini açtım, kulaklıklarımdan birinin bozuk olduğunu algıladığımda dudaklarımı hava ile dalgalandırdım, gözlerimi baygınlaştırdığımda Erdal abinin benim için açtığı kapıdan arabaya bindim. Hızlı adımlarla arabanın etrafında dolandı ve yerine -şöför koltuğuna- geçti. Çalışan arabayla gözlerim akıp giden yola odalandı. "Akşamki misafirlerleriniz için birkaç şey almam gerekiyor, sorun olmaz değil mi? Hazırlanamam, yetişemem diyorsanız..." Teki bozuk kulaklığım sayesine kulaklıklarımdan birini çıkarma gereği duymadan onu duydum. "Sür." Dedim fısıltıdan farksız sesimle. Yollar değişmeye başladı, semtten semte farklıydı İstanbul, bu yönü beni her seferinde sarsıyordu. Yollar akıp gider, mesafeler biter. Ve birgün benim sana olan sevgim kıymete biner.
Araba ara sokakta durduğunda Erdal Abi Ahşaphane adlı marangoz dükkanına girdi. Erdal Abinin dükkan kapısından girerkenki görüntüsünü zihnim ekran görüntüsü aldı. Kumaş siyah pantolonu beyaz gömleği ve ceketi vardı. Yaşım henüz küçükken işe başlamıştı, şu an düşünüyorum da onu hiç sallaş giyinirken görmemiştim, her an sürekli resmiydi. Acaba gece pijama yerine böyle mi uyuyor? Düşüncemle kıkırdamamı tutamadım. Gülüşümü durduran bir hamle oldu. O küçük oğlanı gördüm. Çöp konteynırının demir kollarına parmaklarını geçirmiş, başını öne eğmiş konteynırın içini görmeye çalışıyordu. Beni göremiyordu çünkü hem kadrajı farklıydı hem de arabanın camı filmliydi. Midem burkuldu. Başımı önümde eğerek kendimi süzdüm, hoşuma gitmedi. Yanına gitmek istiyordum hazır Erdal Abi de yoktu. Arabanın kapısını açtığımda arabadan indim. Başımı omuzlarımda birkaç kez çevirdiğimde etrafı kolaçan ettim. Çocuğa ilerlediğimde çöpün yanındaki kaldırıma oturdum. Beni fark etmesi için yalancıktan birkaç sefer öksürdüm. Görmek için parmak uçlarında yükseldiği konteynırdan kurtulmak için parmakları bıraktı, yeni girdiğimiz sonbahar mevsiminde ayağındaki sandaletler önemli değildi. Ancak ilerisi için endişeleniyordum. Bana baktığında, özellikle yüzüme odaklandığında hayran olmuş gibiydi. Elimi yanıma, kaldırımın boş olan kısmına birkaç kez vurdum. Onu yanıma oturması için davet ediyordum. Sağ ayağını öne attığında tereddütle geriledi. Ardından çocuk iç güdüsüyle yanıma oturdu ancak aramızdaki mesafeyi pek beğenmemiş olacakki, aramıza biraz daha boşluk bıraktı. ''Adın ne senin?'' Sesimi her çocuğun hak ettiği şefkate giydirdim. ''Murat. Senin?'' Kendi ismini ne kadar eminlikle söylediyse benimkini sorarken o kadar kararsızdı. Sesi henüz çok inceydi, bu Murat' a ayrı bir sevimlilik katıyordu. Ayrıca ismimi soracak kadar düşünceli ve özgüvenli olması hoşuma giderken, adımı bilmemesi beni ariyetten gülümsetti. ''Çöpte ne aradığını sorabilir miyim?'' dedim düşkün bir sesle. Gözlerini o gün ilk kez kaçırdı. Yandan yere bakarken dudakları büzüldü.
''Ben babama yardım ediyorum.'' Kaşlarım çatıldı. ''Yardım mı?'' Başını salladı usulca, gür saçları da sallanmıştı. Gözlerini gözlerime dikti. ''Bizim borcumuz var, çok varmış yani ben bilmiyordum.'' Daha açık ol anlat, der gibi gözlerine baktım. ''Hüseyin amcam vardı bir tane, bir ayakkabı dükkanı açmak istiyordu, ama o kadar parası yoktu. Bankadan para çekmek istedi, babamın da imzası gerekiyordu.'' Babası sanırım kefil olmuştu. Gözlerini gökyüzüne dikti. Düşünmesi gerekiyordu. ''O koca kötü adamlar Hüseyin amcaya para verdiler, çok para... Bu kadar.'' Kollarını kocaman açmış arkada birleştirmişti. ''Sonra benim okulum bitti, birinci sınıfa geçtim. Yaz tatilinde Hüseyin amca dükkanı açtı. Başlarda para kazanıyordu ve o koca kötü adamların parasını verebiliyordu. Sonra verememeye başladı... Hüseyin amcanın dükkanı kapatıldı, babam kovuldu. Babam 'Benim üç tane çocuğum var, yapmayın.' demiş.'' Sağ elini havaya kaldırarak önce dört yaptı ardından kaşları çatıldı ve hemen üç yaptı.
''Babam aylarca her yerde iş baktı. Ama bu koca İstanbul da bir babama iş yok a...' Kaşları çatık yere bakıyordu epey sinirlenmiş görünüyordu. Onun gibi centilmen bir çocuğa yakışmayacak şekilde küfür edecekti ama onu durdurdum. Bir anda dudakları büzüldü, çocukların hisleri, duygu durumları çok çabuk değişiyordu, yetişmekte zorluk çekiyordum doğrusu. ''Sonra bir gece elektriğimizi kestiler babama söylediğimde yarın ödeyeceğini söyledi. Uykum da yoktu ama ertesi gün çizgi film izleyebilecek olmanın heyecanıyla zorla kapattım gözlerimi. Sonra sabah televizyon yok oldu.'' Sinirle ayağa kalktı yumruk yaptığı elleri, sağ ayağını hırsla yere vurdu. ''Koca kötü adamlar televizyonumuzu aldılar. Zaten ekranı küçüktü, hem karıncalanmaları da vardı. Niye göz diktiler benim, kardeşlerimin çizgi filmine?'' Dudaklarını sıkıntıyla birbirine bastırdı. ''Ben de babama yardım ediyor, kâğıt topluyorum ki, borcumuz bir an önce bitsin.''
Kollarımı açtım sarılması için, sarılmadı.''Bekle.'' Arabadan çantamı alıp Murat' ın yanına döndüm. Cüzdanımı bulup açtım, içi boştu, unutmuştum. Kendimi çok mahcup hissetmiştim. Ona doğru eğildim. Özgüven vermek ister gibi omzunu tuttum. Ağzımı açıp konuşacağım sırada marangoz dükkanından çıkan Erdal Abi beni dışarıda görmeyi beklemiyor olacaktı, ismimi bağırdı. ''Mehir Hanım.'' Aptal. O sırada marketten bir kadın çıktı, beni görünce eline telefonu aldığı gibi video çekmeye başladı. Onu gören diğerleride benim olduğum tarafa bakıyorlardı. Etraf kalabalıklaşırken Erdal Abi bana doğru hızlı adımlarla geliyordu. ''Yarın Üsküdar sahiline gelebilir misin?'' Doğrulduğumda Erdal Abi beni kolumdan tuttu arabaya bindirmeye çalışsada direnmeye çalışıyordum. ''Gelirim de neden?'' Etrafımda yoğunlaşan kalabalık ve kameralarla daha fazla direnmedim, arabaya bindim.
Araba tekrar hareketlenmeye başladığında bu kez yolları biliyordum eve gidiyorduk. ''Deniz kenarına gidebilir miyiz?'' Erdal Abi başını olumsuzlukla salladı. ''Sana neden bu kadar katı olduklarını şimdi anladın mı? Gittiğin her yerde belayı çekiyorsun, yani on dakika arabada oturamadın değil mi? Oktay Bey bu yaptığını öğrendiğinde, magazin sayfalarına çıktığında hoş karşılayacak mı sanıyorsun?'' Sağ elinin işaret ve baş parmağıyla burun kemiğinini sıktı. Daha dik oturdum ve söze girdim. ''Öncellikle sen aptal gibi adımı bağırmasaydın, o kameraların hedefi ben olmayacaktım. Ayrıca bilmemeni çok normal karşılayarak söylüyorum; o magazin şirketlerinde yüzde yirmi beş kadar hisse sahibiyiz. Babamın veya benim bir telefonuma bakar, şimdi sana verilen görevi yap ve beni eve götür.'' Zorlukla yutkundu. Başını ağırlıkla sallayıp direksiyonu kırdı.
Bana para lazımdı. En acilinden çok para. Şimdi Çetiner' lerle olacak akşam yemeğine odaklanmalıydım bu para mevzusunu sonra düşünecektim.
Araba evin girişinde durduğunda indim. Erdal Abi arabayı park etmek için garaja sürdü. Deniz ablanın soru yağmuruna maruz kalmamak adına hızlıca odama çıktım. Yine de arkamdan seslenen Deniz Ablaya engel olamadım ''Çetiner' ler gelecek Küçük Hanımım, hazırlanın.''
Kapıyı ardından kapatırken gözlerimi devirdim. Ne Çetiner' lermiş arkadaş. Telefonumdan saate baktığımda çok bir zamanım kalmadığını gördüm. Bir de o bildirimi şu meşhur ressamımızı... Bildirimi silmek için sola kaydıracaktım ama sonra vazgeçtim. Parmağım birkaç saniye ekranın yukarısında asılı kaldı, ilahi güç bunu yapmamı istemiyordu.
Dolabıma istemeye istemeye ilerlediğimde ne giyeceğimi çok iyi biliyordum. Aklımda zaten şık bir kombin vardı. Dolabımdan istediğim parçaları çıkarıp yatağa serdim. Beyaz, dantelden çiçek detayları olan bir elbiseydi, göğüs kısmı göğüsler için yuvarlak kesimdi, dekolte vermiyordu ve oldukça şıktı. Ortasıdan köşelere gittikçe küçülen tümü gerçek incilerden oluşan bir kolye taktım. Farklı birçok yerinden deldirdiğim kulaklarımı pek rahatsız etmek istemedim. Kulak mememdeki delikleri birer inci küpeyle doldurdum. Giyindiğim beyaz topuklu ayakkabı ince topuklu olup ucu üçgen ve pek sivri olmayan başıyla ayak parmaklarımı gizliyordu.
Makyaj masama oturup makyaj yapmaya başladım. İler ki yaşlarımda kırışıklıklarım olmasın diye önce nemlendirici ardından güneş kremini sürdüm. Yalnızca göz altlarıma sürdüğüm kapatıcıyı göz altlarım ve kapağıma önce fırçayla ardından süngerle dağıttım. Fırçayı şeftali ve pembe renk allığa birer sefer sürdüm. Bileğime dokundurarak allığın fazlasını aldım ve yalnızca elmacık kemiklerime sürerek allığı yaydım. Pudrayla göz altlarımı sabitlerken burnumun kenarlarına da sürerek bir nevi kontür yaptım. Pudranın sabitlenmesini beklerken göz kapaklarıma kahverengi far sürüp göz pınarlarıma yakın yerleri aydınlatıcıyla aydınlattım. Sabitlenen pudrayı süpürürken şöyle bir kendimi süzdüm. Makyajım bitmek üzereydi ve ben güzel olmuştum. İnkar edemezdim kendimi beğeniyordum. Kirpiklerimi kıvırıp maskara sürdüm. Dudaklarımı dudak kalemiyle çerçeveleyip pembe alt tonlu kiremit ruj sürdüm. Masadan kalktığımda parfüm sıktığım bileklerimi birbirine sürttüm. Bileğimdeki allıkta gitmişti. Odamdan çıkarken odanın kapısını kapattım. Saçlarımı savurduğumda ellerimle onları arkaya ittim. Merdivenleri inerken pek havalıydım, orda ne olursa olsun kendimi ezdirmeyecek, istemediğim bir şeyi yapmayacak, yapılmasına da izin vermeyecektim.
Yemek odasına girdiğimde tüm gözler üzerimdeydi. Masadaki yerime oturduğumda dikleşerek masaya yaklaştım. ''Geciktim, kusura bakmayın.'' ''Böyle bir güzelliğin kusuruna bakılmaz Mehir Hanım.'' Giray tüm gücünü bana yürümekte kullanıyordu. Ona yalandan gülümsedim. O bunu anlamayacak olmalıydı ki, ona olan bakışlarımı hayranlıkla izliyordu. Başımı sevimli ancak çekici bir hâlde öne eğdim.
Deniz Abla ve muhtemel bugün için tutulan birkaç yardımcı çorba servisine başladı. ''Gençler birbirlerini ne güzel seviyorlar.'' Gülücüklü sesiyle başımı Devrim Bey' e çevirdim. Giray' ın babası olmakla birlikte Çetiner şirketinin de sahibiydi. Lacivert takım elbisesiyle babamın karşısına oturuyordu. Beyazlamış saçlarını joleyle yana sabitlemişti. Her ne kadar sevmesemde karizmatik adamdı. Devrim Bey' in sözlerine henüz bir şey dememiştimki, babam söze girdi. ''Öyle.'' Babam sanki Devrim Bey ile sözleşmiş gibi lacivert takım giymişti. Babamın Devrim Beyden kısa saçlarının arasında ondan farklı olarak siyah tutamlar vardı. Ve babam saçlarını sadece öne doğru taramıştı. Babamın soluna oturan annem gülümsemekle yetindi. Annemin karşısına oturan ablam yüzünde sinsi bir gülüş peydahladı. ''Madem birbirlerini bu kadar seviyorlar, sevenleri ayırmak günahtır değil mi sevgili ailem?..'' Çetiner' leri de ailemizden kabul etmişti. Lafı nereye getireceğini biliyordum. Akıllı oynamalıydım. ''Neden nişan tarihini erkene almıyoruz?'' Ablam Zehra, benimde kendisi gibi sevmediğim yalnızca şirket için mantık evliliği yapmamı istiyordu. Ablam karşımda oturan Giray' a göz kırptı. Delirecektim sanki benim değil onun ablasıydı. ''Ne dersiniz gençler, ister misiniz?'' Giray' ın annesi Gaye epey keyiflenmiş görünüyordu, konuşurken ağzı kulaklarındaydı. Giray heyecanlı gözlerle bana bakıyor, bir yandan başını olumlu anlamda sallıyordu. Benim cevabımı bekliyorlardı. Dünyanın en mantıklı cevabını vermen gerek Mehir yoksa bu işten sıyrılamazsın. Bu masadaki herkes hatta şu an bu odada bulunmayan yardımcı Deniz Abla bile benim Giray' ı sevmediğimi, mantık evliliği yapmak istemediğimi biliyordu. Babama baktım, gözerimde ne kadar hayal kırıklığı vardı bilmiyorum ama babamın bunu önemsemediği... İşte bunu çok iyi biliyordum. Kaçmam gerekiyordu, tüm bunlardan. Tüm istemediğim her şeyden. Tüm saçmalıklardan. Kaçıp kendi dünyama hapsolmam gerekti. Elini uzatmış masanın üzerindeki elimi tutan Giray benden bir cevap bekliyordu. Elimi usulca çektiğimde konuştum. ''Henüz lise öğrencisiyiz, lise bitsin nişanı öyle yaparız. En azından Kahraman abi de askerden gelsin.'' Kahraman Çetiner, Çetiner ailesinin en büyük oğluydu, Devrim Bey her ne kadar bedelli askerlik yapmasını istesede Kahraman Abi istemememiş, askerlik görevini eksiksiz yapacaktı. Bu cevabım herkesi mest etmiş olacaktıki, herkes onaylamıştı. Ağızlarından onaylayan nidalar çıkmıştı. Ablam hariç yalnız o burun kıvırmıştı.
Bölüm sonu...
Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kitaplarımla ilgili gelişmeler için sosyal medya hesaplarımı takip edebilirsiniz.
Instagram: nazanatees
Twitter: NazanAtes0
Kendinize çok iyi bakın, hep sevdiğiniz, size iyi gelen şeylerle ilgilenin. 🥸🌝🤍
Paragraf 1
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬
Yorum Yap