0 %

7. PARTİDEKİ GİZLİ İŞLER VE YANILIŞ

Yazı Boyutu
100%

Çokça Selam.

Doğum yılları, yaşadıkları sene gibi hesap yanlışlıkları olabilir. Şu süreçte kafam biraz karışık ancak kitap dosyasında bu yaş sorununu halledeceğim. Şu da varki internet platformlarında tarih düzenlemeleri yapıp kitabı güncellemek istemiyorum. Ama dediğim gibi basılı kitapta bu sorunların yaşanmaması adına çalışmalarımı sürdüreceğim.

Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumlar dilerim...

Kapalı gözlerim, uyumanın verdiği hazzı yaşarken halinden pek memnundu, açılmak gibi bir niyeti yoktu ancak çalmayı sürdüren alarm, sağ gözümün pes etmesine sebep oldu. Yastığımın altındaki telefonumu aldığımda alarmı kapattım, telefonumu aldığım yere koyup uyumaya devam edecektim ancak Ressamdan gelen mesajı gördüm. Bildirime tıklayıp uygulamaya girdim.

''Doğum günün kutlu olsun Mehir. Umarım yeni yaşın, aile baskısından uzak kendi kararlarını verebildiğin bir yaş olur.'' (00.00)

12.12.2006

16' ncı yaşım.

Bugün benim doğum günümdü. Doğum günlerimde içimde pek heyecan olmazdı. Bugünse buna istisnaydı. Konuştuğum Ressam' a söylememe rağmen doğum günümü öğrenmiş üstelik güne girer girmez kutlamıştı. Değer gördüğüm bu kişiyi öylesine merak ediyordumki kim olduğunu bulmayı kafama koymuştum.

"Güzel dileklerin için teşekkür ederim Ressamın Eskiz Defteri, hediye olarak kendini ifşa etmeye ne dersin? :D" (10.10)

Mesajımın görüldü olması için bir süre bekledim, olmayınca sayfadan çıkıp fotoğraflar uygulamasına girdim. Binlerce fotoğraf arasından geçen günlerde resim kulübünün çektiğim listesini açtım. Merak ettiğim Ressam' ı önce yakınımda arayacaktım. Listeye göz atacağım sırada Ressam cevap yazdı.

"Bugün neler yapacaksın? Herhalde ailenle yurt dışına çıkarsın. Kanada, İzlanda, Norveç..." (10.12)

"Saçmalama oralara gidilmez şimdi." (10.13)

"Her sene olduğunu gibi evde bir kutlama yaparız. Ablamla doğum günlerimiz yakın olduğundan bizimkini beraber kutlarlar." (10.14)

"O zaman sizin ev şu anda savaş alanı gibidir." (10.15)

"Bilmem. Normalde bu kadar uyumam yasak, böyle günler istisna olduğunu için aşağı henüz inmedim." (10.16)

"Yasak mı? Uyuman neden yasak?" (10.17)

"Oktay Demirel kuralları... Onları aşmamız biraz zor." (10.18)

"Epey garipmiş ama anladım." (10.19)

Acaba kim olduğunu söyler miydi? Daha önceki sorumu görmezden gelsede arsızca şansımı bir daha denemek istiyordum.

"Bana kim olduğunu söyleyecek misin? Hem o kadar hayatımı kurtardın, kim olduğunu bilmeye, teşekkür etmeye hakkım yok mu?" (10.20) Mesajımın sonuna üzgün bir yüz koyarak duygu sömürüsü yapıyordum.

"Şimdilik kim olduğumu bilmene gerek yok. Teşekkür meselesine gelirsek teşekkür için yapmadım. Yardıma ihtiyacın vardı, ettim." (10.21)

"Ne zaman bileceğim? Neden kim olduğunu saklıyorsun?" (10.22)

"Bilmemen ikimiz için de daha iyi olur." (10.23)

"Peki öyle olsun. Yazma bana bir daha." (10.24)

Mesajı gönderdim, iletildi ve... görüldü. Belki konuşmayı sürdürmek için söyler diye bekledim ama onun tek tepkisi, tepkisizlik oldu. Kim olduğunu söylese ne olacaktı, kimseye söylemeyecektim. Yaptığı illegal işi ispiyonlamamdan mı korkuyordu? Yapmazdım.

Bir daha onunla konuşmak istemediğim için engel tuşuna bastım. Belki bana yardım eden insana yaptığım kabalıktı ama bugün benim günümdü. Sonunu düşünmeden canım ne isterse onu yapacaktım.

Telefonumdan hareketli bir parça açtığımda telefonumu komodinin üstüne koydum. Hızla doğrularak yatağımı yaptığım gibi banyoya ilerledim. Dişimi fırçalarken aralık banyo kapısından müziğin sesi duyulurken hafifçe dans etmeye başladım. Diş macunu artık köpürmeyecek kıvama geldiğinde fırçamı yıkadım. Bakım ürünleriyle yüzümü yıkadığımda banyodan çıktım.

Gardrobumun kapaklarını açtığımda odamın kapısı açıldı. Başımı sağ omzumda çevirdiğimde gelenin ablam olduğunu gördüm. ''Niye kapıyı çalmıyorsun Zehra?'' Telefonumdan müziği kapattı. ''Bir şey olmaz ablanım ben senin.''

''Sen yinede kapıyı çal.'' Gardrobun içine bakarken ne giyeceğimi seçmeye çalışıyordum. ''Hazırlıklar başladı, heyecanlı mısın bugün için?'' Her ne kadar kendimi kontrol etmeye çalışsamda gülüşümü bastıramadım. ''Biraz...'' Dolabımdan bordo bir elbiseyi asılı olduğu askılıktan çekerek gerdiğimde beğenmeyerek olduğu yere bıraktım. ''Ben de heyecanlıyım acaba bana ne alacak?''Ablamın sesindeki heyecanı saklamak gibi bir kaygısı yoktu. ''Kemal eniştem değil mi?'' ''Yok.'' Dediğinde kaşlarım çatık -kim o zaman der gibi- ona bakıyordum. ''Evet o kaç tane enişten var Mehir?..'' Bu anlar o kadar hızlı gerçekleşmiştiki, neye uğradığımı şaşırmıştım. Az önceki tuhaflıktan sonra araya giren sessizliği Zehra bozdu. ''Neyse... Çağırmak istediğin birisi var mı?'' Kırmızı elbiseyi üzerimde tutarken aynada kendimi süzüyordum. ''Yok.'' Üzerimdeki bakışlarımı aynanın yardımıyla ablamın yüzüne çevirdim. Göz gözeydik ''Çağırmak istediğim bir liste var.''

A

🧩

Nihayetinde hava karamış parti zamanı gelmişti. Zehra verdiğim listeyi eksiksiz çağırdığını söylemişti, bakalım gerçekten öyle miydi? Aklıma mıh gibi kazıdığım isimleri gözüm aramaya başladı.

Listenin başındaki ismi; Oğuzhan' ı arayan gözlerim, kabarık siyah saçlarda dolanıyordu. Zehra odadan çıktığında önce parti için kırmızı diz üstü bir elbise giymiş, siyah göz makyajı ve kırmızı rujla hazırlığımı yapmıştım. Ardından kalabalık partide zorluk çekmemek adına, listedekilerin kişisel hesaplarında parti zamanına kadar gizlice dolanmış, epey bilgi sahibi olmuştum. İşin garibi aynı okulda olmama rağmen birçoğunu tanımıyor oluşumdu. Bunu benim başkalarının hayatlarına ilgisiz olmama bağlıyordum. Ayrıntılar saniyede üreyen bir parazit gibi zihnimi ele geçirirken gözlerimin kadrajına aradığım saçlar girdi. Ona doğru bir adım atmıştımki o yüzünü bana doğru döndü. Göz kapaklarım hafifçe kısılarak görüntüyü netleştirsede sonuç olumsuzdu, yanılmıştım. Oğlan Oğuzhan değildi. Gözlerim aramaya devam ederken mor mavi ışığın sürekli art arda yanması normalde kolayca dağılan dikkatime etki etmedi aksine gözlerimi kırmızımsı gözlerle buluşturdu. Kayra, listenin beşinci sırasındaydı, onu şimdilik es geçtim ancak sıra ona da gelecekti. Çok kenarda kalmış olacaktımki, birbirinin etrafında dans eden kalabalığa ait yüzleri seçemiyordum. Bu böyle ilerlemezdi. Usul usul dans ederek kalabalığın arasına girdiğimde gözlerim yüzlerde dolanıyordu. Belime dolanan ellerle ürperdiğim sıra da arkamı dönerek karşımdaki kişinin kim olduğuna baktım, Oğuzhan' dan başkası değildi. Onu yerde ararken gökte bulmanın sevinciyle kollarımı boynuna sardım. Ahenkle dans etmeye başladığımızda Zehra' yı kolaçan ettim ama görünürde yoktu. Burda olmaması iyiydi yoksa tüm planlarımı altüst eder dahası babamlara söyler keyfimi kaçırırdı. Babamlardan konu açılmışken onlar bizi partiyle baş başa bırakmış poker oynamaya gitmişlerdi.

Oğuzhan' la bedenlerimiz arasındaki mesafeyi biraz daha kapattığımda kulağıma gülerek konuştu ''Hızlısın... İçmedin değil mi?'' Gözlerimi gözlerine odaklandırdığımda usulca başımı olumsuz anlamda salladım. Gözleri, mavi gözlerimde daha derine inmek kuyularından su çekmek istesede kulağına doğru eğildim. ''Kim olduğunu biliyorum. Ressam...'' Gözlerim tekrar gözlerini bulduğunda ağzı hafif aralanmıştı. Kim olduğunu bulduğum için şaşırmış mıydı? Açıkçası benim de dışarıya vuramadığım bir şaşkınlığım vardı. Henüz ilk kişide bulmak, bunun böylesine kolay olmasını ben de beklemiyordum. ''Resim klübünde olduğumu biliyor musun? Beni hiç fark etmediğini sanmıştım.'' ''Fark etmek, neyden söz ediyorsun?'' ''Açıkçası bunu sonsuza kadar kendime saklamayı düşünüyordum ama bu kadar yakın olabileceğimizi ne bileyim?'' Pes edercesine nefesini ağzından verdi. ''Ben dokuzuncu sınıftan beri senden hoşlanıyorum Mehir. Kendimi ele vermeden dikkatini çekmeye çalışmıştım ancak senin beni hiç görmediğini sanıyordum. Senin sınırların var ve bu sınırları herkese karşı kullanıyorsun. Onları öyle sağlam örmüşsünki, duvarlarının ardına beni hiç almayacağını düşünüyordum. Sonra nişanlanacağın haberi yayıldı. İşin aslı O Giray bozuntusuyla nişanlanmadığın için mutluyum.''

Senelerce aynı okulda okumamıza rağmen varlığından haberim olmadığı, üstelik senelerdir beni seven ve bunu şu anda bana itiraf eden oğlana şaşkınla bakıyordum. Acaba onun gibi benimle ilgilenen ancak bunu dile getirmeyen kaç kişi vardı? Ressamın Eskiz Defteri olup olmadığını anlamanın tek bir yolu vardı. Tepkilerini ölçmek. ''Oktay Demirel kuralları?'' Dediklerimi kavramak istercesine kaşlarını hafifçe çattı. ''Oktay Amca mı? Nasıl kuralları var onun?'' Yüzüne özellikle gözlerine baktığımda onun aradığım kişi olmadığını anladım. Arkamı dönüp gitmek için birkaç adım attığımda kolumu tuttu. Ona döndüm. ''Bir şey demeyecek misin?'' Başımı olumsuz anlamda salladığımda nedense ona üzülmüştüm. Çalan şarkıdan, etrafımızdaki kalabalıktan bağımsız kendi atmosferimizde yaşıyorduk sanki, şu an o atmosferde bir o, bir ben vardım. ''Demeyeceğim, üzgünüm.'' Dolu gözlerle gözlerime bakarken son kez onun güzel gözlerine baktım. Mutfağa gittiğimde su bardağıma buzdolabından aldığım biraz buzu ve sürahideki suyu ilave ettim. Buzlu su, düğüm olmuş boğazımdan geçerken yaksada rahatlatıyordu.

Duygular Mehir, onları kontrol et ve yapman gerekeni yap. Çocukken sıkça duyduğum cümlelerden yalnızca biriydi.

Bardağımı tezgahın üstüne bırakıp salona döndüm. Beyaz ışıktan renkli ışığa geçen gözlerim başta biraz acısada zamanla alışmıştı. Tıpkı benim gibi. Listenin ikinci ve üçüncü sırasını kaplayan Kurnaz kardeşlerdi. İkizlere baktığımda ikramlıkların yanında kanepe yiyorlardı. Yanlarına ilerlediğimde merak duygum ağır basmıştı. Ressamı bulabilecek miydim? Yanlarına gittiğimde gülümsedim ''Nasıl? Yiyecekleri beğendiniz mi?'' Dilara ağzı dolu olduğu için konuşmadı yalnızca başını sallamakla yetindi. Kardeşi Aslı onlara gösterdiğim yakınlığın sebebini çözmek ister gibi bakıyordu. ''Oğulcan' dan başkasıyla konuşmazdın, bizimle ilk kez konuşuyorsun, neden?'' Şaşırmıştım böyle sorgulanacağımı bilmiyordum ama bugün burda biri sorgulayacaksa bu ben olmalıydım. Gülümseyerek ''Ev sahibiyim misafirlerimin partimden memnun olup olmadığıyla ilgileniyorum. Ayrıca biraz asosyal olmayı bırakıp yeni arkadaşlıklar edinmeyi istiyorum.'' Aslı' nın yüzü gevşerken Dilara, Aslı' ya gülümsedi. Aslı gülümseyerek bana döndüğünde ''Peki, nasılsın?'' Şirince gülümsemeye çalıştım ''İyiyim, sen?'' Dilara, Aslı' dan önce davranarak konuştu ''Biz de iyiyiz. Kardeşimin kusuruna bakma çok kuşkucudur.'' Anlayışla karşıladığımı gözlerimle anlatırken dudaklarımı birbirine bastırdım. ''Ben yazmayı çok severim mesela, sevdiğim şiirlerden oluşan birkaç defterim bile var.'' ''Öyle mi? Çok hoş... Defterlerinden bir tanesini görmek isterdim.'' Dişlerimi göstererek güldüm. ''Odama çıkarım birazdan, sizin için en sevdiğimi getireceğim. Sizin bir hobiniz var mı kızlar?'' Gözlerimi önce Aslı' ya sonra Dilara' ya çevirdim. Dilara ''Biz resim çizmeyi seviyoruz. Mehir' e tablolarımdan göstersene ablacım.'' Aslı telefondaki bakışlarını kaldırdı, gözleri direkt Dilara' ya baktığında ''Ablacım mı? Sadece beş dakika büyüksün benden.'' ''Beş dakika da beş dakikadır, büyük müyüm, büyüğüm.'' ''Tamam beş dakika büyük ablam. Sen benden önce yaşlanacaksın.'' Dilara cevap vermek için ağzını açmıştı ki, Aslı, fotoğraf galerisini açtığı telefonu gözüme soktu. Telefonu cidden gözüme soktuğu falan yoktu ama yüzümle telefon arasında pek mesafe olduğu söylenemezdi. Baş parmağıyla fotoğrafları kaydırırken ''Çok güzeller.'' Sesimdeki cidden beğenme ifadesiydi, kaydırmayı sürdürdü ''Bekle.'' dedim. Gösterdiği son fotoğraf şövalyenin önünde taburede oturan Dilara' dan başkası değildi ancak benim dikkatimi çeken Dilara' nın arkasındaki, şövalyede duran tablodaydı. Tablonun henüz arka planı hazırdı, o da kırmızı ve turuncu renklerinini birleşmesiyle enfes bir uyum içindeydi. Üstelik ben turuncuyu... Dur bir dakika, bu benim resim sınıfına girdiğim gün gördüğüm tabloydu. Fotoğrafta tablo var ressam yoktu. Merakla sordum ''Arkadaki tabloyu kim yapıyor?'' Aslı, telefonu kendine çevirdiğinde fotoğrafa gözlerini kısarak baktı. ''Bu tablo kumral çocuğa ait, neydi ismi?..'' ''Kayra.'' ''Aa evet Kayra' ya ait.'' Başımı azıcık soluma çevirdiğimde Kayra' yla göz göze geldik. Gözlerimi ondan çekip kardeşlere döndüm. ''Sistemlerden anlar mısınız? Bağlantılardan... Çökertmelerden...'' Dilara ağzına bir kanepe daha attığında dolu ağzıyla konuştu ''Hesap mı çalacaksın? O işler Sancak' tan sorulur.'' Kaşlarım havaya kalktı. ''Hadi ya. Nerde o?'' Dilara bilmiyorum anlamında omuz silkince bakışlarımı Aslı' ya cevirdim. O da bilmeyen gözlerle bana bakınca burdan ayrılma vaktinin geldide geçtiğini anladım. ''Ben Sancak' ı bulayım, görüşürüz kızlar.''

Sancak' ın nerde olduğuna dair az çok tahminlerim vardı. Haklı olup olmadığımı görmek adına Disc Jockey' in olduğu bölüme ilerdim.

Karşımdaki Sancak, tıpkı tahmin ettiğim gibi Disc Jockey' le samimiyet kurmuş beraber partinin müziğiyle ilgileniyorlardı. Dj olan Martin, çalan yüksek sesli müzikte sesini duyurabilmek için Sancak' ın kulağına eğildi. Ne söylediğini duyamadım ancak ne söylediyse Sancak yirmi sekiz diş gülümsedi ardından Martin, eliyle beni işaret etti. Sancak' ın gözleri beni bulduğunda gözlerimin içine bakıyordu. Bir anda müzik aletlerinin olduğu masanın arkasından ayrıldı ve yanıma geldi. ''İstek bir parçan mı var doğum günü kızı?'' Başımı olumsuz anlamda salladım. Ağzımı açıp konuşacağım sıra da, lafları ağzıma tıkacak o sözleri söyledi ''Yoksa şapkamı çalmaya mı geldin?'' Yalan bir vahşetle ellerini şapkasına bastırdı. ''Bunda elmas parçaları yok, almazsın değil mi?'' Güldü.

Sancak' a yaklaşarak aramızdaki mesafeyi olabildiğince kapattım. ''Burayı hemen şimdi terk edeceksin.'' Aramızdaki mesafeyi nerdeyse yok denilebilecek kadar azalttığında, bunu önemsemiyordu. Ben de önemsemeyerek onun esmer yüzüne, gözlerine bakıyordum. ''Terk etmezsem ne olacak?'' Alayla güldüm. ''Bir komutum ile korumam Suat ve arkadaşları tarafından yaka paça sokağa atılacaksın. Ben daha fazla rezillik çıkarma diye söylüyorum. Tercih senin.'' Başını sallayarak onayladığında esmer tenin beyaz kesildiğini söyleyebilirdim. Masanın yanında yere bıraktığı çantasını aldığında hızla evi terk etti. Martin müziği kesti. Tüm yüzler müzik kesildiği için Martin' e dönerken ''Neler oluyor? Sancak neden gitti?'' Şimdi Sancak' ı tanıyan tanımayan tüm meraklı gözler bana döndü. ''İşi olduğunu, erken ayrılmak zorunda olduğunu için üzgün olduğunu söyledi. Devam arkadaşlar!'' Çoşkuyla konuştuğumda heyecanlı çığlıklar cümlemin sonuna nokta oldu. Martin' e işaret verdiğimde müziği başlattı.

Eğer Sancak, Ressamın Eskiz Defteri bileyse bunu bilmek istemiyordum. O hep bildiğim yardımsever, iyi kalpli kişi olarak kalmalıydı.

''Doğum gününüz kutlu olsun Hanımefendi.'' Duyduğum nahif ses Cihan' dan başkasına ait değildi. Bana kollarını açtığında kollarımı boynuna sardım. ''Teşekkür ederim.'' Sarılmamız sona erdiğinde ''İyi ki varsın,'' dedi. Gülümsediğinde duygularında samimiyet olduğunu hissetmiştim. ''Sen de iyi ki varsın.'' ''Şu an pek yeri değil ama lavabo ne taraftaydı?'' ''Birinci katta soldan üçüncü kapı misafir odasının, orayı kullanabilirsin. Ya da gel ben seni götüreyim, odamdan bir şey almalıydım zaten.'' Birkaç metre ötedeki Aslı ve Dilara' yla göz göze geldiğimde gülümsedim.

Cihan' la merdivenleri çıkarken sessizdik ancak o bu sessizliği bozdu. ''Birayı fazla kaçırmışım sana da zahmet verdim.'' Öyle dediğinde gülüşümü bastıramadım. ''Dediğim gibi odamdan bir şey alacaktım zaten. Yani... lafı bile olmaz.'' Yan yana ilerlerken gülen yüzüme baktı ve gülümsedi. ''Umarım hediyemi açınca da böyle gülersin. Hediye kutusundaki mavi kurdeleli paket benim.'' ''Umarım...'' Merdivenler bitmiş misafir odasının kapısına kadar gelmiştik. ''İşte sana bahsettiğim oda burası.'' ''Tekrar teşekkürler.'' Ne diyecektim kolay gelsin falan mı? ''Önemli değil.''

Kendi odama ilerlediğimde kapı kolunu tuttum ancak indirmek yerine ablamın neden aşağıda, bizimle beraber olmadığını sormak için odasına gitmeye karar verdim. Odanın kapısı hafif aralıkken, kapı kolunu tutan elimden başlayan kan çekilmesi tüm vücuduma yayıldı. Bedenimin kaskatı kesildiğini hissederken tüylerimin ürperdiğini hissettim. Kalbim hızlandığını gösterirken nefes alışverişlerim de onu takip etmişti. Hızlı ve sesli nefes alışverişlerim fiziksel özelliklerine tezat olarak yoğundu. Aldığım hiçbir nefes ciğerlerimdeki huzuru sağlamaya yetmiyordu. Sağ elim şaşkınlıktan açılan ağzımı örterken sol elimle kolonu tuttum çünkü dengemi sağlamakta zorlanıyordum. Benim ablam Zehra, odasında Erdal' la sarmaş dolaş üstelik öpüşüyorlardı. Erdal, yatağın köşesinde otururken Zehra, bir dizini yatağa bastırmış eğildiği için kısalan boyuyla düşmemek için yataktan destek alıyordu. Ayrıldıklarında Erdal, ablamın boynuna öpücükler kondurdu. ''Seninki gelmez değil mi?'' Öpücükler devam ederken ikisi de gülüyordu. Ablamı ilk kez bu kadar mutlu görüyordum. Zehra, Erdal' ın saçlarını okşarken ''Gelmez. Ergen arkadaşlarıyla takılıyordur.'' Şevkle konuşurken benden bahsediyordu.

Erdal, hızlı bir hareketle üste geçtiğinde yatakta uzanıyorlardı. ''Nişanlın olacak o herif?'' Sesinde meraktan çok nefret ve kıskançlık vardı. Zehra' nın göğsünü sıktığında ''Kemal... Almanya' da. İş için gitti.'' Zehra' nın kısık sesi, mide asidimin yemek boruma doğru yükselmesine ve midemin yanmasından öteye gitmedi. ''Bana sadıksın değil mi?'' Zehra, Erdal' ı kaybetmekten korkar gibi hızla başını salladı. ''Sadığım... Senin bana sadık olduğun kadar.'' Erdal, kadının yüzünde duran saç tutamını iterek kulağının arkasına sıkıştı. Öpüşmeye başladıklarında çıkan seslerden mi, gördüğüm görüntüden mi bilmiyorum, çok midem bulandı. Adam tekrardan kadının boynunu öpmeye başladığında kadın konuştu ''Daha nereye kadar sürecek bu kaçak göçek? Sıkıldım ben sürekli biri görür, biri duyar diye saklanmaktan. Hulusi Baba, düğünü seneye yapalım diye babamın aklına giriyor. Eğer oyalıyorsan beni, ne yapar eder Kemal' in aklına girer düğün tarihini öne çekerim. Neler yapabileceğimi biliyorsun.'' Adam yüzünü kadının yüzüne denk getirdi. Kadının söylediği sözler sinirlerini germiş olmalıydı ki, kadının gözlerinde azda olsa pişmanlık görünüyordu. Kadını ürkütmemek için bakışlarını yumuşattığında eliyle kadının yüzünü okşamaya başladı. ''Haklısın. Ben de sıkıldım babanın hergün bana üstten üstten bakmasına, herhangi bir şey diyememek kolay mı zannediyorsun? Ama hangi parayla kaçalım? Beraber kaçtığımız anlaşılınca iş bulamayacağımı biliyorsun. Bunu defalarca konuştuk. En iyisi sen, Mehir' in Oktay Bey' den para çalmasını sağladığın plan gibi bir tane daha plan düşün.'' Kadın şaşkınca adamın yüzüne bak. ''Mehir' in Murat' la karşılaşmasını bilerek yapmadım mı? İkimiz de biliyorduk Mehir' in o velete yardım edeceğini. Lise öğrencisinde para ne gezer? Oktay Beyden istese vermez mecbur gizlice alacaktı. Sonra sen, Oktay Bey' e Mehir' in küçük bir çocuk tarafından kandırıldığını, ondan para çaldığını söyledin. Bunu öyle bir yaptın ki, gerçeği bilmesem ben bile inanırdım.'' Adam güldü.

Zehra Demirel. Benim ablam. Tıpkı bir düşman gibi kuyumu kazmış beni o kuyunun derinlerine atmaktan çekinmemişti. Cezamın Giray' la nişanlandırılmak olduğunu göz göre göre önemsememiş kendi yaşadıklarını, acısını bilmesine rağmen bana da çektirmek istemişti. O gün hayatımı kurtaran Ressamın Eskiz Defteri bile bana ondan daha yakındı. Ablam bana bir yabancıdan daha uzaktı.

''Mehir' den nefret ediyorum tamam mı? Aynı koşullarda büyümemize, yaşamamıza rağmen hep benden bir sıfır önde oldu. Derslerde, güzellikte, sevilmede bile. Ben ne kadar çalışırsam çalışayım hiç onun kadar başarılı olamadım. Onun dersleri hep daha yüksekti. Öğretmenler öğrenciler hep onu daha çok sevdi. Hatta anne babam bile.'' Öyle mi? Cidden mi? ''Bense beni daha çok sevsinler diye ne kalıp varsa şekline girdim. O salak Kemal' e bile senelerdir katlanıyorum. Niçin, söylesene. Oysa ne yaptı etti nişanlanmaktan kurtuldu. Yukardaki bile onu daha çok seviyor...''

Kulaklarım duyduklarına inanmak istemiyordu. Tüm bunları söyleyen idam ipi boğazındaymışçasına soğukkanlılıkla itiraf eden benim ablam mıydı?

''Şşt. Ağlama bakayım.'' Kadın, kollarını adamın koltukaltlarından geçirerek sarıldı. ''Ne yapacağız? Nasıl bir plan kurmamı istiyorsun?''

''Oktay Demirel' i öldüreceğiz.''

Gözlerim sonuna kadar açılırken dizlerimin titrememesini istedim. En çokta tüm bunların bir rüyadan ibaret olmasını diledim. Yıllardır yanımızda çalışan, babamın ekmeğini yiyen evine babam sayesinde kazanç götüren adam, babamı öldürmekten bahsediyordu. Ablama nasıl böyle bir şeyi teklif ediyordu? Kabul edeceğini düşünürken saçmalamıştı.

Zehra, dirsekleri üzerinde doğrulduğunda Erdal' ın yüzüne baktı. ''Nasıl yapacağız onu, ne olursa olsun babam sonuçta. Bilmiyorum...'' Erdal, doğrulan ablamı yatağa uzandırdı ve tekrar saçlarını sevmeye başladı. ''Akıllı ol Zehra. Ailene güvenerek üniversite okumadın hem elinde bir işte yok. Ben desen, beraber kaçtığımız duyulunca iş bulamayacağım. Babanın korkusundan kimse iş vermez bana. Bu yüzden Oktay Beyin ölmesi herkes için iyi olur. Mirastan payını aldığında bir daha çalışmamıza gerek kalmayacak. Ömrümüzün sonuna kadar bolluk ve refah içinde yaşayacağız.'' Öyle şefkatle konuşuyordu ki gören iyi bir şeyden bahsettiğini sanardı.

''Peki ya Mehir... O daha küçük babasız yapamaz.'' Ablamın sesi tereddütlü olsada evet dediği kefe daha ağır basıyordu. ''Mehir, akıllı kızdır bir şeycik olmaz ona.'' Ablam sol koluyla Erdal' ın göğsünden iterek onu üzerinden kaldırdı. Erdal, yatağın üzerinde dizleri üzerinde otururken Zehra, yatağın köşesine kadar gelmiş oturuyordu adeta yerden güç almak istiyordu. Zehra, dizlerine bakan gözlerini yukarıya kaldırdığında kapıdaki benimle göz göze geldi.

Zehra' nın gözleri dehşetle açılırken gözlerini gözlerimden çekemiyordu. Muhtemelen beni görmeyi beklemiyordu açıkçası ben de bu duyduklarımı beklemiyordum. Babam yıllarca koynunda iki yılanı beslemişti. Zehra hızla doğrulduğunda Erdal' la göz göze geldik. Hızlıca odama ilerlerken onları arkamda bıraktım, yine de ablamın peşimden geldiğinden haberdardım. ''Mehir, biraz konuşalım ablacım.'' Odamın kapısını açtığım gibi içeri sıyrıldım. Kapının kilidini çevirmeye çalışırken ellerim titriyordu ancak başarılı oldum. ''Mehir konuşalım biraz ablacım. Hadi aç kapıyı.'' Derin bir nefes almak isterken başarılı olamayınca sırtımın değdiği kapı boyunca süzüldüm. Yere oturduğumda dizlerimi kendime çekerek sağ yanağımı dizlerime bastırdım. ''Git başımdan.'' Ağlamamaya çalışırken boğazım dikenli tellerle sarılmış vaziyetteydi. ''Lütfen Mehir, beni anlamaya çalış.'' ''Neyini anlamaya çalışacağım senin be, sen hainsin kızım.'' Hızla doğrulduğumda kapıyı açtım. Kapı yalnızca benim bedenimi gösterecek kadar açıktı. ''Bunu bana, Kemal enişteme nasıl yaparsın? Babama nasıl yapacaksın?'' Başını sağa sola hızla salladı. Erdal yanımıza geldiğinde Zehra' nın yanında duruyordu. ''Bak Mehir açıklayayım, biz ablanla birbirimizi seviyoruz. Oktay Beye söylesek bizi kabul etmezdi.''

''Siz de aldatmayı seçtiniz(!)'' Alayla güldüğümde ablam ağzını konuşmak için araladı ama ona bu sefer izin vermedim. Konuşacağı kadar konuşmuş her şeyi bülbül gibi şakamıştı. Erdal' a döndüm ''Senin neyini damat olarak kabul etsin? Şu hâline bak! Yediğin kaba tükürecek kadar ahlak yoksununun tekisin. Zehra' yla bir olup beni bitirmeye çalışıyorunuz(!)'' Bu kez öyle içten öyle alayla gülmüştüm ki, sözlerimde şakam olmadığını anlamış olmalıydı. Zehra' ya döndüm. ''Ama senin de dediğin gibi Zehra, belki Tanrı beni daha çok seviyordur. Ne de olsa hiç senin kadar alçak duruma düşmedim. Zavallısın, ne yazık...'' Ablam dolu gözleriyle adeta bana yalvararak bakıyordu. Af dilemek gibi bir niyeti yoktu çok iyi anlamıştım ki, o kendinden başkasını düşünmezdi. Babama ötmemden korkuyor olmalıydı. Erdal ise ablamın aksine buz gibi bir yüzle karşımda dikiliyordu. Duygularını gizlemeyi biliyor olmalıydı. Şimdiye kadar herkesi nasıl kandırmış salak yerine koymuşsa bu işte profesyonelleşmiş görünüyordu. ''Ne o Erdal, çok sakin duruyorsun? Yoksa bu kez de beni öldürmeye mi karar verdin Şoför Parçası?'' Öz güvenli çıkan sesim sonlara doğru titreyerek kısılmıştı.

Erdal ağzını açıp konuşacağı sıra da, merdivenleri çıkmış meraklı gözlerle etrafı inceleyen Dilara' ya rastladık. Gözleri hepimiz yüzünde dolandığında tek bana gülümsemişti, yanımıza geldiğinde konuştu. ''Nerdesin Mehir? Seni merak ettim.'' Yeni edindiğim arkadaşıma cevap verecekken Zehra söze girdi ''Konuşuyorduk, geliyor şimdi.'' ''Siz...'' Dilara' nın gözlerinde beliren ışık, zihnindeki sorguların yansımasıydı. Zehra, az önce acınası hâlde değilmiş gibi büyük bir öz güvenle elini uzattı. ''Ben Zehra Demirel. Demirel' lerin en büyük kızı yani Mehir' in ablasıyım,'' gülümsediğinde karnıma kramplar girdi. Az önce sırf aşkı için babasını öldürmeyi kabul eden Zehra, şimdi babasına ait olan soyadla övünüyordu. Dilara gülümseyerek elini sıktı ardından gülüşü büyüdü. ''Şimdi tanıdım sizi. Siz Kerem Beyin nişanlısı değil misiniz?'' Zehra' nın gülen yüzü düştüğünde güldüm. Göz ucuyla Erdal' a baktığında dumura uğramış görünüyordu. Bu cevabı ikisi de beklemiyor olmalıydı. Ablam kendini toparladığında başını salladı. Dilara üçümüzün arasındaki sırrı anlamamış olmalıydı ki gülüşünden hiçbir şey kaybetmemişti. ''Yanlış anlamazsanız, Kerem Beyin büyük hayranıyım. Çizdiği o evler... Herkes gibi yeteneğine hayranım doğrusu.'' Gülümsediğimde elimi omzuna koydum. ''İstersen seni Kerem eniştemle tanıştırabilirim. Ablam, ben, sen ve eniştem bir lokantada yemek yeriz.'' Enişte derken sesimdeki o çarpıcı vurguyu yalnızca sırdaşlarım anlayabilirdi. Dilara, büyük bir arzuyla yüzüme baktı. ''Ciddi misin, yapar mısın?'' Başımı onaylarcasına salladığımda ''Aslı da gelebilir mi? O da en az benim kadar Kerem Beyoğlu hayranı.'' ''Gelsin tabii.'' ''Yalnız bu aralar biraz yoğunum Tatlım.'' Ablam, yanımızda kırmızı gören boğa gibi hırçınlaşan sahte eniştemi sakinleştirmeye çalışıyordu ama bunu yaparken Dilara' nın yüzünün düştüğünü hiç fark etmemişti. ''Kerem abim kadar yoğun olmazsın herhalde. O bile bir gün ayırabiliyorsa sen neden ayıramayacaksın ki?'' Dilara' ya gülümsediğimde ''Sen merak etme. Eniştem beni kırmaz.'' Gülümsedi.

Aslı' da tıpkı biraz önce kardeşinin yaptığı gibi merdivenleri çıktı. ''Nerde kaldın?'' Ancak o beni değil kardeşini merak etmişti. ''Geliyordum şimdi. Bak kiminle tanıştım, Zehra Demirel. Kerem Beyoğlu' nun nişanlısı.'' Aslı' nın ağzı Kerem ismini duyunca aralandı.

Ablama elini uzattı. ''Ben Aslı Kurnaz, memnun oldum.'' Ablam uzatılan eli sıkmakla yetindi. ''Hadi Mehir, pastayı üflemeyecek misin?'' Bir Erdal' ın, bir de ablamın yüzüne baktım. Kana susamış kurt gibi yüzüme bakıyorlardı. Kızlara döndüm ''Odama gelin, makyajımı tazeliyim ineriz.'' Kabul ettiklerinde onları içeri alarak kapıyı kapattım. ''Kendi eviniz gibi rahat hissedin.'' Lavaboya geçtiğimde göz yaşlarım, bu anı bekliyormuşçasına yanaklarımdan süzülmeye başladı. Ürkek bir nefes aldığımda kendimi çok haksızlığa uğramış hissediyordum. Kapağı kapalı klozete oturduğumda dizlerimi kendime çekerek ağlamayı sürdürdüm. Vaktinde babamdan para çalmıştım evet, ama bunu yardıma ihtiyacı olan bir çocuk için Murat için yapmıştım. Tüm saf duygularımla yaptığım bu iyiliğin karşılığında babam tarafından cezalandırılmış bunun hepsini de babama yormuştum. Meğersem arka planda kötülük çanlarını çalan iki iblis varmış...

''Mehir bir şey soracağım.'' Aslı' nın merak dolu sesi odamdan yükselince kendimi toparlamaya çalıştım. ''Geliyorum.'' Aynanın karşısına geçtiğimde önce yüzümü ardından tüm vücudumu süzdüm. Kendine gel Mehir. İlk kez darbe almıyorsun bu seferki en yakınından gelse bile güçlü olacaksın. Ezdirmeyeceksin kendini. Sil göz yaşlarını güldürme düşmanlarını. Sen güçlü bir kızsın ve bu da geçecek. Hep üstesinden geldin, yine geleceksin. Yaşlarımın açtığı izleri sildiğimde yüzüme dikkatlice birkaç kez su çarpttım. Yüzümü kâğıt havluyla dikkatlice kuruladığımda dolaptaki makyaj çantasından aldığım gerekli ürünlerle makyajımı tazeledim.

Kendimi yatıştırmaya çalışsamda bastırdığım duygular, vücut sıcaklığı olarak bana geri dönüyordu. Bedenim alev topu gibi yanarken musluğun en soğuk ayarını açtığım gibi bileklerime tuttum. Biraz da olsa rahatlarken ağladığımın anlaşılmaması adına sifonu çektim. Odaya gittiğimde ikisini de kocaman olan kitaplığımın önünde görmeyi beklemiyordum. ''Mehir bunların hepsini okudun mu?'' Aslı, hayretle kitaplığımı süzüyordu. ''Şu en soldaki raf hariç hepsini okudum. Sol raftakileri ise henüz yeni aldım.'' ''Vay anasını. Bu kadar kitap okusam ömrümün sonuna kadar tabela bile okumam.'' Gülerek söylediği cümleye istemsiz güldüm.

''Gerçek hayatı yaşamak varken neden bu kadar kitap okur ki insan?'' Bana yönelttiği soruya şöyle cevap verdim ''Bu dünyada yapabileceklerimiz kısıtlı ama kitaplar da... Orda birçok kahraman var. Herbirinin ayrı bir yaşam öyküsü, kurguda olsa bir hayatları var. İşte o hayatlara dahil olmayı seviyorum. Bana yazarın yazdığı olay örgüsünü verirken en azından o kitabı okuyup okumama kararını bana bırakıyor.'' Veya sadece kendi sıkıcı hayatımdan uzaklaşıp kitaplara sığınıyorumdur. Olamaz mı?

Bana sarıldığında kollarında şefkati hissettim. Bedenlerimiz ayrıldığında yere bağdaş kurarak oturmuş Dilara, dikkatimizi çekti. ''Ne yapıyorsun orda?'' ''Bu kitaptaki sahne şaka mı?'' Kardeşlerin diyaloğu son bulduğunda anlamaz gözlerle Dilara' ya baktım. Yerdeki kitabı bana uzattığında kitabın Rastlantı 1 olduğunu gördüm. Bahsettiği sahneyse 18' inci bölümden başkası değildi. Gelen aydınlanmayla büyüyen gözlerim yuvalarına oturduğunda kitabı rafına koydum. Dilara' da doğrulduğunda odadan çıkmak üzereydik.

''Kitabını bana ödünç verebilir misin?''

"Üzgünüm, canımı iste kitabıma dokunma."

• • • •

"İyi ki doğdun Mehir. Mutlu yıllar mutlu yıllar sana..." Herkes hep bir ağızdan doğum günü şarkımı söylerken kibarca gülümsedim. "Yanımda olan herkese teşekkür ederim." Avuçlarımı birbirine kenetlerken dileğimi tuttum. Sağlıklı sıhhatli mutlu ve daha özgür olduğum, kendi kararlarımı verebildiği... Hayır, iptal iptal iptal. Ressamı bulmayı diliyorum.

Tüm bu olanları ona anlatıp ona ağlamayı istiyordum. Belki ben ağlarken bana destek olsun, yanımda olsun istiyordum ne bileyim. Acaba sabah onu engellediğim için çok üzülmüş müdür? Belki de beni önemsememiştir, benim ona yüklediğim kadar anlam yüklemiyor da olabilir.

Oğulcan yanıma geldiğinde pastayı kesen bıçağı tutan elimin üzerine elini koydu. Beraber küçük bir dilim kestiğimizde, dilimden bir lokma alıp bana uzattı. Hiç çekinmeden yediğimde kalanı ağzına attı ardından beyaz kremanın bulaştığı parmaklarını önemsemeden alkışladı. "Tebrikler doğum günü kızı." Gülümsediğimde onunla beraber alkışladım. Gece bitsin Mehir, sonra yaşadıklarına ağlarsın.

Hizmetliler, pastayı servis ettiğinde birçok kişi pasta yiyordu. Arkada hafif bir fon müziği bize eşlik ederken dans edenlerin sayısı hâyli azalmıştı. Ne de olsa nerdeyse sabah olmuş parti bitmiş sayılırdı. Giray, az önce yolladığı mesajda, çok hasta olduğunu sürekli kustuğunu bunu şimdiye kadar gecemi mahvetmemek için söylemediğini iletmişti. Yalancı, çocukluktan beri doğum günlerimi hep unuturdu. Ama Ressam... O öyle miydi?

Beşinci ve son şansım Kayra' ydı. Açıkçası onun olduğuna pek ihtimal vermiyordum neticede Murat olayı yüzünden kavga etmiştik ve aramız o zamandan beri limoniydi. Bana yardım etmesi için hiçbir sebebi yokken buna ne verebileceğim ihtimallerim vardı ne de az da olsa arzum. Yorgun olduğum için isteğim yalnızca partinin bitmesi ve benim derin bir uykuya dalmamdı. Yinede eğer Kayra' ysa bundan daha iyi bir şansım olmayacağını düşündüğümden onu da denemeye karar verdim. Bu sefer karışık planlar veya akıl oyunları yoktu. Oturduğum sandalyede dururken gözlerim Kayra' yı aradı. Onu Oğulcan' la bir şeyler içerken derin bir sohbet içinde görmeyi beklemiyordum.

Tam zamanıydı.

Telefonumdan uygulamaya girdim ve Ressamın engelini kaldırdım. Engelime karşılık verip beni engellemediği için minnettar mı olmalıydım? Ya beni önemsemiyor ya da gerçekten değer veriyordu.

"Sobe." (02.22) Mesajı gönderdiğim gibi ekrandan başımı kaldırdım. Gözlerim Yalnızca Kayra' yı hedef alırken hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.

Ama mesajım henüz yalnızca iletildi. Diye düşünürken mesajımı açmış okumuştu. 'Görüldü' yazısı beynime neyi kastettiğini aktarırken bir kez daha Kayra' ya baktım. Elinde telefonu yoktu. Omuzlarım düşerken hayal kırıklığına uğradığımı hissettim. Ne bekliyordunki Mehir, kavga ettiğin adamın sana yardım etmesini mi?..

"Beni yalnızca ben istediğimde bulabilirsin Mehir.'' (02.24)

"Kimsin sen? Neden benden saklanıyorsun?" (02.25)

"Saklanmıyorum ki, gözünün ucundayım. Belki de henüz karşılaşmamızın vakti gelmemiştir." (02.26)

"Bana kendini göstereceksin yani?" (02.27)

"Çok yakında." (02.28)

"Ayrıca... Oğulcan' la bu kadar samimi olma, kıskanıyorum." (02.29)

Ekrana bakan yüzümü kaldırdığımda etrafı kolaçan ettim.

Bölüm Sonu...

Bölüm hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Sizce hikayedeki tek suçlu Zehra Demirel mi?

Hackerin kim olduğunuzu düşünüyorsunuz?

❗️Duyuru❗️

Sevgili okurlarım, biliyorum Ressamın kim olduğunu merak ediyorsunuz ancak size şu kadarını söyleyeyim, birkaç bölüm sonra öğreneceksiniz.

Sosyal medya hesaplarımı takip ederseniz yeni bölümler hakkında spoilerları öğrenebilirsiniz.

İnstagram: nazanatees

X:NazanAtes0

Spotify: Nazan Ateş

(Kitaplarıma özel çalma listeleriyle beraber kitaplarımı okuyabilir, evrenlere daha kolay girebilirsiniz🤭)

Hoşça kalın, kendinize iyi bakın🌝🤍