0 %

8. MASKELERİN BIRAKTIĞI YORGUNLUK VE YIPRANIŞ

Yazı Boyutu
100%

Merhabaa 👋

Vote ve yorumlarınızı bekler, iyi okumalar dilerim...🤍🌸

Karnım guruldadığında bunu kimsenin duymadığını umdum. Doğum günü partisinde Zehra ve Erdal hakkındaki gerçekleri öğrendiğim günden beri sabahları biraz daha erken kalkmaya gayret ediyor, yiyeceğim kahvaltı tabağını bizzat kendim hazırlamaya çalışıyordum. Zehra, aşkı için babasını gözden çıkarmışken ne ona ne de o açgözlü Erdal' a güvenebilirdim. Para için birini öldürmeyi göze almış bu iki insan, haklarında her şeyi öğrenmiş olan bana, tehlike yaratabilirdi. Tehdit unsuru olarak kavradıklarını beni, öldürmeyi göze almış olabilirlerdi. Bu yüzden son birkaç haftamı gerçekten paranoyak geçirdim. Dünse geç saatlere kadar ders çalıştığım için bu sabah geç kalkmış, uyanamamıştım. Bizi birer robottan farksız gören otoriter babam, işin için Almanya' da, Kemal eniştemin yanındaydı. O olmadığı için ne Zehra ne de ben evin kurallarını önemsemiyorduk. Annemse babamın yokluğunda onun rolunu üstlenmemiş bizi tamamen kendi hâlimize bırakmıştı, açıkçası ben babamdan ayrı nasıl bu kadar durduğuna şaşırıyordum. Zehra, Erdal ve benim aramdaki sırlar üçgeni, şimdilik sessizliğini koruyordu. "Mehir." Biri adımı sesleniyordu ama onun tam olarak ne dediğini kavrayamıyor, zihnimdeki hapisaneden kurtulamıyordum. Belki de çıkmak istemediğimdendir.

"Mehir." Ürpererek başımı kaldırdığımda Kasım Hoca kahve gözlerini bana dikmişti. "Efendim hocam?" "Dikkat dağınıklığın mı var senin?" Ağzım şaşkınlıkla aralandı. Hamilelik iznini kullanan Yasemin Hocanın yerine gelen Kasım Hoca, bendeki garipliği fark etmişti. "Sanırım hocam." Anlayışla başını salladığında kızıla çalan saçlarıyla sakallarının aynı renkte olduğunu fark ettim. "Derse odaklanmaya çalış." Tekrar ders anlatmaya başlamıştı ki zil çaldı "Diğer ders devam ederiz," dediğinde sınıftan çıktı. Bir süre boş tahtaya bakarken hangi konuyu anlattığını kavramaya çalıştım. Saçlarımın kökünden bir ter damlası ensem boyunca kayıp sütyenimin kayışında durunca dersi boş verip lavabonun yolunu tuttum.

Lavabonun aynasından kendime bakarken gözlerime inanamadım. Beyaz tenim normal hâlindeki yerini daha beyaz bir tona bırakmıştı ancak bu beyaz sağlığımın benden tamamen uzaklaşmış hâli gibiydi, hastalıklı duruyordu. Göz içine sürdüğüm siyah kalem birazda olsa akmış, göz altlarıma bulaşmıştı. Sürdüğüm pembe allıksa görünürde yoktu. Gözlerimden iki damla kanlı yaş aktığında gözlerimi hızlıca kırptım ardından gözlerimi açtığımda kan rengini şeffafa bırakmıştı. Çekilen sifon sesini duyduğumda hemen akan yaşlarımı ve bulaşan göz kalemimi düzelttim. Ellerimi biraz yanaklarıma sürdüğümde doğal bir allık elde ettim. Ellerimi soğuk suyla yıkarken gözlerim ellerimdeydi. Her ne kadar başımı kaldırmasamda tuvaletten çıkan kızın ellerini yıkadığını açılan musluktan anlamıştım. Ellerini kurulamak için peçete aldığında "Mehir." Tanıdık sesle başımı kaldırdım karşımdaki Dilara' dan başkasını değildi. Musluğu kapatıp birkaç peçetede ben aldığımda kapıdan kahverengi saçlı ince çerçeveli gözlük kullanan bir kız girdi, tanıdık bir siması vardı ama kim olduğunu çıkaramamıştım. "Nasılsın? Epeydir görüşemiyoruz." Dilara' ya döndüğümde "İyiyim, sen nasılsın?" Dedim. "Ben de iyiyim. Yılbaşı balosuna geleceksin değil mi?" Doğru söylüyordu, okulumuz yılbaşının gelişini maskeli bir baloyla kutlayacaktı. Bu aralar zihnim öylesine doluyduki balo işini tamamen unutmuştum. Aslında gitmeyi isteyen bir tarafım vardı ancak bu aralar hiç sırası değilmiş gibi hissediyordum. Lavabodan çıktığımızda yan yana yürümeyi sürdürdük. "Bilmiyorum... gelmem sanırım." Omuzları hayal kırıklığıyla düştü. "Gelmelisin Mehir. Hep ders çalışıyoruz zaten, eğlenmek bizim de hakkımız." Derslerle alakası yoktu ki, babam gelse içimde bir yanardağ gibi biriktirdiklerimi püskürte bilsem rahatlayacaktım. "Peki ama söz vermiyorum." Gülümsemeye çalıştığımda gülümsedi "Sözü aldım sayıyorum." Koridorun sonuna sınıfıma geldiğimde elimi sallayarak onunla vedalaştım. Sırama oturduğumda kollarımı sıranın üzerinde kavuşturarak yerleştim. Başım kollarımın üzerindeki yerini aldığında zilin çalmasına az kaldığını biliyordum yinede bunun bir an önce olmasını istedim. Eve gitmek istiyordum ne kadar çabuk o kadar iyiydi. Sıra altındaki telefonum sessizdeydi ancak oluşan titreşimden mesaj geldiğini anlamıştım. Başımı sıradan kaldırmadım yalnızca anlımı sol koluma yaslayarak telefonumu sağ elime aldım.

"Baloya gelmelisin çünkü ben de geleceğim." (09.17)

Mesaj bir süredir sanal arkadaşlık yaptığım ressama aitti ancak bu kez ona cevap yazmak içimden gelmedi. Ne de olsa yaptığı tek şey bakmaktı. Ben tüm merak duygumla onu merak ederken kim olduğunu bulmaya çalışırken o benim olduğum ortamlarda bulunuyor ancak yüzünü gösterme gayretinde bulunmuyordu.

"Geleceğim. Beni uzaktan izlemeye devam edebilirsin." (09.18)

Tavrımı ortaya koymuştum. Buz gibi durmaktan buza mı dönüyordum? Bunu ben bile bilmiyordum.

Ders başladığında Kasım Hoca Tanzimat edebiyatını anlatıyordu onu umursamayarak Oğulcan' a döndüm. "Akşamki baloya geliyorsun değil mi?" "Tabii geliyorum kızım ve bil bakalım yanımda kimi getiriyorum." "Kimi?" Meraklı gözlerle bakıyordum. "Geçen sana anlattığım bir kız vardı hani çıkışta onunla buluşacaktım." "Evet onu hatırlıyorum ama kız hakkında hiçbir şey söylemedin." Güldüğünde tekrar konuşmaya başladı. "Kızın ismi Hayal, akşam benimle baloya gelecek o zaman sizi tanıştırırım." "İyi bakalım." Gülümsediğimde kaşlarını çatarak konuşmayı sürdürdü. "Sen kendin mi gideceksin yoksa o Giray bozuntusuyla mı?" Omuz silktim. "İstersen bizimle gel diyeceğim ama üçüncü kişi olarak gelmek seni bozar mı?" Başımı olumsuz anlamda salladım. "Hiç gerek yok teklif etmen bile yeterli teşekkür ederim." Gözlerim, sınıf kapısına bakarken sanki koridordaki sınıfların birinde olan Giray' ı görür gibiydi. "Giray rahat bırakmaz beni, onunla giderim."

🧩

Arabadaki yerimi aldığımda epey karışmış olan kablolu kulaklığımın düğümünü çözmekle meşguldüm. Arabayı süren Erdal' la olabildiğince konuşmamaya özen gösterirken onun her hareketini gözlemek zorunda gibi hissediyordum ancak bunu olabildiğince gizli yapmalıydım. Kulaklıklardan birini kulağıma yerleştirmemle diğerini takmam arasındaki sürede iç dikiz aynasında göz göze geldik. Gözlerindeki ana duyguyu çözememe sebebim birçok duyguyu içinde barındırmasıydı. Hırs, ihtiras... ama benim içinden çekip çıkardığım en derin duygu şaşkınlıktı. Şimdiye kadar olanları kimseye anlatmadığım için dahası onunla konuşmadığımdan şaşırdığını varsayıyordum. Onu umursamadığımı iyice göstermek adına başımı telefonuma eğdim sevdiğim bir çalma listesini açtığımda başımı yola çevirdim. Onun kullandığı arabaya binmek istemesemde maalesef bunu yapabilecek kadar özgür değildim. Yapabilecek en iyi davranış beğendiğim çalma listelerinden biriyle yolculuğu geçirmekti.

Beş şarkı süren yolculuğun ardından nihayet eve gelmiştim. Erdal' ın arabayı park etmesini beklemek istemediğimden ineceğimi söyleyip arabanın geçicide olsa durmasını sağladım. Evin büyük kapısından girerken sol kolumdaki gri saate baktığımda hazırlanmak için çok fazla vaktim olmadığını gördüm ama yinede yetişebilirdim. "Hoş geldiniz Küçük hanımım." Deniz Ablanın gülen yüzü ve hafif telaşlı hâlleriyle ona gülümsedim, o ise ıslak ellerini havluyla kuruluyordu. "Hoş buldum Deniz Abla, niye bu kadar telaşlısın?" "Bilmiyor musun sen?" Sesinde ve yüzünde saklayamadığı şaşkınlığı bir süre sonra gitti, yüzü gülmeye başladı. "Hayır, neyi bilmem gerekiyor?" Daha fazla neyi duyacaktım? Kötü bir haber olmamasını umuyordum. "Kusuruma bakmayın Küçük hanımım, söyleyemem sürprizi kaçar." "Kötü bir haber değil yani." "Hayır değil." Endişelerimin yersiz olduğunu anladığımda derin bir oh çektim. "Anladım... Ben akşam okulun düzenlediği yılbaşı balosunda olacağım Deniz Abla, anneme söylersin." "Ama Küçük Hanım bu akşam evde olmalısınız." "Çok geç kalmam, bir saat kadar durup dönerim." Trabzanlara tutunan sol elim merdivenleri çıkarken tutunduğu yeri bırakmadı. İçimde biriktirdiğim enkazı süpüren bir süpürge gibi sürüklendi.

Odamın kapısını açtığımda sırt çantamı çalışma masamın sandalyesine bıraktım. Direkt banyoya ilerlerken okul üniformamı çıkarmaya başlamıştım bile, duşun suyunu açıp ılıması için beklerken formalardan tamamiyle kurtuldum.

• • • •

Duştaki işim bittiğinde havlulara sarılıp banyodan çıktım. Vanilyalı vücut losyonu ve vücut spreyini tüm vücuduma yaydım. Koltuk altlarıma içinde alüminyum olmayan deodorantı sıktığımda bir süre kurumasını bekledim. Gardrobumun kapağını açtığımda ne giyineceğimi bildiğim için gözüm çok dolanmadı, geçenlerde aldığım takımı giyinecektim. Straplez siyah üst, göğüs bölgesinde yoğunlaşan kumaşıyla iç göstermezken beli sardığı kısımlar daha inceydi dolayısıyla hafifçe alttaki tenimi belli ediyordu. Altına uzun siyah kalem eteği giyindiğimde üstümdeki straplezle biraz boşluk bırakarak göbeğimi açık bıraktım. Aynadan kendimi süzdüğümde eteğin önden bir parça toplu olan detayına bir kez daha bayıldım.

Makyaj masasına oturduğumda her zaman yaptığım makyajı daha ışıltılı yapmaya karar verdim. Öncelikle cildime ışıltılı bir baz sürdüm ardından ten rengimle bire bir örtüşen fondöteni önce fırçayla ardından süngerle cildime oturttum. Kapatıcıyı önce göz altlarıma ardından birkaç sivilcemin olduğu yerlere dokundurttum yine önce fırçayla ardından süngerle yaydım. Cilt makyajım bitmişti sıra da renklendirmekten en hoşlandığım bölge vardı, gözlerim. Mavi gözlerime en çok hangisi yakışır diye göz kalemlerimin olduğu bölmeye baktığımda gözüme yeşil ilişti. Yeşil maviye yakışırdı. Aklıma Giray' ın yeşile çalan gözleri gelince huzursuzlukla dudaklarımı birbirine bastırdım. Yani bazen yakışırdı...

Yeşil kalemi gözümün üçte ikisine sürdüğümde gözlerim olduğundan daha çekik duruyordu. Gözlerimi beğeniyle süzdüğümde kirpiklerimi kıvırıcıyla kıvırdım ardından siyah maskaradan bol bol sürdüm. Göz makyajım nerdeyse bitmişti ancak yine ilk başta yapmayı unuttuğum şey aklıma düştü, kaşlarımı sabitlemek. Kaş sabitleyicisiyle kaşlarımı taradığımda biraz sabun parçasının nasıl bu kadar değişim yaratabildiğine şaşırdım. Elmacık kemiklerimin biraz üstüne kontür sürdüğümde fırçada kalanları biraz anlımın saç diplerime yakın kısmına biraz da çene kemiklerime sürdüm. Bu sayede hem hatlarım ortaya çıkacaktı hem de ölü beyazı cildim biraz daha canlı duracaktı. Soğuk alt tonlu pembe allığı yanaklarıma sürdüğümde gelen bildirim sesiyle gözlerim, makyaj masasının üzerindeki telefonuma kaydı. Aynadan kendime baktığımda allığın yeterli olduğuna kanaat getirdiğim için fırçamı yerine bırakıp telefonumu aldım.

"Geldim, aşağıdayım ve kadınımı bekliyorum." (19.05)

Giray' dan gelen mesajı okuduğumda istemsizce gözlerimi devirdim. Kullandığı kelimeler büyüklere özenmekten başka bir şey değildi. Mesajı yazarken kendini kasarak cüssesini büyüttüğünü, büyük insan triplerine girdiğini hayal edince istemsizce güldüm.

"Geliyorum şimdi." (19.06)

Dudaklarıma kiraz çiçeği renginde bir ruj sürdüğümde son kez olduğunu düşünerek aynadan kendimi kontrol ettim. O sırada gözlerime simli far sürmediğimi fark ettiğim gibi panik hâlinde far paletimi bulmaya çalıştım. Sakin ol Mehir, geç kalmadın. Düşüncelerim beni rahatlatırken panik hâlinde bulamadığım far paletini hemencecik buldum. Sedefli farı göz pınarlarımdan itibaren gözlerimin ortalarına kadar sürdüm. Makyaj masasından kalktığımda banyoya ilerledim. Havluya sarılı saçlarım kurumuştu ekstradan kurutma makinesi istemiyordu. Saçlarımı taradığımda hava üfleyerek saça şekil veren aleti fişe taktım. Saçlarımı kısa sürede su dalgası yaptığımda banyodan çıktım.

Gardrobumdan siyah topuklu ayakkabılar aldığımda yatağımın köşesine oturarak giyindim. Giyindiğim gibi kapıya yöneldim çıkacağımda gözüm makyaj masamın üzerindeki telefonuma ilişti ancak yanıma almayarak odadan çıktım. Merdivenlerin başına geldiğimde inmek üzereydim ancak kapı açılma sesini duyduğum gibi arkamı döndüm. Zehra' nın gözleri beni süzerken geçen haftalarda yaşananlar hiç yaşanmamış gibi mutlu duruyordu. Mutluluğu herhalde susmamdan kaynaklanıyordu ama çok sevinmemesi gerekirdi, babam geldiği gibi olanları ötecektim. "Nereye gidiyorsun Mehir?" Kaşlarım hafifçe çatılırken onunla konuşmak istemiyordum yinede ablam olduğu için saygısızlık yapmak istemedim. "Okulda balo olacak, oraya gidiyoruz." "Gidiyoruz? Kiminle gidiyorsun?" Nefesimi sabır dilercesine verdim. "Giray' la gidiyoruz. Müsade edersen gitmem lazım yoksa geç kalacağım." "Tabii tabii çabuk ol bekletme nişanlını ama maskeli balo diye biliyorum Mehir, yanılıyor muyum? Okulun internet sayfasında öyle yazıyordu." Haklıydı maskeli baloydu. O an da yüzümde hissettiğim hafiflikle maskemi unuttuğumu fark ettim. Hızla odama ilerleyip çekmecelerimden birinde olan maskemi aldım. Odamdan çıktığımda bu kez Zehra' yı göremedim zaten çokta umrumda değildi.

Evin girişinde Giray' ı göremeyince oturma odasına ilerledim. Koltukta otururken Deniz ablayla konuşuyordu, beni gördüğünde ağzı hafif aralanmış gözleri hayranlıkla büyümüştü, yavaşça ayağa kalktığında bana doğru ilerledi. Yan yana geldiğimizde elini belime yerleştirdi "Çok güzel olmuşsun." "Teşekkür ederim." "Maşallah çocuklar pek yakışıyorsunuz. Allah' ım sizi nazarlardan kem gözlerden korusun." Deniz Abla tüm beğenisiyle bizi süzüyordu. "Teşekkürler Deniz Hanım. Ee hayatım çıkmıyor muyuz?" Hayatım mı? Evledikte benim mi haberim yoktu?.. "Hadi çıkalım." Gideceğimiz sırada Deniz Abla lafa atladı "Dikkatli olun çocuklar, Mehir kızım, Oktay Bey kesin talimat verdi, döneceğiniz zaman Erdal Bey' i arayın sizi eve bıraksın diye." "Aşk olsun Oktay Amca bana güvenmiyor mu? Ben bırakırım Mehir' i." "Güvenmiyor değil evladım, şimdi içerler falan aklım kalmasın dedi." Giray 'peki' dercesine başını salladı.

Nihayetinde evden çıktığımızda karşımdaki siyah Lamborghini' nin ön yolcu koltuğuna oturdum. Giray' da şoför koltuğuna bindiğinde arabayı çalıştırdı, evin bahçesinden çıktığımız gibi arabanın hızını artırdı. "Balo için heyecanlı mısın?" Camdan dışarıyı seyreden başımı omuz hizamda soluma çevirdiğimde birkaç saniye bana bakıp tekrar önüne döndü. Sağ eli bacağımı bulduğunda kavrayışı sebebiyle bakışlarımı bacağıma indirdim. "Neden heyecanlı olayım?" Omuz silkti "Bilmem, benimle olman bile heyecanlanman için yeterli değil mi?" Bacağımdaki elini ittim. Ara sıra yoldan ayrılan bakışları beni bulduğunda ona bakmak yerine önüme, yola bakıyordum. Gaza asıldığında araba gittikçe hızlanıyordu. "Yavaş sür." Dememe rağmen daha çok gaza basıyordu, arabanın hızı yüzler basamağı bir olan üç basamaklı sayıların sonuna yaklaşmıştı. "Giray yavaşla." Söylemlerim onun için yalnızca bir yansımadan ibaretti ya duymuyordu ya da duymazdan geliyordu. "Ben sen yanımdayken bile heyecanlanıyorum. Ya sen Mehir, beni hiç mi sevmiyorsun?" Arabanın en son gördüğüm hızı 222' ydi ve her geçen saniye de artıyordu. "Giray sana yemin olsun eğer yavaşlamazsan bir daha senin arabana binmeyeceğim." Beni yeni duyuyor gibiydi aklı daha yeni başına gelmiş olmalıydı ki, hız göstergesini görünce gözleri dehşetle açıldı. Araba gittikçe yavaşlamaya başlamıştı birazdan da duracaktı çünkü kullandığı yüksek hız sayesinde okula gelmemiz çok kısa sürmüştü. Arabayı park ettiğinde mide bulantısıyla elimi karnıma götürdüm yüzümü buruşturduğumda Giray, durumu fark etmiş bana mahcup bakışlar atıyordu. "Toridoda su var iç istersen." Sorarcasına söylediği cümleyle titreyen elimi torpidoya uzattım. Kabalık ettiğini düşündüğünden olsa gerek benden hızlı davranarak suyu alıp kapağını açtığında dudaklarıma götürerek bana içirmeye çalıştı. Suyu elinden aldığımda suyu içmeye başladım. Yarım litrelik şişenin yarısına geldiğimde suyu ona geri uzattım. Şişede kalanı birkaç yudumda içtiğinde şişeyi buruşturarak bıraktı. "Telefonunu verir misin?" "Sen iste ömrümü de veririm." Şaşkınlıkla yüzüne baktığımda bana gülümsüyordu. Telefonunu verdiğinde kamerayı açarak yüzüme baktım. Kendime gelsemde biraz daha toparlanmayı beklesem iyi olacaktı.

Nefes alışverişlerim yavaş bir ritmi yakaladığında kucağımdaki maskeyi yüzüme yerleştirdim. Telefon ekranından yüzüme bakarken maskeyi inceledim. Maske, sedefli beyaz rengindeyken üzerinde birkaç yarım inci vardı. Maskenin sağında hemen gözümün yanında bulunan beyaz tüy çok yumuşaktı ayrıca çok nahif duruyordu. Maskenin yüzümde açık bıraktığı yerler, sus çizgimden itibaren aşağısıydı. Telefonu vermek için başımı Giray' a çevirdiğimde siyah maskesini takmış bana hayranlıkla bakıyordu. Uzattığım telefonunu aldığında arabadan indim benimle beraber Giray' da indi. "Mehir." 'Söyle' dercesine ona baktığımda dudaklarını birbirine bastırdı "Beni hiç mi sevmiyorsun?" Gözlerim acıyla kısıldığında ona cevap verip vermemek arasında sıkıştım kaldım. Kararımı verdiğimde söyleyeceğim kelime onun göğsünü hançerle yarıp kalbini çıkarmakla eş değerdi. "Sevmiyorum."

O olduğu yerde kalakalırken arabanın kapısını kapattığım gibi okula ilerledim. Canı yanmıştı ama o benim canımı daha çok yakmıştı. Bana bir şeyleri dayatarak kendini sevdiremezdi neden sadece beni rahat bırakmıyordu. Arabanın kapısını sertçe kapattığında büyük adımlarıyla bana yetişti, elini belime yerleştirdiğinde okula girişimizi yaptık. İçerisi hâyli kalabalık olsada göz yormuyordu. Işıklar genelde yoğun koyu renkleri tercih ederken içerinin atmosferi insanı boğmuyordu. Ortalara doğru ilerlediğimizde kendimize bir yer seçtik. Giray elini belimden çektiğinde gözlerine baktım. "Bize içecek bir şeyler getireyim." Başımı onaylarcasına salladım. Babamın haklılığı henüz gecenin başında ortaya çıkmıştı, Giray kesinlikle kendine alkollü bir şeyler alacaktı. Aklı başındayken arabayı nasıl kullandığını görmüştüm alkollüyken onun arabasına binmek Erdal' ın arabasına binmekten daha korkunçtu.

İçeride çalan müzik Cihat Aşkın' ın Waltz No.2 parçasından başkası değildi, çok sevdiğim ve bir şeyler yazarken dinlediğim enfes bir parçaydı. Gözlerimi hoşnutlukla yumduğumda yavaşça başımı sallayarak ritme kulak verdim. Keman ve piyanonun sesi baskın gelirken bu çok güzel bir sanattı.

Başımı çevirmemle buz mavisi gözlerim kahve gözlerle buluştu. Ağzım şaşkınla aralanırken kendimi toparlamaya çalıştım. Gözlerimi onun göz hapsinden aldığımda utanma duygusuyla aşağı baktım şimdi göz kapaklarım gözlerimi örtüyordu. Soluma dönerek biraz yürüdüm ama üzerimdeki gözlerin farkındaydım seziyordum sanki yine de emin olmak adına merakla başımı az önce göz göze geldiğim oğlana çevirdim. Bana bakmayı sürdürüyordu yanılmamıştım. Bu kez o gözler sanki utanmamdan hoşlanmışçasına zevkle kısılmıştı, maske yüzünü kapatıyordu ama yukarı çekilen dudakları olmasaydı bile gülen gözlerinden güldüğünü anlardım. Bu gözler çok tanıdıktı iyi de nerden tanıyordum? Dikleşerek neden olduğunu bilmediğim bu utanç duygusunu yenmeye çalıştım. Çenemi havaya kaldırmamla gülüşü bir an da soldu. Bana doğru ilerlemesiyle geriye doğru yürüyerek kaçmak istedim ama ilahi bir güç buna engel oluyordu. Şu anda neler yaşanıyorsa yaşanması gerekiyordu. Buna ne ben ne de başka herhangi biri güç karşı koyabilirdi. Yanıma geldiğine karşımda dikiliyordu gözlerimin içine bakan gözlerle az önce diken diken olan tüylerim normale döndü, kaskatı, buz kesilen bedenime onun gözlerinin sıcağı yetmişti. "Çok güzel olmuşsun." Cevap vermek için açılan ağzım bir şey diyemeden geri kapandı. Sesime noldu? "Teşekkürler..." Ciddi misin Mehir? Bu nasıl bir ses tonu, daha cılız konuşsaydın. Sağ elinin avuç içini yukarıda tutarken hafifçe dizlerini kırdı, "Sizinle dans etme şerefini bana gösterir misiniz hanımefendi?" Dudaklarım yukarı çekildi bu kez sadece o gülmüyordu ben de eşlik ediyordum. "Hayhay Mösyö." Sağ avucuna sağ elimi emanet ettiğimde önüne döndü, pistin ortasına ilerledik geldiğimizde tekrar bedenini bana döndürdü. Sol elini belime yerleştirdi bense sol elimi onun omzuna koydum. Sağ ellerimiz zaten birbirlerine tutunmuş birbirlerine aitti, sağ avuçlarımızdaki kaderler karıştı ya da zaten olması gerekenler domino taşları gibi yerli yerine oturdu.

Adımlarımız bir ileri bir geri giderken ayakkabılarımızın birbirine değmesine sebep olacak kadar bedenlerimiz yakındı. Daha önce başka erkeklerle dans ederken de bu kadar yakın olduğum olmuştu ancak bu seferki başkaydı. İlk kez bu kadar heyecan duyuyor, ilk kez göğsüm bu denlisine sıkışıyordu. Giray' la nişanlandırılacağım zaman bile kalbim bu kadar hızlı atmamıştı. Giray içecek bir şeyler almaya gitmişti ancak görünürde yoktu. Etrafımızda dans eden diğer çiftlerden olsa gerek beni göremiyordu, görmesin de zaten şu anda öyle huzurluydumki bu anı bozmasını hiç istemiyordum. Biz de diğerleri gibi dans eden bir çifttik, gülüşüm büyüdü.

Aramızdaki boy farkından olsa gerek benim başım onun çenesinin biraz daha altına geliyordu. Birde benim ayağımda topuklu ayakkabılarım vardı o ise düz taban spor ayakkabı giyiyordu. Başımı kaldırarak gözlerine baktım, içimi bir anda dehşet bürüdü. Bu çok garipti ama onun ne düşündüğünü anlayabiliyordum. Gözlerine baktığımda içimden geçenler onun içinden geçenlerdi. Acaba o da benim yaptığımı yapabiliyor muydu? Sağ elini elimden çektiğinde elleri belimi sardı, bende sağ elimi tıpkı sol elimle yaptığım gibi omzuna koydum ardından ellerim omuzlarından ayrılarak ensenine tutundu.

Şimdi tüm vücudumuz birbirine değiyordu, bir bütün olarak dansımıza devam ettik. Gözlerimin önünde onun çıkıntılı elmacık kemiği vardı, başımı biraz daha kaldırarak gözlerine baktım. Göz temasımızdan bir hayli memnun görünüyordu yinede kulağıma eğildi.

Mavi kız kara çocuk gözleri boncuk boncuk

Ben sevdalı bir diken sen açmamış tomurcuk

Göz bebeğim (mavişim)

Tek dileğim (mavişim)

Seviyorum (mavişim) öleceğim

Kır çiçeğim (mavişim)

Bal peteğim (mavişim)

-İbrahim Tatlıses-Mavişim adlı parçadan alıntıdır.-

Kulağıma yalnızca benim duyabileceğim şekilde söylediği şarkıyı ilk kez duyuyordum ama ne yalan söyleyeyim sesi güzeldi, sözleri de hoşuma gitmişti. Ne demişti?.. Mavi Kız...

Güldüğümde beyaz dişlerimi ortaya çıkardım, gözlerimi azıcık yana boynuma doğru kaydırdığımda onun da yüzü gülüyordu. Gözlerimi bu kez gözlerine odaklandırdığımda dudaklarıma baktığını fark ettim. Gülüşüm durulduğunda yerini hafif bir tebessüme bıraktı o sırada gözleri gözlerime odaklandı. Benimkine benzeyen ama bir o kadar da zıt olan maskesi siyahtı. Doğrulduğunda yüzü ciddileşti o önüne baksada ben onun nereye baktığını görmek adına arkamı döndüm. Giray, beni bıraktığı yerde elinde iki şampanyayla duruyor gözleri beni arıyordu. Siyah maskeli oğlana döndüğümde kahverengi gözleri beni buldu, gözlerindeki ciddiyet benim gözlerimle temasında son buldu gülümsüyordu. "Benimle burdan çıkıp gidebilecek kadar özgür müsün?" Gözleri beni onayla dercesine yalvarıyordu ve ben onu kırmak hiç istemiyordum. "Değilim..." Yüzü asıldı. "...ama olmak çok isterim." Gülümsediğimde gülümsedi. "Giray' a görünmeden nasıl çıkacağız?" Bu gece ikinci kez sağ elini uzattı "Gel benimle." "Seve seve." Sağ elini tuttuğumda az önce etrafımızı saran kalabalığın arasından sıyrıldık. Giray' ın bizi göreceği endişesi tenime ateşlerini bastırırken terlemiştim. Dans edenlerin oluşturduğu çemberin etrafından biz de bir çember oluşturarak hızlı adımlarla ilerliyorduk hatta neredeyse koşuyorduk. Kapıdan geçtiğimiz sırada "Mehir!" Giray, bana sesleniyordu ama arkamı dönüpte bakmadım.

Gri renk Skoda Octavia' nın yanına geldiğimizde arabanın kilidini açtı. "Bin." Maskeli, arabaya bindiğimiz gibi gaza bastı. Camı indirerek başımı camdan çıkardım, yüzüme gelen saçlarıma ben elimi atmadan rüzgar hâlletmişti bile. Arkaya baktığımda Giray, kapının pervasına yaslanmıştı. Başını sağ omzuna doğru yaslamış bana hayal kırıklığıyla bakıyordu. Elindeki kadehlerse yere düşmüştü.

Önüme döndüğümde camı kapattığım gibi arkama yaslanarak emniyet kemerini taktım. Gözlerimi Maskeli' ye çevirdiğimde zaten takıyordu. "Şimdi ne yapacağız?" Merakla sorduğum soruya meraklı gözlerim eşlik ediyordu. "Canımız ne isterse." Gülümsediğimde konuştum "Deniz görebileceğimiz bir yere gidelim mi?" Bana döndüğünde gülümsedi. "Olur."

• • • •

Üsküdar sahiline geldiğimizde buraya en son geldiğimde yaşadıklarım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Birazcık üzülmüştüm ama bunu Maskeli' ye belli etmeye niyetim yoktu. Gülümsemeye çalıştığımda yüzüme çözmek ister gibi bakıyordu, başımı aşağıyı eğerek yüzümü gizledim. Arabanın kapısını açığımda kapıya tutunarak doğruldum şimdi kapı göğsümden aşağısını akşamın soğuk esen rüzgarından korurken yüzüm ve saçlarım soğuktan nasibini almıştı. Arabanın kapısını kapattığımda Üsküdar belediyesi yazan banka oturum. Maskeli de, ben oturduktan hemen sonra yanıma gelerek oturdu.

Denizin de etkisiyle esen rüzgar daha çok üşütüyordu sanırım, donuyordum. Kollarımı kavuşturduğumda üşüdüğümü belli etmemeye çalıştım. Maskeli üzerindeki siyah ceketi çıkarıp bana uzattı. "Ceketimi giymek ister misin?" Önce bana uzattığı cekete ardından ona baktım. "Sen üşümeyecek misin?" "Önemi yok. Benim kilom seninkinin iki katıdır herhalde." Ceket giyinirken sordum "Üşüdüğümü nerden anladın?" Yoksa benim, senin gözlerini okuyabildiğim gibi sen de benimkileri mi okuyorsun? Dişlerini göstererek güldüğünde konuştu "Dişlerin birbirine çarpıyor." Ha?.. Aramıza sessizlik girdiğinde onu aramızdan çekip çıkardı.

"Kalben sever misin?"

"Kalben mi?"

"Kalpten gelen, kalben, yürekten, içten."

"Geliyorum şimdi." Banktan kalktığında olduğum yerde kalarak arkamı döndüm. Arabanın radyosundan bir şarkı açtığında ön yolcu kapısını da açtı. Müziğin sesi usul usul arkada bir fon müziği gibi çalarken çevreye rahatsızlık vermiyorduk.

Başımı soluma çevirdiğimde gömlek ve pantolonunu süzdüm simsiyah giyinmişti, benim gibi. Başımı omzuna koyduğumda ne tepki vereceğini kestiremiyordum. Bana büyük gelen ceketin kollarını avuç içlerime aldığımda nefesimi tuttum. Başını başımın üzerine yasladı.

"Biliyordum, biliyor musun? Yani içime doğmuş hissetmiştim."

"Neyi?" Kaskatı kesildiğini hissettiğimde, bedeninin üzerimdeki gölgesinden kurtulmak adına doğruldum. Sol omzumda ona dönerek yüzüne baktım.

"Sen Ressamın Eskiz Defteri' sin."

"Mehir ben..." Adımı, kim olduğumu biliyordu. İyide bu haksızlık değil miydi?

"Sen benim kim olduğumu biliyorsun, ben neden bilemiyorum? Maskelerimizi beraber çıkaralım, benden kim olduğunu saklama artık."

Cevap vermedi, ağzını açıp tek kelime dahi etmedi. Ellerimi uzatarak maskesini tuttuğumda çekip çıkarmak istedim. Maskesinin üzerindeki ellerimi tuttuğunda buğday teni beyaz tenimi sarmalamıştı. Sol avucumun içine bir öpücük bıraktığında verdiğim nefesim titredi. Ellerimi maskesinden uzaklaştırdığında hışımla ellerimi kucağıma çektim. "Benden neden saklanıyorsun anlamıyorum?.."

"Ben de neden gerçek beni bu kadar merak ettiğini anlamıyorum? Ben buyum Mehir, Ressamım. Ressamın Eskiz Defteriyim." Söylediği cümleler gözlerimde yaşlar uyandırdığında onları geri yollamayı başardım.

"Seni merak ediyorum, bana yardım eden adamın kim olduğunu bilmek, onu tanımak istiyorum oldu mu?" Sağ gözümden bir damla yaş aktığında başımı hızla sağa çevirerek yaşımı sildim. Banka tutunan elime dokunduğunda elimi çektim. "Bırak."

"Ben de tıpkı senin gibi sana daha yakın olmak isterim." Başımı ona çevirdiğimde dikkatle onu dinliyordum. "Ama bizim beraberliğimiz pek imkanlı gelmiyor bana, sürmez ilerlemez."

"Beni tanıdıkça istemeyeceğini mi söylüyorsun?"

"Hayır. Beni tanıdığında istemeyeceğini söylüyorum."

Onun gözlerine son kez baktığımda banktan kalktım, gideceğim sırada ceketin sardığı bileğimi tuttu. "Nereye?" "Sana ne? Gideceğim ben." Bileğimi tutan eline baktığımda bileğimi bıraktı, bileğimi sıkmamıştı. "Gitme..." Başını çevirip arabasına baktı. "...ya da ben bırakayım." "Ben kendim giderim sağ ol." "Mehir ciddiyim, kendimi senden sorumlu hissediyorum. Gel seni gideceğin yere bırakayım." "İstemediğimi söyledim beni rahat bırak." "Mehir..." Herhalde ricalarına devam edecekti ne diyecekti bilmiyorum çünkü onu arkamda bırakarak ilerledim.

İstanbul' un sokaklarında karanlıkta bir başıma yürürken ne kadar yürüdüğümü hesaplayamadım ölçü birimi olarak kullanabileceğim tek dayanak bacaklarımdaki ağrıydı, fazla yürümüş olmalıydım. Üstelik ulaşacağım yeri pek önemsemeden yalnızca yürümek ve düşüncelerimi dağıtmak istemiştim. Şimdiyse amacıma ulaşmış duyduğum tek yaşam belirtisi cızırdayan sokak lambasıydı.

Yükselen bir gürültüyle duyduğum inleme sesi canı yanan bir kadına aitti bu da az önce düşündüklerimde yanıldığımı gösteriyordu. Labirenti andıran sokaklarda dolanırken bu kez dümdüz ilerlemek yerine sesin geldiği sağ tarafa yöneldim. Birkaç metre ilerlediğimde devrilen mavi bir bisikletle yerde oturan kahverengi saçlı kızı gördüm. Ona yardım etmek adına hızla yanına ilerledim, omzuna dokunduğumda konuştum "İyi misin? Canın çok yanıyor mu?" Şaşkınlık dolu gözlerle bana bakıyordu. "Lan! Başımı çok sert mi vurdum, peri kızı görüyorum. Üstelik nasıl olduğumu soruyor, iyi gibiyim." Ayağa kalktığında bisikleti kaldırdı. Bu kez yükselen düdük sesi sokakları inlettiğinde hızlıca bisiklete bindi, gideceği sıra da bana bakarken gözlerinde tereddüt vardı. "Çabuk bin." Bisikletin arka taşıyıcısına oturduğumda hızlıca sürmeye başladı. İkimizi birden bu kadar hızlı sürebildiğine şaşırmıştım.

Düdük sesini duymayacağımız kadar uzaklaşıp bir parka geldiğimizde bisikletten inip bir banka oturduk. "Niye buraya geldik?" Diye sorduğumda bisikleti çaldığını normal bir şey der gibi söyledi. Belli etmemeye çalışsamda epey şaşırmıştım, durumu anlamış gibi gülümsedi. "Bu saatte sokakta ne işin vardı?" Gözlerimi yüzüne çevirdim "Uzun hikaye..." Adını bilmediğim için cümlem bitmemişti, bunu fark ettiğinde ismini bahşetti "İsmim Tanem. Tanem Altun."

"Peki sen neden bisiklet çaldın?" Önüme gelen saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdım. "Patronum olacak herif paramı vermeyince ben de kendim almaya karar verdim." Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı.

Başımı gökyüzüne kaldırdığımda dolunayı gördüm "Saat kaç biliyor musun?" Merakla sorduğum soruya sol kolumdaki saat bakarak cevap verdi "Saat on." Gözlerim endişeyle irileştiğinde banktan kalktım "Ne yapacağım şimdi, eve nasıl gideceğim?" "Benim ve bu bebeğin seni bırakmasını ister misin?" Bisikletini gösteriyordu. "Olur."

Evimin adresini söylediğimde bahsettiğim sokaklara hiç gitmediğini söylemişti, bunun üzerine onun eski model telefonundan yol bulma uygulamasını açtım. Uzun süren yolculukta yer değiştirmeyi teklif etsemde ret etmişti.

Evimin önüne geldiğimde bisikletten indim. "Sen burda mı oturuyorsun?" Başımı olumlu anlamda salladığımda gözleri evi süzüyordu. "Vay anasını... Ben de bizimkini ev sanıyorum." "Öyle söyleme. İnsanın evi değil yuvası olmalı. Neyse... İyi geceler tekrardan teşekkür ederim." "Bir dakika." "Sen bana adını söylemedin." "Adım Mehir, Mehir Demirel."

"Mehir... anladım."

Gülümsedim. "İyi geceler." Evin siyah demir kapısından içeriye girdiğimde kapının bu saatte neden açık olduğunu sorguladım. Korumalara çok bakmamaya çalışırken onların gözlerinin bende olduğunu biliyordum. Evin kapısını açtığımda Deniz Abla bana endişeli ve üzgün bir yüzle bakıyordu.

"Hoş geldiniz Mehir Hanım." Babamın sesini duyduğumda başımı sağıma çevirerek oturma odasına baktım. Gördüğüm manzara, tekli koltuğa oturan Oktay Demirel' di. Giray ise babamın yanındaki koltuğa oturmuş ağlıyordu.

Bölüm Sonu...

Bölüm hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Mehir ve Ressamın sahnelerini nasıl buldunuz?

Hackerin kim olduğunuzu düşünüyorsunuz?

Sosyal medya hesaplarımı takip ederseniz yeni bölümler hakkında spoilerları öğrenebilirsiniz.

İnstagram: nazanatees

X:NazanAtes0

Spotify: Nazan Ateş

Hoşça kalın, kendinize iyi bakın🌝🤍