6. GİZEMLİ ARAYIŞIN LİSTEYE YANSIYIŞI
Selam...
Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumlar dilerim.
Edebiyat öğretmenimiz Yasemin Hoca, arkasını kendi masasına yaslamış yüzünü tüm sınıfa dönmüştü ve eliyle artık hayli belirgin karnını okşuyordu "Siyah İnci' nin yazarı kimdi?" Tüm sınıf hep bir ağızdan "Mehmet Rauf," dediğimizde gururla gülümseyerek başını salladı.
Gözlerimi öğretmenimden çektiğimde önümdeki çizgili kâğıda odaklandım, sol kolumun dirseğini masaya yaslamış elimle çenemi tutuyordum sağ elimdeki uçlu kalemin ucunu biraz daha açarak rengini yumuşattığımda edebiyat notlarımın kenarına, sayfanın boş herhangi bir yerine bir şeyler karalamaya başladım.
Eski günler gözlerimin önüne serilen dizi özetiydi ve şimdi dizinin ana karakterlerinden olan kadın tok sesiyle özeti açıklıyordu. Yasemin Hoca bu okula geleli çok olmamıştı, saysan geçen seneler bir elin parmaklarını geçmezdi. İlk geldiği gün tüm sınıfa karşı çok tepkisizdi, nerdeyse hiç güldüğü şakalaştığını görmemiştim sakin ve disiplinle dersini işliyordu aslına bakarsan genel olarak böyleydi.
Doğruyu söylemek gerekirse hiçbir öğretmenin karakteriyle ilgilenmiyordum. Önemli olan mesleklerine ve öğrencilerine verdikleri emekti. Saygı ve sevgi kavramları çerçevesinde öğrencilerine ayrım yapmadan yaklaşan her öğretmen sürekli anılmaya ve sevilmeye layıktı. Öğretmen dediğin böyle olmalıydı, öğrencilerini korkutmamalıydı.
Birgün yazdığım kompozisyon hakkında fikir ve eleştiri almak için yanına gitmiştim. Beyaz kağıdın satırlarında gezinen gözlerini bir saniye kadar bana çevirmiş "Ne güzel cümlelerin var." demiş gülümsemişti. Hiç aklımdan çıkmamış, unutamamıştım.
"Evet bu sizinle son dersimiz..." Hocanın sınıfla olan muhabbetine daldığım düşünceler yüzünden geç dahil olmuştum, daha fazla geç kalmamak adına uçlu kalemi bıraktımda çizdiğim resim yarım kaldı. Sol kolumu sıraya bıraktığımda yerini sağ elim aldı. Yasemin Hoca' ya baktığımda dudaklarını sıkıntıyla birbirine bastırdığını gördüm. "Bebiş için mi hocam?" Işık' ın titreyen sesiyle gözlerinin dolduğunu anladım. Yasemin Hoca başını salladı "Doğuma az kaldı." Yasemin hocanın şaşkın sesine bir de şaşkın ifade eklendi "Niye ağlıyorsun Işık?" "Bilmiyorum hocam." Işık' ın ağlamasının şiddeti arttığında dayanamayarak konuştu "İstersen bir elini yüzünü yıka." Yasemin Hocanın nazik teklifiyle Işık oturduğu sıradan kalktı hocanın yanından geçip gideceği sırada Yasemin Hoca kollarını açtı "Gel kız buraya." Sarılıp ayrıldıklarında Yasemin, Işık' ın kollarını destek vermek istercesine tuttu "Hadi çabucak git gel." Işık koşar adımlarla sınıftan çıktığında Kayra konuştu "Niye ağladı ki şimdi? Sanki kendisi doğuracak." İzzet başını omzunda çevirerek Kayra' ya döndü. "Duygusaldır benim sevgilim." Yasemin Hoca büyümüş gözleriyle öksürür gibi yaptı uyarıyı alan İzzet önüne döndü "Yani arkadaşım. Pardon hocam." "Cinsiyeti belli mi hocam?" Batuhan' ın sesiyle Yasemin Hoca tereddüte düştü "Söylemedim mi bu sınıfa? Konuştuk diye hatırlıyorum." "Yok hocam." "O zaman söylüyorum... Bebeğin cinsiyeti..." "Hadi hocam, Acun gibi söyleyeceğim... söylüyorum... söylemekteyim..." Sınıfta gülüş sesleri yükseldiğinde Yasemin Hoca da gülüşünü bastıramadı zaten ilk zamanlarda ki mesafesinden eser yoktu. "Bebeğin cinsiyeti kız arkadaşlar..." Sınıf kapısı çaldı, kapıdan Işık girdiğinde sessiz sedasız sırasına oturdu Işık' ın konuşması yanında oturan sevgilisi İzzet' in ona moral vermesiyle başladı. "Hoca çok güzel bir kız bebek dünyaya getirecek." Işık' ın ağzı heyecanla açıldı "Yaa kız bebek pembe pembe kıyafetler giyecek, sağlıkla gelsin." Fısıltıyla konuşuyorlardı ama ben duymuştum aslında işimi geleni duyuyor gerisini boş veriyordum. "Sonunda hocam altıncı çocukta kızı buldunuz." Defne' nin gülen sesiyle Yasemin Hocanın gözleri büyüdü gülerken konuştu "Yok onuncu." "Üçüncü çocuk bu üç." Neşeli muhabbetimiz sürerken zil çaldı açık olan defterimi ve kalem kutumun ağzını kapattım.
Sınıf yavaş yavaş boşalıyordu çantamdan telefonumu çıkardığımda uçak modunu kapattım ekranıma hiçbir bildirim düşmemesine alışkındım beni yine aynı manzara karşıladı. Can sıkıntısıyla çantamdan çıkardığım kablolu kulaklığı çözmeye başladım. Nedense ilk kez beklenti içindeydim beni darmaduman eden istediğimin olmamasıydı, nedendi bilmiyorum ama ben RessamınEskizDefteri' yle konuşmak istiyordum. Telefonun parlamasıyla ekrana baktım gelen mesaj RessamınEskizDefterine aitti. Başka bir şey isteseymişim olacakmış "Giray' la evlenmeyeyim."
Bildirimin uyandırdığı heyecan beni yanıt yazmaya itsede şuan daha fazla sıra beklememek adına kantine inmek daha mantıklıydı. "Ne yapacaksın?" Yanımda oturan Oğulcan, öğle teneffüsünde ne yapacağımı nereye gideceğimi merak ediyor, aklına yatarsa eşlik edeceğini ima ediyordu. Açıkçası şuan yalnız kalmak bana daha iyi gelebilirdi ama gelmek isterse onu kırmayacaktım. "Kantinden bir şeyler alıp sahile geçmeyi planlıyorum, istersen gel." Elini omzuma koyduğunda konuştu "Seni efkarınla baş başa bırakıyorum." Boşalan sınıfta bir tek biz kalmıştık sıradan kalktığında askılığa gidip deri ceketini giyindi. "Bu yakışıklının çıkışta bir buluşması var. Şimdi berbere gidip tıraş olacağım." Ayağa kalktığımda üzerimde olan montun kırışmış yerlerimi elimle düzelttim. Fularımı boynuma sardığımda gözlerimi yüzüne çevirdim "Kız kim tanıyor muyum?" Cüzdanımı ve kulaklığımı cebime koydum. Sol kolundaki siyah saate baktığında konuştu "Sonra anlatırım şimdi çıkmazsam geç kalacağım." "Tamamdır görüşürüz." Sınıftan hızlı adımlarla ayrıldığında yanıtımı karşılıksız bırakmıştı o kız her kimse aklını başından almış olmalıydı. Telefonumdan saate baktığımda benimde hızlı olmam gerektiğini hatırladım.
Sınıftan çıktığımda pencereden giren güneş ışınlarının aydınlattığı koridorda ilerledim. Koridorun sonunda C sınıfının kapısının önünde onları gördüm. Giray ve adını bilmediğim siyah saçlı bir kız tüm dikkatlerini verdikleri önemli bir konuşmadaydılar, benim asıl dikkatimi çeken kızın saçlarının benimkilere ne kadar benzediğiydi. Onlara görünmeme, fark edilmeme adına sakin ve bilakis yavaş adımlarla merdivenlere yöneldim.
Normalde nişanlım olacak şu an sözlüm sayılan Giray' ı kıskanmam gerekirdi dimi... Ama hiçbir şey hissetmedim. Hatta o kızla veyahut benden başka herhangi bir kızla olmasını isterdim. Sevilen kıskanılırdı seven kıskanırdı. Merdivenin son basamağına basan ayağım her zamankinden fazla ses çıkardığında düşüncelerden sıyrıldım.
Başımı çevirmemle sırada yalnızca iki kişi olduğunu gördüm bu iyiydi. Sıradaki yerimi aldığımda telefonumu açtım Ressama cevap verecektim, kulağımın dibindeki ıslıklı nefes sesini aktardı "Sevgilim." Duymaya alışık olduğum tanıdık sesle kanım çekildi adeta yüzümün bembeyaz olduğuna hissettim. Büyüyen gözlerimle arkamı döndüğümde karşımda dikilen Giray yeşile çalan gözlerini kısmış bana dikmişti üstelik tüm dişlerini göstererek gülüyordu. "Biz sevgili değiliz." Fısıltılı sesimi duymaması gibi bir endişem yoktu zaten dibime girmeye pek meraklıydı. "Peki sevgili nişanlım, sözlü olalım ama sevgili olmayalım sen nasıl istersen." Sesini benimki gibi alçaltmış fısıltılı konuşuyordu iyi de fısıltılı sesindeki hakikatlerle azcık olan moralim de yerle yeksan olmuştu. Sağ eliyle yüzümün yarısını okşadı "Noldu şimdi niye üzgünsün?" Sesindeki endişe gerçekti ancak duymak istediğim insan o değildi bu sözleri Giray' dan duymak istemiyordum. "Hiç." Giray' ın hareketlerini anlayabiliyordum beni sevdiği için böyle davranıyordu beni rahatsız eden rızam olmadığını bilmesine rağmen beni bir ilişkiye hatta evliliğe sürüklemesiydi, bu yüzden onunla olabildiğince az konuşmaya çalışıyordum. Merdivenlerden inen kantine doğru ilerleyen Kayra' yla göz göze geldik bir saniye kadar süren göz temasımızı Ceylin Ablanın sesi böldü. "Mehir ne istemiştin?" Önüme dönüp siparişimi ilettim. "Karışık tost meyve suyu bir de su alabilir miyim?" Ceylin Abla "Hemen," dercesine başını salladı. Muhtemel sabahtan hazırladığı tostlardan birini ısınması için makineye koydu, dolaptan meyve suyu aldığında "Su soğuk mu olsun?" diye sordu başımı olumsuz anlamda salladım. "Normal olsun." Tüm okulun yeme ve içme ihtiyaçlarını tek başına karşılayan bu kadına muhtelelen kimse hal hatırını sormuyordu, incelik yapmak istedim. "Nasılsınız?" Gülümsediğinde tostu uygun kağıda sarıyordu "İyiyim sağ olasın sen nasılsın?" Paketleri poşete koyduğunda "Ben de iyi gibiyim kolay gelsin," poşeti alıp zaten ne kadar tutacağını bildiğim parayı uzattım. Gideceğim sıra da Giray kolumu tuttu kolumu tuttuğu eline baktığımda gözlerimi yüzüne çevirdim. "Bekle ben de birkaç bir şey alayım, beraber yiyelim." Yüzüm ekşidiğinde gözlerim Giray' ın arkasındaki Kayra' ya kaydı gözleri tamamen yüzümde, gözlerimdeydi. Gözlerimi ondan çevirip Giray' a yönlendirdim "İstemez bırak." Şayet bir yılan olsaydım buna tıslamak derdim laftan anlamayan Giray' ı zehirlemekten çekinmiyorum çünkü o zehir dışarı çıkmazsa ben içten içe kendimi öldürürdüm. Monarşiyle yönetilen yılan oynatıcılığında yılanın dışarı çıkmasını isteyen kişi Giray' dı, flütü çalan babamken ben eğitilmek üzere karanlık kutuda aç bırakılan yılandım emirlere uyarak dışarı çıkarsam karnım doyacaktı belki ama ben özgürlüğüm uğruna hiçbir sese aldırış etmememin sonucu kutuda aç kalarak can vermiştim.
Giray' ın gözlerimin içindeki gözleri keskinleştiğinde anlında bir damar belirdi, sinirlendiğinden olsa gerek kolumdaki baskısı artmıştı tutuşu canımı yaksada ona boyun eğmemek adına hiçbir sinyal vermedim. Dolan gözlerim duygularımı ifşa ettiğinde içimden saydırdım. Gözleri, dolan gözlerimde hipnoz yapan psikoloğun salladığı saati takip eder gibi takipteydi. Kolumu bıraktığında dirseğimi avuç içine yasladı "Özür dilerim." Gerçekten üzgün görünsede neden sadece beni yalnız bırakmıyordu?..
Kayra, uzun zamandır sırada ilerlemeyen üstelik sipariş vermeyen Giray' a tahammül edememiş olacak ki önümüze geçerek Ceylin Ablaya siparişini verdi. "Çetiner' ler olarak akşam sizdeyiz, Beyoğlu' larda gelecekmiş Oktay babam damatlarını çok mu özledi?" Tek taraflı güldüğünde yemek yiyeceğimi söyledim, bu sefer yanından çekip giderken kolumu falan tutmamış gitmeme izin vermişti sırtımdaki gözlerini hissetsemde önemsemedim.
Merdivenleri bir çırpıda çıktığımda dış kapıya ulaştım cebimden çıkardığım kulaklığın düğümlerini çözmem sürerken okulun etrafından ayrılmıştım şimdi tek yapmam gereken dümdüz ilerlemekti. Yürüdüğüm yol hızlı adımlarımın etkisiyle adeta eriyordu. Bir an önce sahile ulaşmak istediğimden adımlarım hızlı ve büyüktü nihayetinde nerdeyse sahile varmam altı dakika gibi bir süreyle sonuçlandı. Dakika tutmamıştım ancak kulağımda çalan tandık şarkılardan yalnızca iki tanesi beni sahile ulaştırmaya yetmişti. Önümdeki on basamak kadar olan merdiveni yürüyüş hızıma ters orantılı olacak şekilde sallana sallana çıktığımda beni iki tane ana yol karşıladı. Şimdi tek yapmam gereken karşıdan karşıya geçmekti sağ ve solu birçok kez kontrol ettiğimde gözüme ilişen uzaktan hızla gelen kırmızı kamyondu ancak ben adımlarımı çoktan atmış bulunmaktaydım, bu durumda yapabileceğim tek şey adımlarımı hızlandırmaktı.
Son kez sağ ayağımı ileri atmamla kaldırıma çıktım ardından arkamdan hızlı geçen kırmızı kamyon sırtımdaki saçları yüzüme savurdu, kamyona bakmayı kesip saçlarımı boş elimle düzelttim. Kaldırımın sağ ve az ilerisinde tamamı betondan oluşan koca bir basamak vardı, basamağa sabitlenmiş sokak lambaları bir buçuk metrede bir kendini yeniliyordu. Basamağa oturduğumda sırtımı sokak lambalarından birine yaslandım. Poşetimden meyve suyunu çıkardığımda ağzını açarak pipeti geçirdim tostu sol elime aldığımda cebimden telefonumu çıkardım. Kilit ekranımı düşen bildirimlerimden biri Giray' a aitti, nereye kaybolduğumu sorduğu bir iletiydi onu umursamayıp cevap vermeye tenezzül etmediğim için iletiyi sola kaydırıp silinmesine sebep oldum. Yirmi iki dakika önce atıldığı için altta kalan mesaj bildiğim üzere Ressama aitti birkaç gündür konuşmayı sürdürüyorduk onu daha fazla bekletmemek adına bildirimin üzerine tıkladım.
"Öğle arasına çıktın mı?" (12.11)
Tostumun daha fazla soğumasını izin vermeden ısırık aldım.
"Çıktım şimdi sahilde bir şeyler tıkınıyorum." (12.33)
"Niye geç cevap verdin? Konuşmak istemiyorsan söyleyebilirsin bunu hemen bitirebiliriz."(12.34)
"Böyle hissettirdiğim için üzgünüm sadece bir arkadaş lafa tuttu anca yazabildim." (12.35)
"Konuşmak istiyorsun yani?.." (12.36)
"Acaba:D" (12.37)
"O benim lafım, lafımı çalma rica ederim:D" (12.38)
Tostumu ısırdığımda görecekmiş gibi omuz silktim.
"Arkadaşın kimdi?" (12.38)
Otuz beş geçe yazdığım mesaja cevap vermişti.
"Aslında pek arkadaşım olduğu söylenemez nişanlanmama engel olduğun Giray' dı ve o benim hiçbir şeyim değil." (12.39)
Ailenin seni zorla nişanlandırdığını söylemiştin, neden böyle bir şey yapıyorlar? Dışarıdan hiç öyle görünmüyorlar." (12.40)
Dışarıdan... Keşke ben de dışarıda kalsaydım. Keşke ben de öyle bilseydim ancak ben aydınlığın içindeki karanlığı görebiliyordum buna mecburdum çünkü başka şansım yoktu. Sonuna kadar kilitlenmiş kapının arkasında duruyor kapının ötesindeki beyaz ışığı yakalamaya çalışıyordum.
"Giray' la beraber büyüdük diyebilirim o yüzden hem tanıyorlar hem seviyorlar." (12.41)
Giray' la beraber büyüdüğümüz doğruydu çoğu zaman yaptığım gibi doğru konuşmuştum ancak bu sefer güven duygusundan yoksunlukla cümleme eksikler ve yalanlar katılmıştı. Ressam her ne kadar bana yardım etse de tanımadığım bir insandı ailemin tüm sıfatlarını ona aktaramaz bu kadar erken güvenemez teslim olamazdım.
Ailemin Giray' ı ya da ailesini sevmediğini zaten biliyordum sevgi bizim evde pek tanınır bir kelime değildi, bu tarz kelimeler genelde basın açıklamalarında ya da katılınan davetlerde kullanılırdı. Ne de olsa Demirel' ler üç kuşaktan fazla okumuş bilgili ve modern avrupai kişilerdi. Bu yalnızca dışarıdan görünen kısımdı içerdeki acılar bizzat bana ve ablama aitti.
"Giray dediğin çocuk peki o seni seviyor mu?" (12.42)
Mesaj satırlarında gezinen göz bebeklerim titrediğinde gözlerimi kıstım, başımı sağa doğru çevirmemle dalgalanan denizi izledim aralık ayını yaşayan kürenin denizi hırçındı. Kurumuş boğazımı meyve suyuyla ıslattım.
"Sevdiğini söylüyor ama istediği olmadığı zaman beni her türlü sıkıntıya sokmaktan çekinmiyor."
(12.43)
Babam gibi...
Giray' ın beni sevdiğini adım kadar iyi biliyordum zaten önce kendi babasını ardından babamın aklındaki finansal hesaplardan habersiz babamı ikna ettiğini zannetmişti. Babamın aklındaki ince hesapları tahmin edebiliyordum o hesaplar hep vardı ancak benim Giray' daki yerimi görmesiyle bu zaafı fırsata çevirme düşüncesi pekişmişti.
"Bir saniye." (12.44)
"Seni görüyorum galiba sokak lambasına sırtını yaslayan değil misin?" (12.44)
Başımı omzuma çevirerek etrafı kolladım. Epey uzağımda kaldırımda yürüyen adamın yalnızca kızıl saçlarını seçebildim.
"Benim asıl sen söyle şu kızıl saçlı çocuk sen misin?" (12.45)
"Ben değilim Mehir o çocuğa bakmayı kes." (12.46)
"Pardon." (12.47)
Büyüyen gözlerimle başımı ekrandan kaldırdım. Boş kâğıt parçasını ve meyve suyu şişesini poşete koyduğumda su şişemi sağ elime aldım. Müzik dinlediğim telefonumu montumun cebine koyduğumda doğrularak okul yoluna koyuldum.
Geçtiğim yollarda bir kez daha dolaşmak canımı sıkıyordu neden kapattığımızı sandığımız sayfalar bir anda aralanıyordu? Buna kader mi deniyordu? Sorgulamak başımı döndürüyordu ben bitkin düşmüştüm.
Saç diplerime bir şey damladı elimi başıma yönlendirip ne olduğuna bakacakken buna gerek kalmadı aniden bastıran yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Üzerimde montum vardı fakat bu durumda kilotlu çorabın içine giydiğim termal çorabım etkisiz elamandı, bacaklarım buz kestiğinden okula daha önce varmak istiyordum. Gözlerimi ileriye diktiğimde uzaktanda olsa okulu
gördüğümde gülümsedim.
• • • •
Sıkıcı matematik derslerinden birindeydik sıkıntılı nefesimi verdikten sonra hocanın tahtaya yazdığı soruyu defterime geçirdim ardından çözmeye koyulacağım sıra da sınıf kapısı çaldı. Tüm sınıf olarak bakışlarımız kapıyı bulduğunda okulun temizlik görevlilerinden biri içeriye girdi her zamankinden farklı olarak elinde bir süpürge veya paspas yoktu elinde küçük kare not kâğıdı vardı. Anlaşılan müdür yardımcısı bir duyuru yapması için yollamıştı.
"Dersinizi böldüm kusura bakmayın hocam, Yalçın Bey bir duyuru yapmamı istedi." Yalçın adını duymamla doğru bir tahmin yaptığımı anladım. Matematikçi başını uysallıkla salladı kızıl sakallarının sardığı çenesini kaşıdığında meraklı gözlerinin önünde gözlükleriyle kadına bakıyordu. Kadın bakışlarını öğretmenden çektiğinde tüm sınıfa çevirdi bizi süzerken konuştu "Önünüzdeki sene olan sınavınız ve üniversite seçimleri hakkında Oktay Demirel okulumuza geliyor, konferans salonuna çantanızı alıp inebilirsiniz konferans sonunda ders olmayacak." Kadın teşekkür edip sınıftan ayrıldığında Defne bana döndü "Mehir baban gelecekmiş neden söylemiyorsun?" Bakışlarımı öğretmenden çekip ona döndüm "Unuttum." Hiç haberim olmamıştı hiç konuşmuyorduk. Yükselen uğultularla öğretmen elini birkaç kez çırptı. "Hadi arkadaşlar şu soruyu da çözelim inelim."
Babamın okula geleceğini babamdan değil bir yabancıdan öğreniyordum. Yabancı babamdan daha yakındı.
"X bu durumda kırk dörttür. Evet arkadaşlar çıkabilirsiniz." Çantama defterimi ve kalem kutumu yerleştirdiğimde çantamı kollarımdan geçirip kapıya yöneldim, sınıfta son kalan kişi olarak sınıftan çıkacağım sıra da "Mehir." Öğretmenim adımı seslendiğinde ona döndüm "İyi misin, derste çok daldın?" Usulca başımı salladım. "İyiyim hocam." Gözleri çözmek ister gibi yüzümde dolandığında söylediklerime pek inanmışa benzemiyordu yinede üzerinde durmadı. Sınıftan çıktığımda etrafı kolaçan ettim, kimsecikler yoktu. Önce koridorun sonundaki lavaboya gidip aynadan kendimi süzdüm, okula rağmen gayet iyi görünüyordum. Çantamın küçük gözünden çıkardığım minik bir saç fırçasıyla saçlarımı tarayıp perçemlerimi kabarttım, şimdi pırasayı andıran saçlarım daha hareketli bir şekil almıştı. Tarağı aldığım yere koyarken bu sefer dudak parlatıcısını aldım, duvara asılı aynaya yüzümü yaklaştırarak parlatıcıyı iyice sürdüm. Parlatıcının kapağını kapattığımda kapıdan bir kız girdi, başta tedirgin oldum çünkü muhtemelen ilk kez gördüğüm bu kızı bir anlığına öğretmen zannetmiştim.
Ellerinde laciverte yakın mavi boya vardı, sabun alarak elini yıkamaya başladı. Kahve saçlarının perçem olan kısımları yüzüne düşünce başına hafifçe sallayarak geriye aldı, o sıra da yuvarlak ince çerçeve gözlükleri dikkatimi çekti. Ona baktığımı hissetmiş gibi yüzünü bana çevirdiğinde hafifçe gülümsedi, gülümsedim. Benimkine benzeyen ancak benimkilerin yanında koyu kalan mavi gözlerini o gün ilk kez görmüştüm.
Lavabodan çıktığımda karşımdaki kapı resim kulübü öğrencilerine ait resim sınıfından başkası değildi. Sınıfa girdiğimde ilk önce dikkatimi çeken, diğer sınıflardan farklı olarak kocaman denilebilecek beyaz tahtaydı, onun dışında birçok şövalyede tuvaller vardı. Tuvallerin arasındaki boşluklardan geçerken adımlarımı bir o kadar uysal atıyordum. Gözlerim tek tek tuvallerde gezinirken çeşit çeşit renk gördüm. Birinde gözlerim takılı kaldı henüz tamamlanmamış resmin yalnızca arka planı hazırdı. Tabloda gün doğumunu andıran kızıllık hakimdi, üstelik turuncu rengini pek sevmeyen bana kızılla turuncuyu enfes bir uyum içinde sunuyordu. "Koridorda öğrenci kalmasın!" Matematikçi Çınar Hocanın sesi koridorda yankılandığında olduğum yerde sıçradım. Tuvallerin arasından çıkmak için geri geriye ilerlerken bir şeye tosladım, arkamı dönüp baktığımda boyaların olduğu masayı fark etsemde artık çok geçti. Kırmızı... Yere kırmızı boya dökülmüş üstelik epey yayılmıştı. Duvara asılı aparattan aldığım peçetelerle yerdeki boyanın fazlasını aldım, atık kağıtları kolonun arasındaki çöp kutusuna attığımda yaptığım işlemi tekrarladım ancak kırmızı boyanın lekesi kalmıştı.
Panikle sınıftan çıkmak üzere kapıya yöneldim ancak endişeyle parlayan gözlerim, aklıma gelen fikirle anlık parladı. Nerdeyse koşar adımlarla öğretmen masasına ilerledim, klübe ait isim listesinin fotoğrafını çektim. "Mehir burda napıyorsun?" Yoklama defterinin kapağını hızla kapattım, şaşırmış gözlerimi soluma Çınar Hocaya çevirdim. "Hiç öylesine." Sağ elimde duran telefonum, sol elimi saçlarıma atıp kaşıdım. "Resim sınıfını merak ettim." Başını salladı. "Anladım. Hadi konferans salonuna." Başımı salladığımda resim sınıfından ayrıldık.
Konferans salonuna geldiğimizde etrafta çok fazla uğultu vardı. Normalde katlı duran sıralı mavi koltuklardan bir tanesini açtığımda oturdum. En arkalardan bir yere oturmaktı niyetim ancak o koltuklar çoktan dolmuştu, mecburen orta sıralardan bir yere geçmiştim. Etrafın gürültüsü beni rahatsız ederken sıkıntıyla yüzümü buruşturdum. Yanımdaki boş koltuğa Oğulcan' ın oturmasıyla arkasına yaslandı. "Senin peder neyi anlatacak? Derdi neymiş?" "Bilmiyorum." Omuz silktim. Arkama yaslandığımda içime derin bir nefes doldurdum, gözlerimi bu gürültünün bitmesini dilercesine kapattım. "Mehir." "Söyle Oğulcan." "Bir şey diyeceğim ama kızma." Başımı ona çevirdiğimde gözlerimi hafifçe açtım. "Noldu?" İnce kaşlarım çatılmış olanı biteni kavramaya çalışıyordum. "Giray var ya... Onunla nişanlanmadığına gerçekten sevindim. Yanlış anlama ama o çocuk çok garip... Yani hiç sana göreymiş gibi gelmiyor. Ne bileyim onunla mutlu olamazmışsın gibi."
"Bilmiyorum."
"Kendini kandırma Mehir. O çocuğa aşık olduğuna falan inanmam."
"Oğulcan kafam çok karışık bunların konuşmak gerçekten istemiyorum." Ağzı hafif aralanmış ön iki dişlerinin bir kısmını görebiliyordum. Başını anladım dercesine salladı ya da sen kafayı yemişsin der gibi. Ona ailemi anlatamazdım, kendimin bile kabullenmesi bu kadar zaman almışken bunu kendimden başkasına anlatamaz,
kimseye güvenemezdim.
Sinirlenmiş görünüyordu. "Ee madem bomba yok, polisler neden o kadar ısrar etmişlerdi?" "Bilmiyorum, hata yapmışlar." Burnundan soluyordu. Anlam veremiyordum. "Kalk lan nişanlımın yanından." Oğulcan aramızdaki mesafeyi azalttı. "Bana onu dövmemem için tek bir neden söyle." "Yapma ailelerimiz..." Henüz sözümü bitirmemiştim ki beni böldü. "Bir kez kendini düşün Mehir." Oğulcan ayağa kalktığı gibi tepemizde beliren Giray' ın burnuna yumruk attı.
Gözlerim dehşetle açıldığında Giray, Oğulcan' ı altına almış yumrukluyordu, ardından döngü değişti sanki şimdi üstte olan Oğulcan' Giray' ı yumrukluyordu. Üzerimdeki şoku attığımda oturduğum yerden kalktığım gibi Oğulcan' ın kolunu tuttum. "Oğulcan yapma." Ellerimden kurtulmak için kolunu salladığında dengemi kaybedip düştüm. Kalçamın üzerine düştüğümden cebimdeki telefon cebimden fırlamış, yere düşmüştü.
Müdür ve müdür yardımcısının gelmesiyle daha doğrusu Müdür Beyin gür sesiyle Oğulcan bir tarafa Giray bir tarafta doğruldu. İkisinin de yüzünde daha önce döktüğüm boyayı hatırlatan kan vardı, özellikle Giray' ın burnu fena durumdaydı. Müdür Bey "Odama." Çok bir şey dememişti ancak gözleri bunun hesabını vereceksiniz diyordu. Müdür ve yardımcısı önden ilerlerken Giray ve Oğulcan arkalarından gidiyorlardı.
H.
Bölüm sonu...
Sizce RessamınEskizDefteri kim?
Instagram: nazanatees
Twitter: NazanAtes0
Hoşça kalın💖🥹
Paragraf 1
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬
Yorum Yap